Kaset iftiralarının arkasında bu fetva mı var?

Kaset iftiralarının arkasında bu fetva mı var?

AKP'nin fetvacı hocası olarak bilinen Hayrettin Karaman'ın özel kasetlerin yayınlanması hakkında verdiği fetva Meral Akşener'e atılan iftira ile yeninde gündeme geldi.

AKP'nin Yeni Şafak gazetesi yazarı Hayrettin Karaman, AKP'nin işine gelen fetvaları verdiği iddia ediliyor. Bu dedikodulardan dolayı adı AKP'nin fetvacısına çıkan Karaman'ın 2011 yılında AKP'nin Yeni Şafak'ında yazdığı bir yazı Meral Akşener'e atılan iftira ile tekrar gündeme geldi.

AKP'nin fetvacıcı olduğu söylenen Hayrettin Karaman yazısında, özel hayatın teşhiri konusuna değiniyor. Karaman, eğer bir insan özel hayatında günaha giriyorsa ve bu şahıs kamu görevi yapıyorsa, tapelerinin, gizli görüntülerinin, belgelerinin yayınlanmasında bir mahsur yoktur fetvasını vermişti.

DENİZ BAYKAL'IN, CHP'LİLERİN, MHP'LİLERİN KASETLERİ BU FETVAYLA MI YAYINLANDI?

Karaman'ın bu fetvayı vermesinin ardından internet sitelerine CHP ve MHP'li vekillerin özel görüntüleri düşmüştü. Bu kasetleri miting meydanlarında sık sık diline dolayan Erdoğan da"Özel değil geneeel geeneeell" diye bağırmıştı.

İFTİRAYA DA MI FETVA VERİLDİ?

Bugünlerde de AKP medyası Meral Akşener'e 'kaseti var' iftiraları atıyor. Akıllara 'Acaba fetva güncellenip iftiraya da mı cevaz verildi?' sorusu geliyor.


İŞTE KARAMAN'IN O YAZISI

Şöyle bir misal verilir:

Bir mümini meyhanenin sokağına girerken görürsen "orada meşru bir işi vardır" de; meyhaneye girerken görürsen "orada birini arıyordur" de, masaya oturup içmeye başladığını görürsen "eyvah, kardeşim günaha girdi, onu bundan nasıl vazgeçirebilirim" diye düşünmeye başla, ıslahı için dua et ve elinden gelen başka ıslah tedbirlerine de başvur.

Eğer ayıp ve günahını gizleyerek işleyen bir mümin kamu görevlisi veya kamu görevine talip biri ise bu takdirde "halkı onun zararından koruma" vazifesi, ayıbı örtme vazifesinin önüne geçer ve ilgililere durum açıklanır; yani bu durumda ayıp ve günah gizlenemez.

Kamu görevi dışında iki kişi arasındaki bazı ilişkiler de ayıp ve günahın açıklanmasını gerekli kılabilir. Mesela dindar bir ailenin kızına talip olan, kendini de dindar gösteren, halbuki gizli gizli günah işleyen birini düşünelim; bunu bilen kimseye sorulduğunda durumu açıklamazsa soranların güvenlerini kötüye kullanmış, onları yanlış yola sevk etmiş olur. Bu misalde günahın ve ayıbın açıklanması daha dar bir sınır içinde kalır.

Kanunların izinsiz dinleme ve görüntüleri kaydetmeyi yasaklaması durumunda -aksine bir zaruret bulunmadıkça- bu yasağa uymak gerekir. İslam ahlakına göre de insanların gizledikleri davranışlarını bilmek ve görmek için teşebbüste bulunmak (tecessüs) menedilmiştir. Ama gizlenen kusur ve günah kamuyu ilgilendiriyor ve bilinmemesi kamuya zarar veriyorsa devreye "zaruret" girer ve zaruri olarak tespit ve gerektiği kadar teşhir edilir.

Ülkemizde ve dünyada zaman zaman gizliliklerin ortaya çıkarıldığı, rezaletlerin haber veya görüntü olarak teşhir edildiği oluyor. Bu teşhirler, yukarıda açıklanan kurallara uygun -bu manada meşru- ise denecek bir şey yoktur; gereken yapılmıştır. Uygun değilse elbette yapılan da ayıptır, günahtır. Bu "ayıp ve günah" ifade edilirken yapılanın sükutla geçiştirilmesi de tasvib edilemez; şahıslar anılmasa bile yapılan ayıpların ve günahların mahkum edilmesi, ahlaksızlığa prim verilmemesi ayrı bir ahlaki ödevdir.

Dikkatimiz çeken husus şudur: Adam kamu hizmetine talip, kendini namuslu, iffetli, dürüst… gösteriyor, halbuki öyle değil ve bu da birleri tarafından tespit edilip açığa konuyor. Bu durumda insanlar ikiye ayrılıyor: Bir grup yalnızca skandalı diline dolayıp bundan faydalanmaya bakarken diğer grup da yalnızca tespit ve teşhir edenleri kınamakla meşgul oluyor.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.