1. YAZARLAR

  2. Taha Can Gürlek

  3. S-400 ve Meksika açmazı
Taha Can Gürlek

Taha Can Gürlek

Taha Can Gürlek
Yazarın Tüm Yazıları >

S-400 ve Meksika açmazı

A+A-

Türkiye’nin jeopolitik konumu bakımdan üç tarafı denizlerle çevrili olduğunu Asya, Avrupa ve Ortadoğu’nun birbirleri ile bağlantı noktasının tam ortasında bulunduğunu defalarca vurgulamışımdır. Diğer yandan Türkiye, dünya üzerinde giderek artan ticaret ve enerji kaynakları çekişmesinin beşiğinde yer almaktadır. Bu durum, Türkiye’nin varlığını sürdürdüğü topraklar üzerinde yüzyıllardan beri küresel güçlerin farklı amaçlara sahip olmasına neden olmuştur. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte bu çekişme, günümüzde farklı bir hal almış ve Türkiye’yi içinden çıkamadığı bir duruma itmiştir. Türkiye, artık barış istiyorsa savaşa hazır olması gerektiğini bir nebze de olsa anlamış ve tüm Batı, NATO, ABD bloğunu karşısına alarak bölgesinde, Amerikalıların deyimiyle “Mexican standoff” yani tam bir Meksika açmazı içine girmiştir.

 

Hep dile getirdiğim gibi, Türkiye oyun kurabilecek kabiliyete sahip bir ülke olmamakla beraber, eğer bir bütün halinde doğru adımları atabilirse, askeri, jeopolitik, siyasal, diplomatik ve ekonomik bakımlardan çok güzel oyun bozabilme yeteneğine sahiptir. Bölgede kurulan dengelerin çok hassas olduğu yeterince iyi anlaşılır ve bu dengeler doğru yönetilebilirse, Türkiye’yi yanına çeken tarafın zorluk çekmeden yeni dengeler kurabilmesi muhtemeldir. Rusya’nın S-400 sistemini Suriye’de bulunan askeri üssü Hmeymim’e konuşlandırması bile ABD Hava Kuvvetleri açısından caydırıcı bir etken olmuştur. Bu durumda, bütün bu S-400 sorununa bu pencereden bakmak ve bu durumu buna göre yorumlamak gerekir.

S-400 hava sunma sistemini incelersek, önemli siyasi, ekonomik ve askeri hedefleri “yüksek etkili koruma” olarak tanımlanıyor. Radar menzili 600 km, roket menzili 400 km olmakla beraber 185 km irtifaya sahip hedeflere etki edebiliyor. Sesin 14 katı hıza sahip olan S-400, saatte yaklaşık 18 bin km hıza ulaşabiliyor. Aynı zamanda hayalet uçak ve balistik füzeleri etkisiz hale getirme kapasitesine sahip ve şu an için dünya üzerindeki en iyi savunma sistemlerinden birisi olarak nitelendiriliyor. Sistem, savaş uçakları, radar tespit ve kontrol uçakları, keşif uçakları, stratejik ve taktik uçaklar, taktik ve operasyonel balistik füzeler, orta menzilli balistik füzeler, hipersonik hedefler ve diğer gelişmiş hava saldırı araçlarını imha etmek üzere tasarlanmış.

 

Bu şu anlama geliyor, bu sistemi ülkemizin güneyine yerleştirirsek her türlü hava tehdidine karşı caydırıcı özellik taşıyabiliriz. Hatta böylelikle Suriye’nin kuzeyine daha rahat etki edebilir, dilersek Suriye’nin kuzeyinde hava sahasını bloklama yeteneğine sahip olabiliriz. Terörden temizlediğimiz bölgenin güvenliğini ve denetimini daha rahat tesis edebiliriz. Ayrıca Doğu Akdeniz ve Kıbrıs gibi meselelerde üstünlük sağlayarak burada bulanan İngiliz ve Rum hava üslerini denetim altına alabiliriz. Eğer bu sistemin Ege’ye konuşlandırıldığını düşünürsek bütün Yunan hava sahasını kontrol altına alabilir, uçak dahi kaldırmamıza gerek kalmadan S-300 hava savunma sistemine sahip olan Yunanistan’a karşı hava üstünlüğünü ele geçirebiliriz. S-400 sayesinde psikolojik ve askeri üstünlüğü elimize alarak bölge ve komşu ülkeleri yeniden domine edebilir, bölgemizde bulunan emperyalist güçlerin hareket kabiliyetlerini pasifize edebiliriz.

 

Hava kuvvetleri bir ordunun yıkıcı gücü olmakla birlikte, savaş uçakları, savaş helikopterleri ve balistik füzeler konusunda bir devlet ne kadar üstünse, ordusu savaş meydanlarında o kadar güçlü ve caydırıcıdır. Her ne kadar kara harekâtı olmadan nihai bir zafer mümkün olmasa da kara harekâtının öncüsü ve destekçisi olarak başarı yine hava harekâtının başarısına bağlıdır. Ve her türlü saldırı donanımlarında güçlü olmak kadar onların savunma sistemlerinde de güçlü olmak gerekmektedir. Bir coğrafyanın saldırılara ve tehditlere karşı güçlü durabilmesinin yolu caydırıcı ve etkin savunma sistemlerine sahip olmasından geçer. Dünyada bu sürecin 1960’lı yıllarda başlamasına karşın bu süreç ülkemizde 2007’de başlamıştır. Türkiye’nin kanayan yaralarından biri olan bu konuyu “Hisar Hava Savunma Sistemleri” projesi ile yerli ve milli bir şekilde dünya standartlarına çıkarabilir ve yeterli askeri teknolojiye ulaşabilirsek barışa bir adım daha yakın olabiliriz.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar