1. YAZARLAR

  2. Suat Gün

  3. Türk Tarih Kurumu ve Türkoloji meselesine giriş - 4
Suat Gün

Suat Gün

Yazarın Tüm Yazıları >

Türk Tarih Kurumu ve Türkoloji meselesine giriş - 4

A+A-

Ordinaryüs Profesör Dimitri Kiçikis 2 Haziran 1935'te Atina'da doğdu. Yunanistanlı bir Türkolog olup Kanada'daki Ottawa Üniversitesi'nde Jeopolitik ve Uluslararası İlişkiler sahasında dersler vermekte ve çalışmalar yapmaktadır. Profesör Kiçikis aynı zamanda Royal Society1 of Canada şubesinde çalışan bir akademisyenidir. Dimitri Kiçikis Yunandan öte evrensel bir hümanisttir. Kendisinin Fransa ve Kanada vatandaşlığı vardır. Dimitri Kiçikis çocukluğundan beri Türkler ve Yunanlar arasında bir birlik sağlama fikrine sahiptir. Bu iki milleti, Türk-Yunan Konfederasyonu içinde birleştirmek, Osmanlı İmparatorluğu'nu yeniden hayata geçirmek ve canlandırmak düşüncesindedir. Kendisinin bir Ortodoks Hıristiyan olmasına rağmen, Türklerin mezheplerinden biri olan Alevilik-Bektaşilik inanışına yakınlık duymakta ve bu dini anlayışla Ortodoks Hıristiyanlık arasında yakınlık görmektedir. Dimitri Kiçikis  1958 senesinde Çin’i ziyaret etmiş ve Mao'nun düşüncelerinden de etkilenmiştir.

Kiçikis  İran Şiileriyle, İsrail Musevileriyle ve Hindu Vişnularıyla ilgili sosyolojik çalışmalar da yapmıştır. Dimitri Kiçikis, Yunan Başbakanı Konstantin Karamanlis’in 1960 ve 1970’li yıllarda yakın arkadaşı olmuş, danışmanlığını yapmıştır. Düşünce ve görüşleri Yunan Meclisi’nde de tartışılmıştır.


Dimitri Kiçikis, 1960’tan beri, Yunanistan ve Türkiye’de Yunan-Türk Konfederasyonu fikrinin teorisyeni olarak bilinir. Dimitri Kiçikis, 1990 da Türkiye’ye gelmiş Çankaya Köşkü’nde Turgut Özal ile tanışmıştır. Kültürler arası diyalog ve dünya barışına katkı sağlayacağını düşündüğü için o tarihlerde Fethullah Gülen hareketini beğenmiş ve destek vermiştir. 1989 senesinde Gazeteci Abdi İpekçi adına verilen ilk Türk -Yunan ödülüyle mükâfatlandırılmıştır. 


Tarih felsefesine getirdiği; arabölge teriminin kâşifidir. Bu kavramla arabölge medeniyetini, Avrupa-Amerika ve Çin-Hindistan arasında Adriyatik Denizi’nden İndus Nehrine kadar genişletmiştir. 


İki farklı açılı bakış tarzını: Doğulu ve Batılı düşünce şekli olarak sınıflandırmıştır.


Kiçikis’e göre son bin yılın medeniyet tarihi, Helen-Türk (Helenotürkizm) ideolojisiyle şekillenmiştir.


Osmanlının orijinal din anlayışı “Bektaşilik-Alevilik’tir.” fikrindedir.


Kiçikis, Batılılar; 1821’de bu küçük devleti (Yunanistan’ı) kurmakla bizi bu tuzağa düşürdüler:


“Çünkü ilkokul kitaplarımızda, Kolokotronis gibi Yunan kahramanlara sıkışıp kaldık. 25 Mart’taki bu devrimin Osmanlı İmparatorluğu’nu yok etmek ve birçok parçaya bölmek için Batılıların ‘Yunan Parapolitik Grubu’nun, Masonların bir işi olduğunu anlayamayız”.Diyor.


Çünkü Batılıların yaptığı plân Yunanistan’ın, Türkiye’nin ve Balkanların tamamını küçük parçalara bölerek idare edilebilir, bazen çatıştırarak kontrol edilebilir hale getirmek düşüncesinin ürünüdür.


Bu gün Batıda Selanik ve Atina’nın tamamen farklı olduğunu ve aynı devlete ait olmaması gerektiğini iddia eden insanlar var.


Ege meselesinin Lozan Anlaşması ile çözülemeyeceği, bunun geçici olduğu açıktır. Çünkü: Türkiye’ye giderseniz ki ben her yıl gidiyorum, diğer tarafa, tam sahil şeridine gidin ve karşı tarafa bakın. Türkler ne diyor: “Yunanlılar bizi kuşattı, bu bölge tam anlamıyla bir hapishane ve buradan çıkmak için tek bir adamız bile yok. Denize bakan bir penceremizin olması gerekiyor ama sınırlar kıyılarıma doğru geliyor.” Bunun anlaşmalar ile böyle olduğunu, bu yüzden bu şekilde yürüdüğünü ve böyle olması gerektiğini söyleyebilirsiniz. Fakat psikolojik olarak bir Türk bunu kabul etmiyor, boğulduğunu söylüyor. Tıpkı birinin boğazını sıkmak gibi bir durum... Anlaşmaların ne söylediğini biliyorlar ama yine de birkaç ada almak bir çıkış yolu açmak istiyorlar.


1923’te biz (Yunanistan) 7 milyon nüfusa sahiptik ve Türklerin 11 milyon nüfusu vardı. Bugün bizim 11 milyon olduğumuzu ve Türkiye’nin 85 milyona ulaştığını milyonlarca kez söyledim. Bu güç oranlarındaki değişim 1920’lerdeki antlaşmaları ve statükoyu tehdit eder hale gelmiştir. Güç dengeleri değişmiştir.


Ayrıca Kiçikis MS 555’deki Doğu Roma haritasıyla 1680’li yıllardaki Osmanlı hudut haritalarını karşılaştırarak şu sonuca varıyor:


MS 555 Roma Haritası

 

foto1-032.jpg


Bu iki harita karşılaştırıldığında Helenistik medeniyetle Osmanlı İslam medeniyeti tıpatıp aynı topraklar ve sınırlar üzerinde kurulmuştur. Bu iki medeniyet birbirlerine çok büyük etkide bulunmuştur. Aslında Osmanlı Devleti bir Greko/Helenistik-Türk medeniyetidir.

 

foto2-027.jpg


1683 Osmanlı Sınırları Haritası


Kiçikis tezlerini şu tespitlerle ispat etmeye çalışıyor; Bizim (Yunanistan’ın) hiç bağımsız devletimiz olmadı. 1821’den sonra kurulan şey bir devlet değil, (Bu gün aynı yöntemle kurulan Arap devletlerinin de devlet olmadığı gibi)2 Batılılar bizden faydalandı. Biz birer kolonileriz. Biz imparatorluk halkıyız, şu an sadece ruhumuz imparatorluk. Kendimizi büyük sayıyoruz ama gerçek böyle değil! Gerçek devleti kim kuruyor? Türkler kuruyor. Türkler tarih boyunca birçok büyük devlet kurdular: Osmanlıyı, Babür Hint imparatorluğunu Türkler kurdu. Pekin’i kim inşa etti? Çin’de son imparatorluğu Mançu Türk soyundan gelenler kazandı. Türkler örgütlenmeyi biliyor. Türkler büyük teşkilatçı bir millet. Türkler emperyalist değil, yayılmacı değil, himayeci bir millet. Bizi birbirimizden ayıran batının emperyalist politikasıdır.


Yunanistan kurulduğu günden bu güne kadar defalarca iflas etti, kıtlık ve iç savaşlar yaşadı. Ben Karamanlis’in danışmanlığını yaptım, bana bir gün şöyle dedi: “Biz bir devlet yönetmek noktasında çok beceriksiz bir halkız”3.
Kiçikis’in üzerinde durduğu diğer bir konu da Türk ve Yunanlılar arasındaki tıpa tıp denecek seviyedeki genetik benzerlik. Şunu söylüyor: “insanların DNA’sının birbirine benzediği akrabalık bağı açık, bütün Türkiye ve Yunanistan’ın kromozomu aynı dil ve dini farklı”


Gazeteci Arkadaşımız Kiçikis’e soruyor: MEB’de (Münhasır Ekonomik Bölge) paylaşılan bir şeyin Yunan-Türk birliği veya federasyon dediğiniz şeyin başlangıcı olma şansı var mı?


Paylaşma değil. Paylaşma yok, bu sadece sınırları aktarmak için var. Bir paylaşım değil, ortak girişim, bir araya gelmek.  Ortak bir topluluk kurmak (joint venture)… Bir şeyleri ortak üretmeyip sadece paylaşmanın bir anlamı yok. Ortak olursanız birlik daimi hale gelir.


Prof. Dr. Dimitri Kiçikis, son günlerde tartışma konusu olan Akdeniz'deki doğal gaz arama çalışmaları ve Türkiye - Yunanistan ilişkileri hakkında şu değerlendirmelerde bulundu. “Yunanistan'da siyasi seviye ve vizyon çok düşük olduğu için” önünü gören insan sayısı çok az, Yunanistan ile Türkiye'nin yakınlaşması gerekiyor.


Batı bu birliği engellemek ve bu ufalanmış yapıyı kontrol etmek için devamlı proje, alternatifler ve problemler üretiyor. ABD’nin alternatifi önce Fethullah Gülen’di başarısız oldu, sonra Meral Akşener ileri sürüldü, o da başarısız oldu.


Sonuç: Prof. Kiçikis’in sosyolojik, ideolojik ve jeopolitik eksenden bakarak Türk-Yunan tarihi ve geleceği üzerine yaptığı değerlendirmeler doğrudur. Onun bölge jeopolitiğine yaptığı katkı şudur: Kâinatta siyaseti etkileyen tek değişken güç dengesidir. Güç dengesi nispidir. Güç dengesi boşluk kabul etmez. Aradaki makas açıldığında boşluk kapatılır. Kapatan taraf daima güçlü olan taraftır. Kiçikis bu dengesizliğin Yunanistan’a hasar vermeden gerçekleşmesini istiyor. Yunanistan’ın Türkiye’ye ve Türklere karşı beslediği peşin hükümlerini terk etmesi gerektiğini söylüyor.


Kiçikis’in görüşlerini anlamadan, Yunanistan’ın böyle bir birlikteliğe hazır olup olmadığını görmeden; “ Komşularla Sıfır Sorun” diyerek ortaya çıkan Davutoğlu 06.12.2014 tarihinde Atina'da 'Ortak Bakanlar Kurulu Toplantısı’ yaptı. Türkiye Yunanistan Yüksek Seviyeli İşbirliği Toplantısı Ortak Bakanlar Kurulu Toplantısı şeklinde gerçekleşti, bu buluşmaya Türkiye tarafı Başbakan Ahmet Davutoğlu ve 9 bakan ile Yunanistan tarafı Başbakan Antonis Samaras ve 10 bakan ile katılıyor. Bu toplantılara katılan bakanların listesi4 dipnotta sunulmuştur. 


Aynı Davutoğlu’nun Suriye ve Esat rejimi ile de aynı tip toplantıları yaptığı ve Suriye’de iç savaşın çıkmasını engellemek için bir şey yapmadığı düşünüldüğünde, devletlerin iyi niyetle değil güç ile (sert ve yumuşak güç toplamı) idare edildiğini görürdü. Prof. Kiçikis açıkça söylüyor; Yunanistan bir devlet değildir. Tıpkı Osmanlıdan ayrılan Arap devletlerinin de devlet olmadığı gibi…  Siz gidiyorsunuz ortak bakanlar kurulu toplantıları yapıyorsunuz. Kimle? Devlet zihniyeti olmayan yapılarla! Bu politika tutar mı?


Kiçikis eninde sonunda Yunanistan diye bir devletin Ege Denizi’ni tutamayacağını görüyor, kendi halkını kurtarmak için proje üretiyor. Teklif getiren tarafın Yunanistan olması gerektiğini söylüyor. Türkler bizim akrabamızdır, yabancımız değildir diyerek husumeti çözmeye çalışıyor. Ne hikmetse Yunanistan’a teklif götüren taraf Türkiye oluyor!


Bu ülke, vizyonu ve bilgisi oturmamış profesörlerle, siyasetçilerle, kimliği ve kime hizmet ettiği belli olmayan adamlarla yönetilemez. Aynı tarihlerde (17.11.2016) CHP İzmir Milletvekili Ali Yiğit, İzmirlilerin gerekirse Türkiye'den ayrılarak Avrupa'ya girmeye hazır olduğunu söyledi.” Biz Avrupalı olmaya hazırız. Hele İzmirliler bu işe çok hazırlar. Orası demokrasiye açılan, Avrupa'ya açılan bir kapı gibidir. Biz bazen diyoruz ki 'Gerekirse de İzmir ayrılsın’!”.


Türkiye’yi babasının çiftliği gören, milli- İslami şuurdan yoksun, kime hizmet ettiği bilinmeyen adamların (Prof. Yalçın Küçük’ün dediği/yazdığı gibi Tekeliyet/Tekelistan’da) bol keseden ahkâm kestiği yer olmaktan çıkarmadıktan sonra dışarıda yetişmiş Türkiye’yi ve Türkleri seven Türkologların faydalı çalışmaları da boşa gider. 


Peki, Türkiye ve Yunanistan birleşebilir mi bu konuyu incelemeye devam edeceğiz.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar