1. YAZARLAR

  2. Hakan SÖNMEZ

  3. Ilımlı FETÖ'cü tehlikesi!
Hakan SÖNMEZ

Hakan SÖNMEZ

Genel Yayın Yönetmeni
Yazarın Tüm Yazıları >

Ilımlı FETÖ'cü tehlikesi!

A+A-

15 Temmuz kanlı FETÖ’cü darbe girişimi ve sonrası yaşanan tüm gelişmeler kapsamlı bir analize muhtaç.


Devlet içindeki FETÖ’cü yapılanmanın tarihi 40 yılı aşıyor.


İtirafçı FETÖ’cülerin TV’lerden, basın yayın organlarından yaptıkları açıklamalara göre Fethullah Gülen’in bir zamanlar devletin ve halen de dış istihbarat güçlerinin “koruması” altında olduğu görülüyor.



ERBAKAN’IN SEVMEDİĞİ GÜLEN


Fethullah Gülen’e 12 Eylül Darbecilerinin, sağ ve sol iktidarların desteği her zaman olmuş.


İşin en ilginç tarafı Fethullah Gülen’in, “milli-islami” kimliği hep önde tutan Necmettin Erbakan ile yıldızı bir türlü uyuşamamış.



AK PARTİ, GÜLEN, TSK…


AK Parti iktidarıyla da Türkiye genelinde büyük bir sıçrama yapmış bu FETÖ.


AK Parti iktidarlarının Fethullah Gülen’in devlet içerisinde örgütlenmesine “yol” vermesinin en temel nedeni Türk Silahlı Kuvvetleri'nin nefesini hep enselerinde hissetmeleriydi.


Erbakan’ın temsil ettiği “milli-islami mücahitliğin” yerini, özellikle İran İslam Devrimi sonrasında İran kökenli Ali Şeriati, Mısır kökenli Seyit Kutup, Hasan El Benna’nın temsil ettiği “İslam Devrimi” temelli bir “fundamentalizm”in alması ile birlikte, Türkiye’deki “İslamcılık” düşüncesi farklı bir yönelime gitmeye başladı.



MUHSİN YAZICIOĞLU VE ERDOĞAN


Tam bu dönemde ortaya çıkan iki genç siyasi figür vardı:


Birisi merhum Muhsin Yazıcıoğlu. Bir diğeri de Recep Tayyip Erdoğan.


Yazıcıoğlu, “milliyetçi-muhafazakar” bir çizgiyi temsil ederken, Recep Tayyip Erdoğan “ümmet” temelli, uyumlu, ılımlı bir islam düşüncesiyle ön plana çıkıyordu.


Muhsin Yazıcıoğlu fazla "milli" ve "yerliydi".  Yeni gelişen, dönüşen, okuyan, yazan, çizen İslamcıların; Erbakan’ın temsil ettiği “milli-islami” kimliğin cami cemaatinin dışına çıkamadığı eleştirileriyle birlikte, “Kasımpaşalı” Erdoğan’a yönelmesi çok normaldi.


Erbakan, askeri darbelere karşı hep edilgen bir tavır içerisindeydi. Ancak; Erdoğan kendi ifadesiyle “diklenmeden dik durabiliyordu”.



MERKEZ SAĞ’IN ÇÖKÜŞÜ AK PARTİ’YE YARADI


Rüşvet, yolsuzluk bataklığı içerisinde tamamen çürümüş olan merkez sağın iki partisi ANAP ve Doğru Yol’un Türkiye siyasetinde bir geleceğinin kalmaması nedeniyle ortaya çıkan boşluğu AK Parti çok usta siyasi manevralarla doldurdu.


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin talebiyle gerçekleşen 3 Kasım 2002 seçimlerinde AK Parti % 34 ile iktidara geldi.


ABD ve Avrupa üzerinden Batıya yönelik açılımlarıyla iktidarının ilk döneminde oldukça iyi bir performans çizen AK Parti, hem Batı’dan hem de toplumun geniş kesimlerinden büyük bir destek aldı.


 

HOCAEFENDİ HAZRETLERİNDEN FETÖ’YE…


Bu süreç zarfında Fethullah Gülen hep “Hocaefendiydi”. Başta Erdoğan olmak üzere AK Parti’nin tüm yöneticilerinin “koruma kalkanı” altındaydı.


AK Parti’nin Anayasa Mahkemesi tarafından Haşim Kılıç’ın verdiği 1 oy ile kapatılmaktan kurtulduğu, 27 Nisan e-muhtıralarının verildiği bir dönemde, TSK’nın; cumhuriyetçi, laik yapısının bir “darbeye” neden olabileceği ihtimali en büyük korkularıydı.


Bu korku; tüm İslamcıları, cemaat, tarikat, fikir farkı olmadan hep bir arada tuttu.


Devlet içindeki Fethullahçı yapılanmanın boyutları MİT Başkanı Hakan Fidan’ın savcılığa ifade vermek üzere çağrılmasıyla ortaya çıktı.


Hastalığı sırasında gerçekleştirilmeye çalışılan bu “mini FETÖ darbesi” Erdoğan’ın gözlerini açtı.


Arkasından gelişen 17-25 Aralık olayları, Emniyet’in ve Yargı’nın FETÖ’nün tamamen elinde olduğunu gösterdi.


Cumhuriyetçi, laik bir “darbe” bekleyenler bir anda içlerinde besleyip büyüttükleri başka bir tehlike ile karşı karşıya kalmışlardı.


FETÖ’cü yapılanma; devletin tüm kılcal damarlarına kadar girmiş, bürokrasiden, yargıya, emniyetten, iş dünyasına ve STK’lara kadar bir kanser gibi yayılmıştı.


FETÖ ile etkin bir mücadeleye girişen Recep Tayyip Erdoğan, Başbakanlığının ardından Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte FETÖ’nün önündeki tek engeldi artık.


Erdoğan’ın ve partisinin uyguladığı “ötekileştirme” politikaları sayesinde, FETÖ de Erdoğan’a karşı ülke içinde farklı bir zemin ve müttefikler bulmakta zorlanmadı.


Toplumun neredeyse yarısını karşısına alan Erdoğan’a yönelik büyük bir etkisizleştirme, itibarsızlaştırma kampanyaları başlatıldı.


FETÖ özellikle ülke genelinde Cumhuriyetçi laik kesimlere sızmaya başladı. Erdoğan’a karşı onlarla birlikteymiş görüntüsü vererek kendisine yönelik saldırıları püskürtmeye çalıştı.


MHP içerisine sızmak için "büyük gayretler" sarf eden FETÖ, Devlet Bahçeli’nin kararlı tutumu nedeniyle bunu başaramayınca, parti içi muhalefetten "fayda ummayı" hedefledi.



LAİK TSK’DA FETÖ’CÜ YAPILANMA


Devletin gücünü elinde bulunduran Erdoğan’ın, FETÖ’nün emniyet, yargı, bürokrasi ve iş dünyasındaki varlık ve güçlerine yönelik saldırıları karşısında mevzi kaybettiğini gören FETÖ, elindeki "son gizli silahına" başvurdu ve 15 Temmuz Kanlı Darbe Girişimini başlattı.


TSK içerisindeki FETÖ’cü yapılanmanın boyutları, bu alçak darbe girişimine kadar bilinmiyordu.


TSK’yı cumhuriyetçi, laik generallerin yönettiği zannedilirken, bu generallerin çok büyük bir kısmının “şakirt” olduğu gerçeği tüm toplumu derinden sarstı.


Bir başka büyük sarsıntı da İslamcılarda oldu. İkbali beraber paylaştıkları ve hedeflerinin “ortak” olduğuna inandıkları “Fethullah Gülen Hocaefendileri” en azılı düşmanları çıktı.



BATI’NIN DEĞERLERİ VE DEĞERSİZLİĞİ


FETÖ’cülerin başarısız olmalarının pek çok özel ve genel nedeni olsa da görülüyor ki, ülkemizi ve milletimizi Allah korumuş.


15 Temmuz Darbe gecesi ülkemize “ballı darbe” haberleri yapmak için gelen “journalist”lerin beklentileri gerçekleşmeyince "küskün küskün" yurdumuzu terk etmesinden anladık ki, ABD ve Avrupa da ciddi bir darbe beklentisi varmış zaten.


Geçen haberlerden anladığımız kadarıyla hepsi, 15 Temmuz gecesi yaşanan büyük trajedinin ardından, ülkemizin büyük bir kaosa gireceğine kesin gözüyle bakıyormuş.


“Bu çağda darbe olur mu?” “Dünya bize ne der?” gibi avuntuların gerçeği yansıtmadığı 15 Temmuz’da ortaya çıktı.


Sevgili Batılılarımızın Türkiye’nin demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk gibi kavramlarıyla pek ilgilenmediklerini gördük.


Darbe başarılı olamadı diye bir ağlamadıkları kaldı.



TÜRK DEVLETİ MİLLETİYLE BİR BÜTÜNDÜR


FETÖ’cülerin öngöremediği ülkemiz gerçekleri darbecileri başarısız kıldı.


FETÖ’cü darbecilerin niyetleri gören Türk Milleti, tarihinin derinliklerinden gelen Ordu/Millet kavramının ne demek olduğunu herkese gösterdi ve darbenin karşısında durdu.


Cumhuriyetçi laik sol; darbe girişimine prim vermedi.


Türk Milliyetçileri, ülkücüler açıkça karşılarında durdu.


Recep Tayyip Erdoğan “Kasımpaşalılığının” hakkını verdi.



15 TEMMUZ BİRLİĞİ VE SONRASINA DAİR


15 Temmuz’dan sonra bambaşka bir Türkiye’ye uyandık.


Görece büyük bir toplumsal mutabakat oluştu.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Ağustos günü AK Parti’nin kuruluş yıl dönümü nedeniyle yaptığı konuşmada artık eski Tayyip Erdoğan olmadığını söyleyerek, AK Parti’nin de eskisi gibi hareket etmemesi gerektiğini, Türk Milletine hizmet etmeye mecbur olduğunu üstüne basa basa ifade etti.


Yeni Kapı Mitingi ile tüm dünyaya AK Parti, MHP ve CHP’li muhteşem bir birlik mesaj verildi.


Devletin içindeki FETÖ’cü yapılanmanın temizlenmesi yönünde büyük bir kararlılık oluştu.


Ancak; FETÖ’cü yapılanmanın siyasi boyutlarına çok açık ipuçları olmasına rağmen bir türlü girilemedi.



YAŞIN DUMANI FAZLA ÇIKAR!


80 bini aşkın devlet memuru işten atılırken yapılan uygulamalardan bir takım rahatsızlıklar oluştu.


Devletin içindeki kripto FETÖ’cülerin bu rahatsızlıkların oluşmasında etkin olduklarını düşünüyorum.


Unutulmasın ki, kurunun yanında yaşın da yanması durumunda yaşın dumanı daha fazla çıkar.


FETÖ’cü yapılanma bugün elindeki tüm argümanlarıyla ortaya çıkan tabloyu sulandırmak için çalışmakta.


Bu sulandırma çabalarına da AK Parti içerisindeki İslamcıların refleksleri büyük katkı sağlamakta.


15 Temmuz ve sonrasında yaşananlar, küresel anlamda güçlü bir Türkiye’nin istenmediğini gün gibi ortaya çıkardı.


Asıl önemli olanı da 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin emperyal bir plan üzerine oturduğudur.


Başarısız olsalar da emparyalistlerin planlarını günü birlik yapmadıkları herkesin bildiği bir gerçekliktir.


Zayıflatılmış bir Türkiye, bölgemizde emperyalist planların uygulanması için elzemdir.


15 Temmuz darbe girişimi göstermiştir ki;


Türkiye’de siyasal İslamcılık çökmüş ve ifşa olmuştur.


Tüm uygulama ve tezleri bu ülkenin geleceği ve gerçeği üzerine değil, emperyalistlerin arzu ve emellerine uygundur.


15 Temmuz darbe girişiminin ardından, FETÖ’cü yapılanmanın kovanlığını yapan İslamcıların, “vatan”, “memleket”, “Türk Milleti”, “Atatürk” kavramlarına görece yeniden sahiplenmelerini izlemek elbette güzel.


Fakat; "retorikleri" yeterli olmadığı için "çuvallamaları" da oldukça muhtemeldir.


Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hala “rabia” işareti yapmasının da temelinde bu "yalın gerçek" yatmaktadır.


AK Parti ve İslamcılar, FETÖ’cü darbe kalkışmasını kendileri için bir fırsata dönüştürmek arzularına gem vuramadıkları yönünde bir algının toplumda oluşmaya başladığını görmelidir.


Oluşan bu büyük toplumsal mutabakatı, kendi çıkarlarına evirmeye çalışmanın, ülkeyi nasıl bir nokta götüreceğini anlamalıdırlar.


Türk Devleti’nin ve Türk Milleti’nin değerlerine yönelik fırsatçı ve intikamcı olmadıklarını göstermelidirler.


15 Temmuz Darbe girişimi sonrası ortaya çıkan AKP, CHP, MHP’li “tek parti dönemi” fırsatını ülke olarak çok iyi değerlendirmeliyiz.


Oluşan mutabakat zemininin karşılığını toplumun tüm kesimlerine yansıtmalı ve “yangından mal kaçırma” tavırlarına izin verilmemelidir.


FETÖ ile mücadeleyi, "ılımlı FETÖ’cülerle" yapmaya çalışmak, ülkenin geleceğine dinamit koymaktan başka bir şey değildir.


Türk Devleti her türlü küçük çıkarların ötesindedir.


Emperyalistlerin 50 yıllık planlarına inat, bizler; bin yıldır bu topraklardayız.


 

Hakan Sönmez      siyasetcafe.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.