YAZARIMIZ RUBİL GÖKDEMİR'İN 3 TEMMUZ TARİHLİ YAZISINI DEMOKRASİ ADINA ÜZÜLEREK TEKRAR YAYINLIYORUZ...

YAZARIMIZ RUBİL GÖKDEMİR'İN 3 TEMMUZ TARİHLİ YAZISINI DEMOKRASİ ADINA ÜZÜLEREK TEKRAR YAYINLIYORUZ...

BASKIN SEÇİMDE YOK, REFERANDUM DA ..!

(STATÜKONUN SON İKİ YILI...)

 
 
Haber Analiz; Rubil GÖKDEMİR
 
 
Ben bu ülkeyi çok seviyorum...
 
Her şey ne kadar da çok çabuk değişiyor, başka ülkelerde yıllar içinde yaşanmayacak ne kadar heyecan verici gelişmeleri haftalar içinde yaşıyoruz.
 
Hepimizin daha on beş gün öncesine kadar ne karanlık kabus senaryolarıyla meşguldük: Hızlı bir şekilde tek adam yönetimine doğru gittiğimizi, iki yüz yıllık tarihi medeniyet yolculuğumuzu terk ederek, ortadoğu rejimlerine benzer otoriter tek adam yönetiminde antidemokratik bir yapıya doğru sürüklenmekte olduğumuzu düşünüyorduk. Son iki haftada Ocak ayından itibaren öngördüğümüz senaryo, hızlı bir şekilde yol değiştirdi ve sistem yeni paradigması üzerinde anlaştı.
 
İlk senaryoya göre hızlı bir şekilde harekete geçmezsek, bir kaç ay içinde "baskın seçim veya başkanlık referandumuna"sürükleneceğimizi, bu durumun kabul edilebilir olmadığını, bir an önce harekete geçmek zorunda olduğumuzu, derin endişelerle iliklerimize kadar hissediyorduk. MHP'de değişim taleplerinin motivasyon kaynaklarından en önemlisi de bu gidişe dur demek şeklinde özetleniyordu.
 
Türk Milliyetçileri olarak, bahse konu sebeplerle acelemizin olduğunu, yegane siyasi organizasyonumuz durumunda bulunan MHP'de demokratik bir değişimi gerçekleştiremezsek, siyasetin mekanizmalarına milleti dahil edemezsek öngörülen mukadder akıbetin bizi beklediğini düşünürken, tahmin etmediğimiz hızlı gelişmelerin ve gündemlerin ortasında bulduk kendimizi.
 
Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu irade (!) ve beyanlarından anladık ki, İsrail'le Roma'da anlaşma imzalamışız, Rusya'dan özür dileyerek, ilişkilerimizi normalleştiriyoruz, Mısır'la önümüzdeki günlerde bir araya geleceğiz. Avrupa Birliği müzakerelerinde yeni fasılların açılması haberleriyle sevinç yaşayacağız. Kanlı havalimanı baskınlarıyla hazır hale gelen kamuoyumuzla IŞİD'le topyekün mücadeleye girişecek ve batılı dostlarımızı kaybetmeyecek ve o dünyanın parçası olmaya devam edeceğiz. Bütün bunlara karşılık olarak da, tek şefimize hukuki güvenceler ve PKK'ya karşı Güneydoğu'da yürüttüğümüz mücadelenin içeride ve dışarı da meşruiyetini elde etmiş olacaktık.
 
Bu gelişmeler karşısında başta islamcılar olmak üzere, liberali, solcusu herkes ne oluyor sorularıyla şaşkınlığını atlatmaya çalışıyor. Farklı ihtiyaç ve bağlantılardan bahseden, radikal islamcı STK'lara fırça atan, ırkçılık ölçüsünde milliyetçi söylemlere sarılan bir Cumhurbaşkanı portresi herkesi bir kez daha şaşırtmaya devam ediyor. Bu şaşkınlık sebeplerinden birisi de; Hükümet ve Cumhurbaşkanı'nın gündeminden başkanlık ve anayasa değişikliği konusu düşmüş gibi duruyor.
 
Bütünüyle meydana gelen bu gelişmelerden hareketle yapmaya çalıştığımız analiz gösteriyor ki, aktörleri tarafından bu statükonun hiç değilse iki yıl daha sürmesi hedefleniyor.
 
Türk milliyetçileri olarak bizler ise bu süreçte; bütün enerjimizi ve dikkatimizi yoğunlaştırdığımız partimizde şimdilik demokratik bir değişimi gerçekleştiremediğimizi ama bu hızlı gelişmeleri etkileyen ve karşılaştığımız tehlikeleri bu aşamada önleyen en önemli faktörlerden biri olduğumuzu hissettiriyorlar bize. Bu hislerle teselli olmanın bedeli olarak da, milyonlarca Türk insanının derin hüznünü şimdilik Türk milliyetçileri olarak hazmetmeye çalışıyoruz.
 
Bu aşamada partimizdeki değişimin bir hakimin (!) iki dudağı arasına sıkışmış TEDBİR kararıyla engellenmiş olması sebebiyle ortaya çıkan derin hüznün tesellisi olarak, "sistem" bize diyor ki; "sizin sıcak nefesiniz birilerinin ensesinde hissedilmeseydi bu gelişmeleri ve değişimi bizler nasıl sağlardık? Bu durumda yine fedakarlık size düşüyor; partinizi kaybediyorsunuz ama ülkenizi kazanıyorsunuz. Sizin Türkiye'yi ayağa kaldıran bu milli enerjiniz olmasa idi, biz mevcut statükonun devam etmesinin zorunlu olduğunu nasıl kabul ettirir, başkanlık ve baskın seçim kararlarından vazgeçilmesi gerektiğinin anlaşmasını nasıl yapardık?"
 
Dünyada yalnızlaşmaya doğru sürüklenen ülkemize nefes aldıracak dış politikadaki bu istikamet değişimlerini nasıl sağlardık? Siz bu ülkenin çağırdığımızda koşarak şehit olmaya gelen fedakar evlatları değil misiniz? Bu defa da fedakarlık göstermek ve tahammül etmek size düşüyor. Sizin kurultay yapmanızı engelleyen bir hakimin kararı değil, ülkenin ali menfaatleri yönünde alınmış bir kararın gereğidir".
 
Bilmem bu teselli cümleleri sizi ne kadar ilgilendirir ? Birilerinin hepimiz yerine kurtarıcılık rölünü devam ettirmeleri sizleri menmun eder mi? Bu milletin hala rüşdünü ispat edememiş bir çocuk muamelesi görmesine rıza göstermeli miyiz?

"1 Kasım Seçimlerini kaybederek, vatanı bölünmekten kurtardığımız" şeklindeki gayri ciddi gerekçeler ne kadar inandırıcı ise, sizi tek adam yönetimine sürüklenmekten kurtarıyoruz yönündeki korkularla, bu milletin çocuklarını yönetme ehliyetinden uzak gören anlayışları, milli fedakarlık refklesi içinde hazmedilebilir miyiz? Bu soruların cevabını her arkadaşımız kendi meşrebine göre vermelidir.
 
BEN KENDİ ADIMA DİYORUM Kİ, BU MİLLETİN ÇOCUKLARI OLARAK; HİÇ BİR KOLAYCILIK TUZAĞINA DÜŞMEDEN, HAZIRLIKLARIMIZI İKMAL EDEREK, YÖNETİMDE VE MİLLETİN KADERİNDE SÖZ SAHİBİ OLMA İDDİAMIZI EVRENSEL HUKUK İLKELERİ VE DEMOKRATİK USULLERİ ESAS ALARAK DEVAM ETTİRMELİYİZ.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum