1. HABERLER

  2. MEDYA

  3. Mümtaz'er Hoca'dan yandaş yazarlara tokat gibi cevap
Mümtaz'er Hoca'dan yandaş yazarlara tokat gibi cevap

Mümtaz'er Hoca'dan yandaş yazarlara tokat gibi cevap

Mümtaz'er TÜRKÖNE Yandaş yazarları ters köşeye yatırdı. İşte Mümtaz'er TÜRKÖNE'nin kendisini eleştiren yandaş yazarlara verdiği cevabi yazısı;

A+A-

Savaş naralarının, mermi seslerinin arasında aklı başında bir musahabeye girişmek çok zor. Yine de ihtiyacımız olan aydınlık orada.

 

Savaş alanının kenarında sakin bir alan açmak ve yanlış anlaşılma riskine rağmen sükuneti korumak, belki de bu vartayı ülke adına en az zararla atlatmaya katkıda bulunabilir; kim bilir belki de gerçeklere ulaşabiliriz. İlim ve fikir bahsinde tam merkezde duran iki kişiyi, Hayrettin Karaman ve Yalçın Akdoğan’ı dikkate almadan bu imkânı yakalamak çok zor. Bu yüzden Akdoğan’ın (Yasin Doğan mahlası ile) önceki gün, Karaman Hoca’nın ise dün Yeni Şafak’taki köşelerinde benim “Siyasal-Sivil İslâm” ekseninde yaptığım yolsuzluk yorumlarına verdikleri karşılıkları hiddet ve şiddet yüküne rağmen, bir sükunet arayışı olarak okuyabiliriz.

 

Söylediğim şu: Türkiye’de İslamî gelenek birbirine paralel iki ana kulvarda ilerledi. İllegal yöntemleri benimseyen radikal İslâm, hiçbir zaman kitle desteği bulamadığı için konumuzun dışında. İki kulvardan ilkinde, demokratik ve legal araçları benimseyerek iktidarı, dolayısıyla devleti ele geçirmeyi hedefleyen ve kabaca Millî Görüş akımı ile şekillenen siyasal İslâm yer aldı. İkinci kulvarda ise bin yıllık tarikat geleneğini tevarüs ederek siyasetin dışında, dolayısıyla devletin uzağında dindar toplumun hayatî ihtiyaçlarını karşılayan teşkilatlı sivil İslâm geleneği kendi başına yoluna devam etti. Dün Risale-i Nur Hareketi ve bugün Gülen Cemaati, bu sivil geleneğin en başarılı temsilcisi oldular. “Siyasal ve sivil”, toplumun birbiri aleyhine daralan veya genişleyen iki alanıdır. Siyasal İslâm, keskin bir muhalefetle gelişti, iktidarı ele geçirince yumuşadı, sert kabuğu çatladı ve içindeki yumuşak doku iktidar şartlarında yeniden şekillendi. İslâmcılık, cami yaptırmak ve devlet eliyle din eğitimini yaygınlaştırmaktan ibaret soft bir dindarlığa dönüştü. Konjonktürü iyi değerlendiren liderlik sayesinde, siyasal alanda rakipsiz hale geldi. Sonunda karşısında, aynı kaynaktan beslenen sivil İslâm’dan başka rakip kalmadı. İşte tam bu noktada muhalif karakterini kaybeden siyasal İslâm, bu rakibi alt etmek için geçmişte bıraktığı İslâmcı silahları yeniden devreye soktu.

Siyasal İslam’ın “paralel devlet” veya “hayalet yapı” iddialarını tartabilmek için, sivil İslâm’ın devletle olan sorunlu ilişkisini hatırlamamız lâzım. Diğer cemaatler de dahil olmak üzere sivil İslâm, devletin şerrinden ve kahrından emin olmak için iki araca müracaat etti. Birincisi, hep sağ partilerden oluşan iktidarlarla klientalist ilişkiye girdi. İkincisi ise adeta bir erken uyarı sistemi olarak etkili devlet kadrolarına adam yetiştirdi. Gülen Cemaati’nin yetenek avcılığı ile toplumun en alt kademelerinden bulup, eğitim aracılığıyla en yukarıya taşıdığı kişilerin içinden doğal olarak bu devlet kadrolarını dolduran parlak isimler çıktı.

AK Parti kamu kaynaklarını kullanıp sivil İslâm adacıklarını tek tek devletleştirerek otoritesine ram ederken, Gülen Cemaati bu çabaya direnen tek merkez olarak kaldı. Dershane teşebbüsü ile Başbakan, Cemaat’e öldürücü bir darbe vurmaya kalktığı zaman ipler koptu ve savaş başladı. Bu zorlu karşılaşmada savunma pozisyonunda olan tarafın Cemaat olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Karşı öldürücü darbe, AK Parti’nin yumuşak karnı olan yolsuzluklar üzerinden geldi. Zokayı yutmuş balık misali çırpınışları bu sivil-siyasal çatışmasını da daracık bir alana sıkıştırdı. Sonuç: Sivil İslâm aldığı onca yaraya rağmen devlet karşısında özerkliğini korumayı başardı.

Yalçın Akdoğan’ın bana isnad ettiği “ılımlı-radikal İslâm” ekseni elbette içinden geçtiğimiz karanlık tüneli aydınlatmak için yetersiz ve gereksiz. Dikkat edilirse Başbakan, en çok bu kriz boyunca İslamî argüman kullanmaya başladı. Adeta siyasal İslâm’ın pas tutmuş eski tezleri yeniden tedavüle sokuldu.

İslâmcılık bugün, yolsuzluk ithamlarına karşı bir koruma duvarı olarak devreye giriyor. Nasıl mı? Yolsuzluk fetva ile yapılmışsa? Devam edeceğiz.

Bu haber toplam 1478 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.