Mehmet Özhaseki’den Ankaralı cevabı Tuncelili Kılıçdaroğlu İstanbul’a aday olmuştu

Mehmet Özhaseki’den Ankaralı cevabı Tuncelili Kılıçdaroğlu İstanbul’a aday olmuştu

AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Mehmet Özhaseki, kendisini Kayserili olmasından dolayı eleştiren Kılıçdaroğlu’a cevap verdi.

A+A-

Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Gazete Duvar’a konuşan Özhseki’nin konuşmalarından satır başlıkları şöyle;  

BANA ANKARALI DEĞİLSİN DİYEN TUNCELİLİ KILIÇDAROĞLU İSTANBUL’A ADAY OLMUŞTU

Kendisi Tunceli’de doğmuş, ana muhalefetin başına gelmiş, İzmir’den milletvekili olmuş, İstanbul’a da büyükşehir belediye başkan adayı olmuş. Ankara’da iki CHP’li belediye başkanı var. Yenimahalle’deki arkadaş Afyonlu; Çankaya’daki arkadaş Tuncelili. Ben de şunu sordum, insanlar dünyaya gelirken Yaratıcı’ya dilekçe mi veriyorlar? Sonra utanıp Ankara’yı bilmez dediler. Ben burada 3 dönemdir milletvekiliyim, genel başkan yardımcısıyım, bakanlık yaptım. Ayrıca 17 yaşından beri Ankara ile içli dışlıyız. Yakınlarımızın hepsi Ankara’da. Çocuklarım burada okudular. Evimiz oldu burada 2000’li yılların başından itibaren. Eşim hep buradaydı, ben de gidip geliyordum.

ANKARA’NIN EN ÜCRA KÖŞESİNE KADAR BİLEN TEK KİŞİ BENİM

1/100.000 metre karelikle Ankara’da konutlar, sanayi alanları, iş yerleri nerede olacak, bağlantıları nasıl sağlanacak, ormanlar, korunacak alanlar nerede?.. Bütün bunları belirlediğimiz tüm paftalara en çok çalışan insan benim. Ankara’nın en ücra köşesine kadar, bundan beş, on sene sonra nasıl olacağını bilen tek kişi benim. Bana söyledikleri burada da tutmadı ama çok ayıp bir şeydi. Sevindirici taraf şurası, kimse bana ‘tembel, bu adam iş bilmez, büyükşehir idare edecek kapasitesi yok’ demedi, affedersiniz hırsız uğursuz da demedi, bundan dolayı seviniyorum.

MANSUR BEY ÜLKÜCÜLERDEN OY İSTİYORSA MHP’DE KALSAYDI

Mansur Bey ülkücülerden oy istiyorsa MHP’de dursaydı, MHP’den aday olsaydı. Şimdi ülkücü arkadaşları, partiden ayrılırken ‘siz CHP’lileştiniz’ diyerek suçlayan -CHP çok kötü ya, tu kaka ya- biri gidip CHP’nin adayı olup, arkasından ülkücülerden oy isterse gülerler adama. Çok komik bir durum olur. Benim çizgim çok net ve belli: Yerli ve milli bir duruş. Bunun temsilcileri de iki tane günümüzde, biri AK Parti diğeri Milliyetçi Hareket Partisi…

HALKIN TEPKİ VERECEĞİNİ BİLDİKLERİ İÇİN ‘EVET, ANLAŞTIK’ DEMİYORLAR

Karşı taraftaki ittifakta da CHP ve İYİ Parti var. Meşru iki parti. Ne diyebiliriz? Eleştiririm ama kötü bir söz söylemem ama bir de utandıkları ortakları var. Bunu netleştirseler, işte o zaman milli mi gayri milli mi çok net söyleyeceğiz. Kim o? HDP… Ahmet Türk ile Kılıçdaroğlu görüşüyorlar. Gazetecilere yakalanınca Ahmet Türk şöyle söylüyor: Kılıçdaroğlu davet etti, yerel ittifak teklif etti, destek bekledi bizden, onu görüştük… Bak ne kadar güzel, mertçe söylüyor! Sezai Temelli diyor ki, Kürdistan’da biz kazanacağız, batıda da kaybettireceğiz. Burada destekleyeceklerini söylüyorlar.

SİYASET DÜRÜSTLÜK ADAMLARININ İŞİ

İstanbul’da, Adana’da, İzmir’de diye sayıyorlar ama Ankara’yı söylemiyorlar. Burada ne (Kemal) Kılıçdaroğlu anıyor ne de HDP tarafı. Kendi aralarında ittifak konuştular mı, konuştular; görüşmelerini anlaşmalarını yaptılar mı, yaptılar. Çıkıp Ankara halkına desinler ki, “Evet biz anlaştık, bizi destekleyecek”. Ankara halkının milli ve manevi değerlere bağlı olduğunu, onlara tepki vereceğini biliyorlar. Onları ürkütmemek adına bunu yapıyorlar ama bunun adına çirkin siyaset deniyor. Siyaset dürüst adamların işi bana göre.

PKK VE ONUN SİYASİ UZANTILARINDAN OY İSTEMİYORUM

Rakibim, gidin Haseki’ye sorun demiş. Düşüne düşüne bana danışmanlarıyla bir soru gönderdiler. HDP’den oy istiyor mu, istemiyor mu? Allah Allah çok şaşırdım(!)… O kadar net ki! Ne PKK ne onun siyasi uzantısı lanet adamlardan zerre kadar ucuna kan bulaşmış oy istemiyorum. O oyların ucuna kan bulaştı çünkü. Ancak, Ankara’da yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimin hepsinin oyuna talibim. Bakanlığım döneminde Güneydoğu’dan sorumlu koordinatör bakandım.

Doğu’nun temsilcisi olduğunu söyleyen HDP’lilerden daha çok gittim 2016-2017 yıllarında, 2.5 yıl boyunca oraya. Sur’un içerisine, Nusaybin’e, Yüksekova’ya, İdil, Cizre, Silopi, Şırnak’a… Teröristlerin yaktığı yıktığı orada 30 bin Kürt vatandaşımızın evi vardı. 50-60 bin civarında ev de hasarlıydı. Eşyaları falan yanmış, alt yapıları, hiçbir şey yok. Onları yapmak için gittik. Bir, bir buçuk sene içerisinde onları yaptık. Cizre’de, İdil’de, Silopi’de 10-15 günde bir su akıyordu. Her gün su akar hale getirdik.

KÜRT KARDEŞLERİMİZE HİZMET EDEN BENİM

Yüksekova’da, bir metre kanal yoktu. Yüz binden fazla nüfus, ortalık lüks arabalardan geçilmiyor ama belediye bir metre kanal yapmamış. 400 küsur kilometre kanal yaptırdım. Hizmet eden benim, oradaki Kürt kardeşlerimize.

Benim iddiam ve özellikle altını çizerek söyleyeyim şu: PKK’lılar asla Kürt kardeşlerimizin temsilcisi değildir, onları ayırmak lazım. PKK lanet bir örgüttür, herkesin onu kınaması lazım. Eli kanlı, cani bir örgüttür. Ama Kürt vatandaşlarımız, kardeşlerimiz ayrı. O yüzden ben elbette kan bulaşmış hiçbir oyu istemiyorum ama Kürt kardeşlerimizin hepsinin oyuna da talibim, çok net söylüyorum bunu.

HDP’YE OY ÇIKAN SANDIK SAYISI 2 BİN 350’DEN 230’A DÜŞTÜ

Orada oylar iki türlü alınıyor. Geçtiğimiz iki seçimde, yerel yönetimler başkanlığı yaptığım sırada inceledim. İlk 7 Haziran 2015 seçiminde 2 bin 350 civarında sandıkta HDP yüzde yüz, firesiz ve iptalsiz oy aldı. Türkçe bilinmeyen bir yerde olabilir mi şimdi? Hiç iptalin olmaması mantıklı geliyor mu? Oradaki vatandaşlarla konuştuk, şöyle söylediler. Bizim her birimizin köyüne üç dört PKK’lı geldi seçim öncesi ve dediler ki, “Buradan bir tane AKP’ye oy çıkarsa bir kişi, iki tane oy çıkarsa iki kişi, üç tane oy çıkarsa üç kişiyi vuracağız”. Böyle olunca muhtarlar korkudan sandıkların başına oturmuşlar, kimseyi yaklaştırmamışlar, kendileri oy kullanmışlar. Arkasından 1 Kasım 2015 seçimi geldi. Bakanlık önce tedbir aldı. 230 sandığa düştü yüzde yüz oy kullanma oranı. Böyle bir yapı var orada.

MANSUR BEYE BAKARSANIZ KENDİSİ YÜZE 80 OY ALIYOR

Mansur Bey’e bakarsan yüzde 80’leri buluyor o (gülüyor). İlk günlerde neredeyse öyle söylüyordu. Ben de öyleyse çalışmasın, çayını kahvesini içsin dedim. Yeni CHP yönetimi son birkaç yıldır özellikle bu taktiği uyguluyor. Referanduma giderken, cumhurbaşkanlığı seçiminde, genel seçimde yaptı. “Öndeyiz, öndeyiz, geliyoruz, aldık!”… O akşam oluyor, sandıklardan çıkan gerçekler yüzlerine çarpıyor, o zaman taktik değişiyor. “Oylar çalındı, sandık güvenliği yok! YSK yok mu zaten! Hiç güvenilmez bunlara!”… Dört seçimdir böyle. Hiç değişmiyor.

‘DENİZ BAYKAL YÖNETİMİNİ AYIRIYORUM. ONLAR FARKLIYDI’

Deniz Baykal yönetimini ayırıyorum. Onlar farklıydı. Farklı şeyler söylüyorlardı. Şimdiki yönetim çok ayrı. Çok özel bir yönetim. Bu arkadaşların taktiği böyle ve akşam olduğunda da başlıyorlar oylar çalındı diye, ardından YSK’ya iftira ediyorlar. Peki kardeşim Karşıyaka’da seçimi aldığınızda gidip mazbatayı alıyorsunuz, YSK’nın oraya tayin ettiği hâkimlere teşekkür ediyorsunuz, burada niye iftira ediyorsunuz adamlara?

‘BAYKAL’IN YERLİ VE MİLLİ OLUŞUNDA ŞÜPHE YOKTU’

Deniz Baykal benim bildiğim kadarıyla ulusalcı ve yerli duruşu olan bir adam. Kendine göre hassasiyetleri vardır ve bütün programını cumhuriyet, laiklik üzerinden devam ettirir. Karşı tarafta gördüğü en küçük bir şüphe veya soru işaretini de abartarak anlatırdı, o hassasiyetini devam ettirirdi ama devlet adamlığından kimsenin şüphesi yok. Yerli ve milli oluşundan şüphe yoktu. Ama yeni yönetimde eski hassasiyetler gitti. Arkasından iftiravari ortamlar başladı. Herkes hakkında çok rahat iftira edecek, yalan söyleyecek bir yapı…

‘BÜYÜK İHTİMALLE CHP YÖNETİMİ GÖBELS’DEN TAKTİK ALIYOR’

Şimdi diyorum ki onları görünce, büyük ihtimalle bunlar, Hitler’in bir propaganda bakanı vardı, adı Göbels (Joseph Goebbels: Hitler’in iktidara geldiği 1933 yılından 1945’e kadar Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı olarak görev yaptı. ÖAÇ), ondan taktik almışlar, kitabını okumuşlar. Göbbels’in ciddi birkaç tane teorisi var. Diyor ki, “durmadan yalan söyleyin, bu yalanda ısrar edin, yalanı büyük büyük söyleyin”… Bizim bu CHP yeni yönetimi bunu kendisine rehber edinmiş ve devam ediyorlar. Çok çirkin bir şey.

‘25 YILIM ŞEHİR HİZMETLERİYLE GEÇTİ’

21 yıl belediye başkanlığım var. Milletvekili olunca belediyelerden sorumlu genel başkan yardımcısı oldum. 2.5 yıl kadar da bakanlığım var. Yine belediyelerden, şehircilikten sorumlu bakandım. Son 25 yılım, şehir hizmetleriyle geçti. Bir özelliğim de kendimi yenilemeye çok meraklıyım. Çok şükür, dünya şehirlerinin gelmiş olduğu noktayı çok iyi biliyorum. Bunların hepsinin bana bir avantaj olduğunun farkındayım.

Ankara için adaylığım belli olduğunda, Sayın Cumhurbaşkanımız bana söylediğinde 30 kişilik bir ekip oluşturdum. Şehir plancıları, mimar mühendis arkadaşlar var; belki şimdiye kadar hiçbir adayın yapmadığı kültür sanat danışmanları, sporcu arkadaşlar, çocuk psikologları ve sosyologlarla çalıştım. 11 ana başlık belirledik.

‘ÇOCUKLARIN, GENÇLERİN AVM’LERDE YA DA EVDE İNTERNETE BAĞIMLI OLMASINI SEVMİYORUM

Çocukların, gençlerin, ailelerin AVM’lerde ya da evlerde internete bağımlı olmasını sevmiyorum. Özellikle “Çocuk Köyü”ne çok özendim. Kültür yolu projesine, stadyum ve spor tesislerine, millet bahçelerine çok emek verdim. Herkesin çocuğu, benim de torunlarım, artık evde. Dışarı bırakılamıyor, internet ortamında büyüyorlar. Anne yemek yedirmek için bile oyun açıyor. Karşılarında play station’lar var… Veya arada bir çocukla beraber AVM’ye gidip geziyorlar.

Hâlbuki biz hayatı sokaklarda öğrendik. Dostluğu, paylaşmayı, arkadaşlığı, oyun oynamayı hatta kavgayı bile sokaklarda öğrenmiş bir nesiliz. Çocuğun içeride, internet ortamında sağlıklı büyüyeceğine inanmıyorum. Psikolojisinin normal olacağına da inanmıyorum. “Çocuk Köyü” projesi bir milyon metrekare üzerine oturuyor. Orada yüze yakın etkinlik var. Çocuk hayata hazırlanıyor. İtfaiyeciyi, eczaneyi, karakolu da görüyor. Sinemaya, tiyatroya, bilim merkezine giriyor, deney yapıyor.

‘ÇOCUK KÖYÜ İÇİN ANKARALILAR KUYRUĞA GİRECEK’

Bu projeyi yaptığımızda Ankara’daki tüm ailelerin buraya girmek için kuyruğa gireceğini zannediyorum. Ankara’ya yaptığınız işin en güzel tarafı da tüm Türkiye bunu örnek alır ve çocuklarımızı geleceğe hazırlayacak müthiş bir ortam çıkar oradan diye düşünüyorum. Biraz önce Vedat Dalokay’ın ismini vererek onu andım ama onun da bir çabası var, Karayalçın’ın da bir çabası var, Melih Bey’in de var. Herkes kendi zamanına tesadüf eden dönemlerde hizmetlerini yapmışlar.

‘BUNLARI YAPTIĞIMDA EVDE ÇOCUKLARI DURDURAMAYACAKSINIZ’

Bu değerlerin farkında bile değiliz. ‘Kültür Yolu’ ile Ankara’ya değer katacağız diye bakıyorum. 13 tane millet bahçesi yeri… Siz buna park, rekreasyon alanı, orman deyin. Yerlerini de tek tek hazırlayıp bakan arkadaşlarımızla görüşüp, protokol yapar mısınız buralara bunu yapacağım diyerek izin alıp yazdım. 12 milyon 950 bin metrekare… İçinde spor alanları, yürüyüş yolları, yeme içme yerleri, ihtiyaç mahalleri, keyifli mekânlar, millet kıraathaneleri olacak. Bir de stadyum var. Çocukları, gençleri evde durduramayacaksınız. Saraçoğlu Mahallesi’ne kültür sanat evleri yapacağım, gençler için. Envai çeşit, hem modern hem de geleneksel sanatların icra edildiği, gençlerin uğrak yeri bir mahalle haline getireceğim orayı.

MANSUR YAVAŞ, ÜÇÜNCÜ KEZ ADAY AMA BİR PROJESİ BİLE YOK

Ben bunlara emek verdim ama saflığıma bakın ki, aday olduğumda zannettim ki rakiplerim de çıkacak proje söyleyecekler, ben de kendi projemi söyleyeceğim. Aradan üç ay geçti, iki satır bir broşür yazıp da dağıtan olmadı. İki dönem aday olmuş, üçüncü dönem insanların önüne çıkmış CHP’nin adayı ve zannediyor ki, eski iki dönemde olduğu gibi Melih Bey’e karşıtlık üzerinden bir propaganda, o olmasın da bu olsun diye bir dert, bir kamplaşma ve ben oradan gelirim. Zaten bir de mağduriyet ayaklarına yatmış! Vay benim hakkım yendiydi gibi bir numara. Bu Ankara halkına da hakarettir; Ankara şehrine de büyük bir zulüm bana göre.

Size göre su parasının fiyatı proje midir? İki satır yerel yönetim dergisi okuyan birisi bilir ki belediyenin hizmetleriyle ilgili bir tarife çıkar. Bu belediye meclisince belirlenir. Su, ekmek, otobüs fiyatları bunun içindedir. Oradan maliyet çıkarırsınız, ya zarar edip halka ucuz verirsiniz hizmeti ya da üstüne para kazanırsınız. Bu başkanın tercihi. Benim sistemim, maliyetlerin minimize edilmesidir. Zarar ederseniz sürdüremezsiniz sistemi; üstüne kâr koyarsanız millete eziyet edersiniz. Bunu meclise getirirsiniz, hesap yapılır iki dakikada, eller kaldırılır. Mansur Bey bunu söyleyince şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. En büyük projem su fiyatı dedi ya, geçenlerde Mustafa Bey (Tuna) yaptı zaten bunu. O zaman bizim CHP’nin adayının tüm projeleri bitti. Niye aday oluyorsun kardeşim diye adama sorarlar

‘DAVASINA HAZA İNANMIŞ BİR ADAMLA KARŞI KARŞIYAYIZ’

Cumhurbaşkanımızla son birkaç ay içerisinde birlikte çalıştık. Belediye başkanlarını belirledik, ittifak görüşmelerini sürdürdük. Saatlerce süren çalışmalarda hep beraberdik. Gördüğümü net olarak söyleyeyim, samimi olarak içimden geldiği için söylüyorum, davasına haza inanmış bir adamla karşı karşıyayız. Ne söylüyorsa inandığı için söylüyor. Arka planda hiç kimse bir şey aramasın. Zaten kızdığı veya sevindiği bir şey varsa net olarak ifade ediyor, yüzüne de yansıyor. Cumhurbaşkanımızın böyle bir gerçekçilik bir tarafı var. Siyaset dünyasında çok insanla karşılaştık, onlar kızdığını belli etmemek adına gülümseyen adamlardır çoğu zaman. Böyle riyakârca bir dünyanın içinde gerçekçi, düşündüğünü net söyleyen ve davasına inanan bir adam diye görüyorum.

‘STAT, İKİ-ÜÇ YIL İÇERİSİNDE BİTECEK’

19 Mayıs Stadı yıkıldı biliyorsunuz ve bu şehirde 25 senedir maç yapılamamış. Kadir Has Stadyumunu yaptırdığım mimarları çağırdım. Onların bir hazırlığı vardı. Üzerinde çalıştım. Çok güzel bir stadyum ortaya çıktı. Sayın Cumhurbaşkanımıza da izlettim animasyonla. O da spor bakanımıza emir verdi. Yani bizim taslak proje tadil oluyor. Önümüzdeki günlerde ihalesi yapılacak. İki üç yıl içerisinde Ankara’da bir taraftan 50 bin kişilik bir stadyum ve yanında da tam 26 tane ferdi spor yapılabilecek salon ortaya çıkıyor. Çok şükür daha adayken bu ikisine çok emek vermiş birisiyim ve bununla övünüyorum.

SIFIR ATIĞIN MUCİDİ BENİM

Bakın sıfır atığın mucidi benim, bakanlık dönemimde. Bir yıl bakanlıkta uyguladık. Emine Hanım’a arz ettiğimizde hemen himayesine aldı. Şimdi tüm Türkiye’de uygulamaya çalışıyoruz. Önemli bir projem de Ankara’da, tamamında beş yıl içinde sıfır atığa geçmek. Çöp kamyonlarının ortalıkta dolaşmadığı bir Ankara, bütün atıkların değerlendiği bir Ankara. Ben uğraşacağım bunun için, bu benim için bir hedef.”

SİYASETCAFE.COM

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.