1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ

  3. Siyasette ılımlı ve pısırık olmanın rolü!
Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ

Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasette ılımlı ve pısırık olmanın rolü!

A+A-

   Sorunların çözümünde “orta yol”un bulunması ile orta yoldan gidilmesi arasında fark vardır. Birincisi karşıt çıkarların dengelenmesini içerir diğeri de “suya sabuna dokunmamak”, “fincancı katırlarını ürkütmemek” için genelin, kitlenin yani vasatın yolundan gitmeyi öngörür. 

     Bilindiği gibi çoğunluk sağduyuyu, soğukkanlılığı ve rutini önemser. Kitleler bireylerden herkesin geçtiği köprüden herkesin gittiği gibi gitmesini isterler. Herkesin kör olduğu yerde en azından şaşılığa razı olan, eski köyde eski adetlerle davranan, eski hamamın eski taslarını yadırgamayan insanlar; çoğunluğun takdirini kazanmakta zorlanmazlar. 
    Rutinin dışına çıkan, idraklere giydirilmiş sıradanlığa isyan eden, yarını bugünden inşa etmeye kalkışanları ise; öylesine yaşayıp gitmeye alışmış olan kitlelerce affedilmezler. Öyle ya! kendi kendine akıp giden yaşamı, toplumu ve yazgıyı sorgulamak da ne oluyor? 

  Bu yüzden de kitleleri ideallerinin peşinden sürükleme becerisi, yeteneği, enerjisi ve gücünü kendisinde bulamayanlar orta yolu, merkezi ve ılımlılığı tercih ederler. Onun için Türkiye’de sistemin hoşuna giden, “zülfüyare dokunmayan” herkes tarafından makul karşılanacak biçimde davranmaktır.
 

   Kitleler kendilerini rahatına kıymaya, titreyip dirilmeye, irkilip doğrulmaya, daha çok da sorumluluk üstlenmeye çağıranlardan pek hoşlanmazlar. Hele hele varlığı sistemin varlığına, çıkarı düzenin dişlilerinin sorunsuz dönmesine bağlı olanların böyle bir durumu kabul etmesi asla söz konusu olmaz. Kurtulmayı kurtarıcılardan, işi devletten, yardımı başkalarından bekleyenler için bu çok anlaşılır değildir. 
 

 Başınızın ağrımasını istemiyorsanız ılımlı olmak zorundasınız! 

“Etliye sütlüye karışmamak”, devletlülerin hikmetinden sual eylememek, büyük yerde oturanların büyük olduğunu ve onların da her şeyin en iyisini bildiğini düşünmek; işte budur gözde olmanın ve göze girmenin sihirli formülü! 

Yumuşayacaksınız, yumuşak başlı olacaksınız!

Aslında yumuşak başlılık hırs, ihtiras, “heva vü heves”in kölesi olmak yerine ona hâkim olmayı öngören meşru bir dengeyi anlatır. Meslek haline getirilmemiş siyaset, mülkiyet konusuna çevrilmemiş makam, uşağı olunmamış güç mutluluğun da anahtarıdır.

 

    Buna kimsenin itirazı olamaz. İtiraz; üretimsizlik, değişim, gelişme, tavır koyma ve ilerleme yetersizliğinin ılımlılık olarak pazarlanmasınadır. Kaldı ki, ahlaki bir değere, sarsılmaz bir karaktere daha doğrusu belirli bir amaca hizmet etmeyen tutum; ılımlılık değil riyakârlıktır! 

  Mevcut yapıları ve yönetimleri kutsayanlar yerinde saymaya, yerinde saydıkları ölçüde de kaybetmeye mahkûmdurlar. Yerinde sayan ya da zihinsel patinaj yaparak kendi kendini tekrardan öteye geçemeyenler hiç olmazsa zihnen dirileri ve hareket halinde olanları aşırılıkla (radikallikle) itham etmek yerine onların eleştirilerinden yararlanmasını becerebilmelidirler. Çünkü ilerleme sürekli gelişmenin, sürekli gelişme ise sürekli yenilenmenin ve öğrenmenin zorunlu sonucudur. 
   

    Soğuk yüzlü yönetimler, tepeden bakıcılar, yalnızca buyurmanın yönetmek olduğunu sananlar bu tutumlarını terk ederek çalışanların kişisel yetenek ve vizyonlarını harekete geçirdiklerinde o sessiz ve suskun yığınların neler yapabileceğini görmek imkânına da sahip olacaklardır. Ne zaman yönetimin başındakiler fildişi kuleden inerek insanların içine girerse işte o zaman gerçeklerle yüzleşme imkânına sahip olurlar. Ancak böyle insanların neler konuştuğunu, düşündüğünü, arzuladığını öğrenebilir ve böylece yeni yöntem, strateji ve taktik üretebilirler. Bu olgunun sonucu olarak yapıda, yöntemde ve hedeflerde yapılan yenilik sonucunda kalıcı başarı ortaya çıkar. Bu durum kurumun mensuplarını canlandırarak diriltir, onlara bir anlam ve yaratıcı düşünmek için özgürlük verir. Böyle bir duygu da sonuç almanın temel şartıdır.

 

    Hedefler ne kadar yüce, bu amaçları gerçekleştirmek ve onlara ulaşmak arzusu ne kadar güçlü ise insanların değerlerine adanma seviyesi de o denli yüksek demektir. Bir birey kendinden ne kadar emin, ideallerine ne denli tutkuyla bağlıysa söz ve eylemlerinde de o denli özgürdür. 

  İdealleri savunmakta ılımlı ve pasif kalanların statüyü korumakta ne denli radikal bir aktivite ile rakiplerini silindir gibi ezip geçtiğini siyasi tarihi okuyanlar çok iyi bilirler. Genel kabul gören kavramlardan olan ılımlılığı da hırs ve iktidar duygusunu bastırmakta kullananlar için ılımlılık mevcudu muhafaza aracıdır. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.