Aşırı Koruyucu Ebeveynlik, Çocuklarda Kaygıyı Nasıl Besliyor?
Uzman Nebahat Şen, son yıllarda çocuklarda kaygı artışı ve stresin ebeveyn tutumlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, aşırı koruyuculuk yerine duygusal dayanıklılık kazandırmanın önemine dikkat çekti.
Son yıllarda çocuklarda kaygı artışı dikkat çekici boyutlara ulaştı. Uzmanlar, bu durumun büyük ölçüde ebeveyn tutumları ile bağlantılı olduğunu belirtiyor.
Öğr. Gör. Nebahat Şen, aşırı koruyucu yaklaşımların aksine çocuklara zorluklarla baş edebilecek duygusal dayanıklılık kazandırmanın sağlıklı gelişim açısından belirleyici rol oynadığını vurguluyor.
Kaygıyı tamamen bastırmak yerine, onu yönetmeyi öğretmek gerektiğini söyleyen Şen, ebeveynlerin bilinçli tutumlarının çocukların uzun vadeli ruh sağlığını doğrudan etkilediğini ifade ediyor.
KAYGI TAMAMEN OLUMSUZ BİR DUYGU DEĞİLDİR
Nebahat Şen, kaygının gelişim sürecinde belirli bir düzeyde doğal ve gerekli bir duygu olduğunu hatırlatıyor.
“Kaygı, çocuğun çevresini tanımasına, riskleri fark etmesine ve kendini korumasına yardımcı olur” diyen Şen, ancak bu duygunun süreklilik kazanması ve günlük yaşamı etkilemesi durumunda müdahale edilmesi gerektiğini belirtiyor.
Aşırı kaygı, çocuğun potansiyelini sınırlayabilirken, sağlıklı düzeydeki kaygı motivasyon kaynağı olabiliyor.
ÇOCUKLAR KAYGIYI ÇOĞUNLUKLA DAVRANIŞLARIYLA İFADE EDER
Şen, çocuklarda kaygının her zaman sözel olarak dile getirilmediğinin altını çiziyor. Ani öfke patlamaları, içe kapanma, sürekli onay arama, ayrılma kaygısı, uyku ve beslenme sorunları gibi davranışlar sık görülen belirtiler arasında yer alıyor. Tırnak yeme, alt ıslatma, tikler ile mide ve baş ağrısı gibi fiziksel şikayetler de kaygının bedensel yansımaları olabiliyor.
Okul ortamında ise derse katılımda isteksizlik, hata yapmaktan kaçınma ve performans düşüklüğü şeklinde kendini gösterebiliyor.
AŞIRI KORUYUCU TUTUM BAŞ ETME BECERİLERİNİ ZAYIFLATIYOR
İyi niyetle başlayan aşırı koruyucu ebeveyn tutumları, uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Çocuğun yerine karar vermek, sorunları onun adına çözmek ve sürekli kontrol altında tutmak kısa sürede güven hissi verse de, kendi başına baş etme becerilerini engelliyor.
Nebahat Şen, bu durumun çocukların dünyayı daha tehlikeli algılamasına yol açtığını ve hata yapma korkusunu artırdığını söylüyor. Ebeveynlerin kendi kaygılarının da farkında olmadan çocuklara yansıdığını belirten uzman, akademik başarı ve sosyal kabul baskısının da kaygı seviyesini yükselttiğini hatırlatıyor.
DUYGUSAL DAYANIKLILIK ÖĞRENİLEBİLEN BİR BECERİDİR
Duygusal dayanıklılık, zorlayıcı olaylar karşısında uyum sağlama ve olumsuz duygularla baş etme kapasitesi anlamına geliyor. Şen, “Dayanıklı çocuklar kaygı yaşamayan değil, kaygıyla baş etmeyi öğrenmiş çocuklardır” diyor.
Hayal kırıklığını tolere etmek, başarısızlıkla yüzleşmek ve duyguları sağlıklı ifade etmek bu becerinin temel taşları arasında.
GÜVENLİ AMA SINIRLARI NET BİR YAKLAŞIM ÇOCUKLARI GÜÇLENDİRİR
Çocukların duygusal dayanıklılığını desteklemenin yolu, güven veren ancak sınırları net bir ebeveyn tutumundan geçiyor. Şen, duyguların kabul edilmesinin yanı sıra her isteğin karşılanmamasının da önemli olduğunu belirtiyor. Yaşına uygun sorumluluklar vermek, problem çözme fırsatları sunmak ve hata yapmasına izin vermek özgüveni artırıyor.
Yetişkinlerin rolü sorunları çözmek değil, çözüm sürecinde rehberlik etmek olmalı. Açık iletişim ortamı ise kaygının sağlıklı yönetilmesini kolaylaştırıyor.
ÇOCUKLARIN KAYGISI TOPLUMSAL KOŞULLARDAN DA ETKİLENİYOR
Nebahat Şen, artan kaygının sadece aile içi bir mesele olmadığını vurguluyor. Eğitim sistemi, medya içerikleri ve toplumsal beklentiler de çocukların duygusal dünyasını şekillendiriyor. Davranışları bir sorun değil, ihtiyaç veya mesaj olarak değerlendirmek gerektiğini söyleyen Şen, güçlü bireyler yetiştirmenin yolunun çocukları her zorluktan korumak değil, karşılaştıkları güçlükler karşısında yeniden ayağa kalkma becerisi kazandırmak olduğunu sözlerine ekliyor.
Siyasetcafe.com
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.