Nihat Genç depremin gerçek sorumlularını yazdı! O çubukları ekranlarda boşa sallıyorsunuz

Nihat Genç depremin gerçek sorumlularını yazdı! O çubukları ekranlarda boşa sallıyorsunuz

Gazeteci Nihat Genç, dün İstanbul'da gerçekleşen şiddetli depremin ardından depremin gerçek sorumlularını açıkladı.

Gazeteci Nihat Genç, 'Deprem tüccarı ekranlar' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı;

'Başta Habertürk dün hangi ekranı açsam, isim vermeden soyut genellemelerle yetkililer(?) binalar(?) suçlanıyor.

O dev binaları yapanların adlarını niye vermiyorsunuz?

O dev müteahhitleri niye teşhir etmiyorsunuz?

Ne güzel her dönemde haklı olmak!

Ne güzel her dönemde baskın çıkmak!

Çıkart üç tane bilim adamını ekrana 'bakın biz sorumlu yayın yapıyoruz' diye göz boya, eski Kayserili tüccar fıkrası gibi eşeği boya boya yine sat.

Kardeşlerim, bu sahtekarlara inanmayın, Kant’ın ünlü lafıdır: 'Bilmeye öğrenmeye cüret edin.'

İşte örnek, 1999 depremi olduğunda herkes nüfuzlu diye adını ağzına almıyordu, oysa rezaletin daniskası Kızılay’dı, çadır battaniye hak getire, Türk Milletinin paralarını söğüşlemiş siyasilere üleştirmiş Kızılay Başkanı Kemal Demir’i o günlerin tek muhalif yayın organı Leman’da kapak yaptık, ve Türkiye Kemal Demir ve yediği naneleri bizden öğrendi. Deprem sonrası ilk iş Kızılay’ın baştan aşağı yenilenmesi oldu.

Bugün, Kızılay ne yapıyor, Kızılay’ın yolsuzlukları üzerine kitaplar yazılıyor Kızılay avukatları mahkemelerde bas bas bağırıp belgeler sunuyor, o ekranlarda ses yok.  Kızılay’ın üstüne giden var mı? Deprem tüccarlığı yapan bu ekranlar Kızılay’a neden laf edemiyor, bu yolsuzlukları haber yapamıyor?

(Büyük medyanın yazmadığı ya da yazamadığı, Türk Kızılayı Şubeler Hareketi tarafından şahsi olarak basılan Kızılay Kan Ağlıyor başlıklı kitapta yolsuzluklar anlatılıyor.)

Ki, bugünün Kızılay’ı 1999 yıllarındaki Kemal Demir’in rezalet günlerini dahi aratan yolsuzluklarla çalkalanıyor!

Bataklık, heyelanlı alana o gökdelenleri kim dikmiş, adını versene, yemiyor mu?

Ne iktidar yanlısı müteahhitleri ad vererek konuşabiliyorsun ne Kızılay’da olup bitenleri dosyaları mahkemelik olduğu halde anlatabiliyorsun, neden?

Çünkü iktidarın ve bu firmaların ‘reklamlarıyla’ ayaktasın!

Elinize geçirmişsiniz fay haritalarını gece yarılarına kadar elinde çubuk o fay bu fay göster, milleti uyutun.

Asıl fay hattı müteahhitlerdir, asıl fay hattı Kızılay’dır, asıl fay hattı buralardaki yolsuzlukları anlatamayan söylemeyen ekranlarınız yazarlarınızdır. Soylu sorumlu insanlar o çubuk’u o müteahhitlerin gözüne soka soka gösterir, fay haritalarına değil.

Bunu da geçtik, milletin korkudan geceyi sokakta geçirdiği günün gecesi dahi şovmen siyasetçileri parlatmaktan geri durmuyorsunuz, İmamoğlu’nu ekranda bir saat konuşturdunuz, İmamoğlu, 'şu projem var şu fikrim var şu planım var' diyebildi mi?

Ya da şu gökdelenlere izin vermeyeceğim şu binaları yıkacağım şuralara yasak getireceğim diyebildi mi. Ey millet bir müteahhit başkan başka müteahhitlere karşı tabii ki diyemez!

Kardeşlerim, yolsuzlukları ihaleleri üç kağıtçıları iltiması torpili açık açık adlarını vererek konuşamıyorlar, tek verdikleri adres fay haritaları.

Fay haritalarının ne suçu var iki de bir sanık suçlu sandalyesine onları oturtuyor konuşturuyorsun!

Korkularına sebep ‘tek adam’ yönetimi, el birliğiyle başımıza ördükleri iktidardan ve nemalanmış adamlarından it gibi korkuyorlar ve bu vahşi sistemin ortağı oldukları için ekranda bütün suçu fay haritaları ve fay kırıkları çatlaklarının üstüne atıyorlar.

Ey ekranlara yayıla yayıla oturmuş bilim adamları, suçlu fay kırıkları mı, şu müteahhitlerin adlarını niye genelliyorsunuz niye suçluyu adıyla sanıyla binasıyla mahallesiyle söyleyemiyorsun? Çünkü boyunuz yetmiyor!

Kardeşlerim, Kuzey Kore ve Güney Kore aynı ırk aynı kültür aynı tarih, ancak seksen yıl önce ikiye bölünmüş, şimdi, Kuzey Koreliler’in boylarını ölçüyorlar, Güney Koreliler üç santim beş santim hatta sekiz santim Kuzey Koreliler’den ‘uzun’ boylu çıkıyor.

Kuzey Kore’nin boyu sadece füze fırlatırken büyük görünüyor!

Füzeler savunma silahları gelirken Tayyip Erdoğan’ın boyunun çok büyük görünmesi gibi.

Bu yönetim farkıdır, NASA’nın uzay fotoğraflarında Güney Kore ışıklar içinde Kuzey Kore ise karanlıkta hiç görülmüyor.

Dominik ve Haiti aynı ada ülkesi, açın google’a girin, bir taraf çöl harap perişan dünyanın en yoksul en anarşik ülkesi.

Diğer taraf çok gelişmiş. Ve yoksulluğun plansızlığın faturası 2010 depreminde Haiti üçyüz bin ölü verdi, aynı adayı paylaşan Dominik’in kılına zarar gelmedi.

Neden, depreme karşı uygarlığın geliştirdiği en etkili yöntem çelik ve beton yapılardır, işte Japonya kendini çelik ve beton yapılarla koruyor,  düşünün ülkemizde her çelik ve beton yapı plansızlıktan başımıza yıkılacak bela olmuş.

Kardeşlerim, siyaseten bir Orta Çağ ülkesinde yaşadığınızı unutmayın, ekrana üç tane bilim adamı çıkarınca durum değişmiyor, işte Orta Çağ’da yaşadığını en iyi bilen yazarımız Nazlı Ilıcak.

Şu an kodeste. Düne kadar her gece ekranlara çıkmak için şeyhin sümüğünü yalıyordu, şimdi müebbet hapis aldı, bu sefer kral’dan merhamet dileniyor, af için mektup yazıyor. Şeyhi kralı, ayarı tutturamadı, arada kaldı!

Zaten Habertürk Fetö yıllarında Fetö’nün cadılarıyla ünlü salmış bir ekran, ki on uzun yıl her gece Nazlı Ilıcak’ı ekranlarında baş köşede oturttu.

Orta Çağda engizisyon Kral’ı öldürmek için büyü yaptığı söylenen bir cadıyı mahkemede konuşturur(?), hiçbir suçu olmayan masum kadın, evde saat yönünün tersine dans ettiğini itiraf eder, ki o çağlarda saat yönünün tersine dans etmek büyük günah şeytanlıktır.

Bu durum Habertürk ekranlarında da değişmedi, cadılardan saat yönünün tersine dans edenler kodesi boyladı, anında kıvırıp dönüp, saat yönüne dans edenler kurtuldu.

Allah korusun, beklenen deprem olursa ne olur, anlatayım, tıpkı hain ihtilal gecesi sonrası bir kaç gün olduğu gibi ‘cadı’ avına başlarlar, tıpkı, 1999 depreminde cadı avına başlayıp depremin bütün suçunu bir kaç müteahhide yıktıkları gibi.

Kardeşlerim, korku anlarında içinde bulunduğunuz korku atmosferine kilitlenirsiniz, ve korku tüccarları kendilerini gizler sizi görünmeyen aslında olmayan cadıların vampirlerin peşine sürükler!

Örnekleri çoktur, 1960’lı yılların sonunda dünyada Drakula filmleri modaydı ve çok yaygındı. Hatırlayın geçenlerde ölen drakula rolünün büyük oyuncusu Christopher Lee’nin yüzünü, afişlerini.

İşte dünya bu Drakula vampir filmleriyle çalkalanırken, açın, o yılların Uzak Doğu’daki Afrika’daki Türkiye’deki yerel gazeteleri çok şaşırtıcı çok birbirinin tıpkısı bir sosyal olayla karşılaşacaksınız.

Ülkeler kültürler coğrafyalar çok farklı olsa da, neredeyse, bu ülkelerin her kasabasında bir ‘vampir’ yakalanıyor ve halk tarafından linç ediliyordu, Nijerya’da Hindistan’da ve Türkiye’de, eş zamanlı aynı mahallenin aynı linç girişimleri, size neyi hatırlatıyor? Dünyaya bakışınızı korku ikliminin (filmlerinin) kafanıza soktuğu ‘imgeler’le oluşturduğunuzu gösterir.

Hem Hindistan Pakistan Nijerya hem Türkiye’de mahalliler neden aynı kan emici  ‘vampirleri’ aramaya yakalamaya başladı!

Drakula filmlerinin estirdiği bu korku atmosferinin kitlelerin zihnindeki etkisi hepimize ders olsun.

Peki bütün bu ayrı iklim ve ülkelerde vampir diye yakalanan kimlerdir? Yakalanan vampirlerin de şaşırtıcı özellikleri de var, mahallenin daha önce tanımadığı mahalleye yeni gelmiş mahalleden şöyle bir geçen, yabancı başkası bir yüz.

Büyük ve derin bir korkuyla depremi beklerken kankaları iktidarın Kızılay’ını işbirlikçi ortakları müteahhitleri belediye başkanlarını yakalamaya teşhir etmeye cesaret edemeyeceklerine göre, depremin suçunu kime atacaklar?

Söyleyeyim, o mahalleden hiç geçmemiş o mahallede hiç bulunmamış  o mahalleliyle ortak zıkkımlaşmamış o mahalleyle vakıflaşmamış cemaatleşmemiş kim varsa?

Çıkartırlar cadılarını ekrana, depremin suçunu, hiç kuşkunuz olmasın, bugüne kadar olduğu gibi, vatanseverlerin üstüne ulusalcıların üstüne 28 Şubat’ın üstüne Atatürk’ün tek partisinin üstüne bir güzel afiyetle yıkar ekrandan üst baş tertemiz pırıl pırıl kalkarlar(!)

Çünkü maaşlarını vahşi kapitalizmin şirketleri ödüyor.

Şimdi laf açılsa neler söylerler neler, hür teşebbüs dokunulmaz, liberalizm özgürlüktür, korumacılık ülkeyi batırır, devlet aradan çekilsin, bırakın iş adamları istediklerini yapsın, küflü bürokrasi, hantal devlet eski komünist artığı kamucu devletle mi kalkınacağız, oh maşallah, kapitalizmin maaşlı köpeklerini susturamazsınız.

Vahşi kapitalizmi ve onun insan iklim doğa Allah din imar şehir uygarlık yiyen müteahhitlerine asla laf edemezler, çünkü ekranlarında her gece Allah din şehir hukuk insanlık yiyen bu köpeklere ortak sofralar kurup maaşlayan müteahhitlerdir.

Neden kimse sormuyor, İstanbul’da son 200 yılda bunca ağır deprem bu saraylara (!) hiç zarar veremedi.'

 

 

siyasetcafe.com

 

 

İlgili Haberler
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum