Erdoğan çözemezse çözülür
Habertürk yazarı Ruşen Çakır, hükümetin Çözüm Süreci'ni okuyamadığını söyleyerek "Hükümetin bu sorunu çözemeyeceği anlaşılırsa çözülme başlar" dedi. Alevi sorunun çözümüne ise Aleviler'in karar vermesi gerektiğini kaydeden Çakır, "Hükümet Aleviler'den ken
Habertürk yazarı Ruşen Çakır, 12 yıldır çalıştığı Vatan gazetesinden geçtiğimiz haftalarda ayrılmıştı. Daha sonra Habertürk gazetesi ile anlaşarak ilk yazısını 20 Ekim'de kaleme aldı.
Çakır, yazılarında genellikle kategorik olarak siyasete değiniyor. Soldan gelen biri olarak derdinin anlatmak olduğunu söyleyen Çakır, Çözüm Süreci'ne kendi deyimiyle empatik baktığı için genellikle olumsuz eleştirilerle karşı karşıya kaldığınının altını çizdi.
Alevi sorunu konusunda köklü yapısal değişimlerin gerektiğini kaydeden Çakır, "Öncelikle çözümün nasıl olması gerektiğine kendisinin değil Aleviler'in karar vermesi lazım. Sunnilerin uygun gördüğü çözüm uygun olmaz" dedi. Cem Vakfı'nın tüm Aleviler'i temsil etmediğine de değinen Çakır, hükümetin bu şekilde çözüm üretemeyeceğini söyledi.
İşte, Habertürk yazarı Ruşen Çakır ile yaptığımız söyleşi:
"KÖKLÜ YAPISAL DEĞİŞİMLER GEREKİYOR"
Türkiye'deki Alevi sorunu sizce sahiden çözülebilir mi?
Çok zor. Tarihsel nedenleri de var. Ama çözülmek zorunda. Bu mutlak bir çözüm olmayabilir. Çünkü çok birikmiş önyargılar var. Çok köklü yapısal değişimler gerekiyor ama en azından çözüm yolunda adımlar atılabilir. Start verilirse çözüme doğru gidilebilir. Önemli olan startın samimi bir şekilde verilmesidir ve bunun kalıcı çözümü hedefleyen bir sürecin başlatılması lazım. Aksi takdirde bölgede ciddi şekilde mezhep meseleleri yaşanıyor. Çok ciddi çatışmalar var ve katliamlar oluyor. Zamanında Türkiye'nin de Alevi-Sunni gerginliği olduğunu ve Aleviler'e yönelik katliamlar olduğunu biliyoruz. Bu yüzden kimse kendini kandırmasın. Bu çok ciddi bir kriz potansiyeli. Çok kötü sonuçlara yol açabilecek bir potansiyel var orada. Bize bir şey olmaz denmemeli. Bize bir şey oldu. Bir de bölgede oluyor. Türkiye de o bölgede olan olaylara yakından müdahil oluyor. Dolayısıyla bunun çözüm yoluna konulması lazım.
"ÇÖZÜME ALEVİLER'İN KARAR VERMESİ LAZIM"
Başbakan Davutoğlu, Alevi sorununun çözümünde kararlıysa ne gibi adımlar atmalı?
Öncelikle bir kere çözümün nasıl olması gerektiğine kendisinin değil Aleviler'in karar vermesi lazım. Sunnilerin uygun gördüğü çözüm uygun olmaz. Aleviler'in razı olacağı bir şey olması lazım. Burada şöyle bir mesele var, Kürt sorunu çözülürken Türk sorunu yaratmayalım diye endişe dile getiriliyor. Doğru ya da yanlış. Alevi sorununda böyle bir endişe yok. Aleviler'e yıllardır verilmeyen hakları, gasp edilen hakları verildiği zaman Sunniler bir şey kaybetmeyecek. En fazla bir takım ayrıcalıklarından feragat etmeleri gerekecek, bu da çok normal bir şey.
Yani bu konuya Sunniler'in, Aleviler'in bazı konumlara gelmesinin Sunniler'i tehdit edermiş gibi bir havada yaklaşmaları yanlış. Dolayısıyla hükümetin, Başbakan Davutoğlu'nun çözümün koordinatlarını Aleviler'e bırakması lazım. Kendilerine yakın bir takım Aleviler bulup onlarla bir çözüme girişmeleri çözüm yerine daha ciddi sorunlara yol açabilir. Aleviler arasında malum farklılıklar var. Bu farklılıklar Kürtler'de de oldu ama bir yerden sonra hiçbir anlamı kalmadı. PKK her şeyi domine etti. Şimdi Alevilerde böyle öncü bir güç yok.
"CEM VAKFI TÜM ALEVİLER'İ TEMSİL ETMİYOR"
Hükümet Aleviler'den kendilerine yakın gördükleri kişileri yanlarına çekip onlarla çözüm üretmeye çalışıyorlar. Benzerini Fethullah Gülen de yaptı. Cem Vakfı ile cami-cemevi projesi yaptılar. Cem Vakfı önemli bir yapı ama tüm Aleviler'i temsil etmiyor. Fethullah Gülen böyle bir şey yapmaya kalkınca diğer Aleviler de zaten hoşlanmadıkları Fethullah Gülen'e karşı iyice mesafe aldılar. Bunu iyi düşünmek lazım. Aleviler'in bir kısmını ayartıp onlarla bir takım makyaj düzenlemeleri yapıp, ucundan bir şeyler verip, bakın biz yapıyoruz demekle bu iş olmaz. Bugün Türkiye'de Aleviler iyi kötü örgütlüler. Belli bir güçleri var. Ama bu güçlerin önünde devlet engel çıkartıyor. Mesela cemevleri. Devletten cemevleri kurulmasını talep ettikleri yok. Camilerin de büyük bir kısmını halk kurmuştur. Buralara karşı engel çıkartılmaması ve kolaylıklar sağlanması gibi talepler olabilir. Bazen duyuyoruz. Falancı ilçe belediyesi cemevine bilmem ne yaptı. Büyük bir lütufmuş gibi gösteriyorlar. Zaten onların görevi olması lazım. Ben mesela Okmeydanı Cemevi'ndeki yetkililerle konuştuğumda orada az sayıda cemevi olduğunu öğrendim. Orası ki İstanbul'daki Aleviler'in yoğun olarak yaşadığı bir bölge. İnsanlar yapabilirler bunu ama devletin Aleviler konusundaki ayrımcı tavrı nedeniyle belki insanlar da cesaret edemiyorlar.
"HÜKÜMET, SÜRECİ TAM OLARAK OKUYAMIYOR"
Hükümetin Çözüm Süreci'nde siyaset geliştirmekte zorlandığını ve tutuk kaldığını söylemiştiniz. Bu tutukluluğun nedeni ne sizce?
Çünkü siyaset üretmekteki yetersizlikleri. Olayı tam olarak okuyamıyorlar. Kısmi ve zaman kazanmaya yönelik yöntemlerle bu işi çözebileceklerini sanıyorlar. Kürt sorununun artık bir Kürdistan sorunu olduğu, tüm bölgeyi kapsayan vizyonlar geliştirmek gerektiği, Suriye'yi, Irak'ı hatta İran'ı içine almayan çözüm arayışlarının tıkanıklık yaratacağı ortadaydı. Bir de muhatap aldığınız PKK'nın tüm bu bölgelerde aktif olduğunu düşünürseniz, İran'da PJAK, Suriye'de PYD, Irak'ta zayıf bir partileri var ama kendileri zaten Kandil. Orada varlıkları var. Nitekim gördük, Mahmur'da Kerkük'te IŞİD'e karşı savaşıyorlar. Şimdi bunu görmeyip, sadece Türkiye'ye yönelik bir takım yöntemlerle yürümeyeceği, tıkanacağı ortaya çıktı. Bunu Kobani'de gördük. Siz Türkiye'de PKK ile masadasınız. Suriye'de PKK'nın kolu gibi olan PYD'yi düşman ilan ediyorsunuz. Kobani PYD'ye eşitledi, pyd pkk'ye eşitlendi. pkk ışid'e eşitlendi. Bunları sözlü olarak söyleyebilirsiniz. Ama bunu dünyanın hiçbiryerinde böyle olmuyor. Kobani'ye sahip çıkıyorlar. Türkiye dışında herkes sahip çıkıyor.
"KOBANİ'DE SAVAŞANLARLA IŞİD BİR DEĞİL"
Siz herhangi bir Batı vatandaşına Kobani'de savaşanların IŞİD'le aynı olduğuna ikna edemezsiniz. Türkiye buna uğraştı. Orada da bir bahanesi var malum Esad rejimi gerekçesiydi. Bu tamamen poltikasızlık. Geldi burada tıkandı. Son sürecin tıkanmasına neden olan olaylar 6-7 Ekim olayları. Olaylar neden oldu. Kobani'nin düşeceği endişesiyle can havliyle yapılan sokak gösterileri. Sonra ne oldu? Kobani'de bir takım düzelmeler başladı. Çok yanlış şeyler de oldu. İnsanlar öldü öldürüldü. Sonuçta baktık ki Ankara panikledi. Ve Kobani politikasını düzeltme yoluna gitti. Peşmergeler'in girmesine izin verdi vs. derken yapılan yanlış hataları düzeltmeye çalışıyorlar ama zaiyat veriyor.
"KÜRT HAREKETİ ZAYIFLATILMAK İSTENİYOR"
Bu arada siyasi iktidar zayıflarken Kürt hareketi güçleniyor prestiji artıyor. Batı medyasına baktığımızda güzellemeleri görebiliyoruz. En son Kobani'de kadınlar vs. tamamen olumlu yayınlar var. IŞİD'e ne kadar kötü yayın yapıyorlarsa tam tersine yayın yapıyorlar. Türkiye böyle kalakaldı. En büyük sorun şu anda sanılıyor ki Çözüm Süreci'nde insiyatif devlette. PKK devletin çizdiği alan içerisinde kendine bir yer bulmaya çalışıyor. Terazinin ağır basan tarafı Kürt hareketi. Hükümet Kürt hareketinin bölgesel ve Türkiye'de geliştirdiği politikaları hantallığı nedeniyle yapamıyor. Olumsuzlukları da Kürt hareketine atfediyor. Ayrıca güç dengesizliği var. Güç dengesizliğini gidermenin yolu zayıfın güçlenmesidir. Ayrıca diğer yol güçlünün zayıflatılmasıdır. Hükümetin yapmaya çalıştığı Kürt hareketini zayıflatmak. Çünkü aşırı güçlendi. Kendisi onunla denk gelecek ve aşabilecek politikalar geliştiredemediği için zayıflatmaya çalışıyor.
"ÇÖZEMEYECEĞİ ANLAŞIRSA ÇÖZÜLME YAŞANIR"
Zaten uzun zamandır bu tıkanıklık ve güç dengeleri konuşuluyordu. HDP de Çözüm Süreci'nin kaldığı yerden devam edeceğini söyledi. Davutoğlu da akabinde bu açıklamaların olumlu olduğunu aktardı. Bundan sonra neler olabilir?
İnşallah iyi şeyler olur. Orada yalnız şunu unutmayalım: Şöyle bir algı yaratılıyor. Kürt hareketi kalktı süreç tıkandı. Sanki bir nevi pişman oldular yaptıklarından, hükümet de bunları hoşgördü ve süreç devam ediyor. Yani hükümetin Kürt hareketine yaptığı kıyak yok burada. Türkiye'de kimse arzu etmez ama çatışma ortamı olmasından herkes zarar görür. Ama en büyük zararı hükümet görür. Kürt hareketi zaten Irak'ta Suriye'de çatışıyor. Bir cephe de burada açması akıl karı değil ama yapabilir de. Böyle bir çatışmayı siyasi iktidar kaldıramaz. Sürecin ilerlemesi herkesin hayrına ama en çok da hükümetin hayrına. Hükümet bunca zamandır Türkiye'yi, seçmenini, uluslararası kamuyonu bu sorunu çözeceği vaadiyle ikna ediyor. Çözemeyeceği anlaşılacağı zaman çözülme yaşanır. Çözemezsen çözülürsün. Erdoğan çözemezse çözülmesi başlar. Gezi'de kriz yaşandı. 17 Aralık'ta kriz yaşandı. 6-7 Ekim'de yaşanan olaylardaki kriz hepsinden daha sertti. Türkiye'yi istikrarsızlaştıracak en büyük güç Kürt hareketi öte yandan bu nedenle Türkiye'nin isktirarsızlaşmasını isteyen ve Erdoğan'ın tasfiyesini arzulayan herkes Kürt kareketine yatırım yapmaya çalışıyor.
"SÜRECE İNANILARAK DEĞİL, MECBURİYETTEN GİRİLDİ"
Bu süreçte gerek Gezi'de gerek 17 Aralık'ta Kürt hareketi hükümet karşıtı cephede yer almayarak hükümete iyilik yaptı. O dönemde Gezi'de Ankara'ya Diyarbakır'dan TOMA gitti. Olabilecek şey mi bu. Orası sırtını sağlama aldı. Alakasız gelebilir ama zamanında Sovyetler Birliği'ne Almanya saldırdığı zaman, en büyük sorun Almanya'nın Japonya ile ittifak halinde olmasıydı. Japonya'nın da Sibirya üzerinden Rusya'ya girme ihtimali. Ama bir şekilde istihbarat alınıyor ve Japonya'nın böyle bir niyeti olmadığı ortaya çıkıyor ve bütün güçler oraya kaydırılıyor. Japonlar bir anlamda Sovyetler Birliği'nin var kalmasına yardımcı oldu. Bu Japonların Almanlarla müttefikliğine aykırı değildi ama girmediler. Ama girseydi iki cephede birden savaşmak zorunda kalabilirlerdi ve muhtemelen yenileceklerdi.
Burada Gezi sırasında şu veya bu nedenle Kürt hareketi 6-7 Ekim'de olduğu bir türden sokağa taşısaydı kitlesini, öyle bir atmosfere Kürt hareketinin girdiğini düşününün. Ya da 17 Aralık'ta CHP'nin Cemaat'in kuyruğuna takıldığı o süreçte Kürt hareketi yolsuzluk iddialarının yanında dursaydı dile getirseydi... Tam tersi oldu. Öcalan bunun darbe girişimi olduğunu söyledi ve hükümetten yana tavır aldı. İşlerin rengi değişebilirdi. Medya büyük ölçüde hükümetin denetiminde olduğu için Kürt hareketinin medyası çok zayıf olduğu için, hükümetin denetimininin dışında olan medyanın da yani muhalif olarak adlandırılan kısmın Kürt düşmanı olduğu için böyle bir algı var. Hükümet istese sanki bunları bir kaşık suda boğar ama yapmıyor algısı var. Böyle bir şey yok. İnanılarak girilmiş bir süreç değil, mecburiyetten girilmiş bir süreç bu.
"HÜKÜMET KÜRTLER'İN GÖNLÜNÜ ALMALI"
O dönemde Kürt hareketinin hükümete güvendiği görüldü ama 2015 seçimlerine yaklaşırken bazı çevrelerde güvensizlik duygusunun oluştuğu gözlerden kaçmıyor. Bu güvensizlik artar ve devam ederse ne gibi sonuçlar doğabilir?
Etmez, sanmıyorum. Şimdi hükümetin acil olarak yapması gereken bölgesel anlamda Kürdistan sorunu konusunda Türkiye Kürtleri'nin gönlünü kazanmaya yönelik adımlar atması gerekir. Atarsa kolaylaşır her şey. Atmakta zorlanacaktır ama. Kobani meselesi hala bitmedi. Onun bir şekilde Kürtler'in lehine sonuçlanması lazım ve Ankara'nın katkısının olması gerekir. Öcalan'ın durumuyla ilgili düzenlemeler olacağı söyleniyor. O zaman da rahatlama olur. En son yapılan açıklamaların ışığında bir kriz potansiyeli görünmüyor. Bölgede çıkabilecek meselelerde yeni krizler Kobani'de olduğu gibi çıkabilir. Mesela bir Afrin. Nusra'nın saldırmak üzere olduğu söylendi. Cemil Bayık bunu dile getirdi ama YPG açıklamasında böyle bir riskin olmadığı söylendi. Nusra Ankara'ya daha yakın biliniyor. Kürtler üzerlerine gelen bütün insanların Suriye'de arkasına bir şekilde Ankara'nın olduğu inanışları var. Ankara'nın bunu gidermesi lazım. Ankara'nın IŞİD ve benzeri yapılara karşı pozisyonunu netleştirmesi lazım ama zorlanıyor..
"SÜREÇ HIZLANIRSA HERKES KAZANIR"
Peki muhalefete nasıl rol düşüyor burada?
Şu anda muhalefet HDP. Diğerleri çok fazla etkili olamıyorlar. Şimdi yeni yeni CHP bir takım toparlanmalar, Bekaroğlu'nun gelmesiyle, ulusalcıların zayıflamasıyla bir şeyler gözüküyor ama Kılıçdaroğlu Öcalan'la görüşmeye karşı olduklarını söyledi. Bunu söyledikleri zaman zaten sürece karşı olduklarını gösterir. MHP'nin zaten pozisyonu belli. Buradaki sorun böyle bir sorun. Sürecin daha hızlı işlemesine yönelik bir muhalefet CHP'den gelse o zaman hem CHP kazanır hem Kürtler kazanır hem de Türkiye kazanır. CHP'nin eleştirileri hep geri noktalarda. Daha statükocu eleştirilerde yoğunlaşıyor. Orada bir sıkıntı var. Zaten Kürt hareketi AKP dışında bir alternatif görse oraya bir yatırım yapabilirdi. Bu zaten gerek Gezi'de gerek Aralık'ta, hükümete daha yakın durmasının nedeni AKP giderse diğerlerinin kendilerine bir şey vaat etmememesidir.
"IŞİD'İN SÜRECE HAYRI OLDU"
Kürtler arasındaki mesafenin azalması IŞİD sayesinde mi oldu?
IŞİD'în katkısı oldu. Zaten gidişat bu yöne doğruymuş. Bir musibet bin nasihatten iyidir diye bir söz var. Bir musibet geldi. Uzun zamandır Kürtleri bu ulusal kongre konferansında toplanma meselesi var. Bütün parçalardan insanlar gelecek. Muhtemelen Erbil'de buluşacak. PKK buna bastırıyordu. Ankara'nın rezerv koyması sebebiyle Erbil hep bunu erteliyordu. Çünkü Kürtler'in arasında Erbil ile Kandil arasında ciddi bir rekabet var.
Şimdi ama Şengal olayı, Mahmur olayı, Kerkük şimdi Kobani olayı, Kürtler baktılar ki birbirleriyle yakınlaşmaları gerekiyor. Bir düşman var ve hepsine saldırıyor. Kürtler'in kazanımlarını topraklarını almaya çalışıyorlar. Birbiriyle yakınlaşmaya gittiler. Bu aralarındaki sorunların bittiği anlamına gelmiyor ama aralarındaki sorunların azaldığını gösteriyor. IŞİD onlara bir takım şeyleri gösterdi. Şengal'i alıp bunlar ezidilere yönelik katliam yaptıkları zaman şengal dağına kaçtıkları zaman ilk yardımına gidenler Suriye'den YPG'liler, Kandil'den HPG'liler olması zaten bütün Kürtler görüyor bunu. Irak Kürt'ü de görüyor. Barzani de görüyor. Ya da Mahmur kasabası düştüğü zaman Kandil'den takviyeler gidiyor ve peşmergeyle beraber kasabayı geri alıyorlar. Fotoğraflarını koymuştum. Görmüşssünzdür. Sonra da Barzani gidip teşekkür ediyor. Ben Barzani'nin PKK komutanlarıyla fotoğraflarını hatırlamıyorum. Cephe fotoğrafı verdiler. Bunlar çok önemli. Kobani'ye peşmergeler gitti silahlar vs ve Türkiye kabul etmek durumunda kaldı. Bu anlamda IŞİD çok kötü oldu ama aynı zamanda hayrı oldu.
"BÖLGESEL STRATEJİYE WASHINGTON'UN İTİRAZI OLMAZ"
Bu noktada Amerika'nın da öneminden söz etmek gerek. Cumhuriyetçilere güç kaybeden Obama, Ortadoğu'da daha aktif bir politika izleyebilir mi? Türkiye'yi kaybetmeyi göze alır mı?
Öyle bir şansı yok. Obama çok kötü durumda. Hataya açık adımlar atmakta zorlanır. Destek de bulamayabilir. Türkiye'yi kimse kaybetmek istemez. Türkiye çok değerli bir ülke. Türkiye'yi yönetenlerle arası açılabilir. Bir süredir arası iyi olmadığı biliniyor zaten. Ama Türkiye'nin değeri nedeniyle ve yönetenlerin alternatif olmadığı için bunlarla iş yapmayı sürdürebilir. Ama son olayda gördük, Kobani'ye havadan silah atılması Ankara'ya rağmen olmuş. Uuzun bir süre Kobani'ye müdahale etmemesinin nedeni Ankara'ydı. Belli bir aşamadan sonra Kobani'nin ayakta kalabileceğini görüp takviyeye ihtiyaco olduğunu görünce yardım etti Ankara'ya rağmen. Türkiye'ye yönetenlerle sorunu göze aldı. Ankara hesaplayamadığı şey buydu. Bizim rezervlerimiz kırmızı çizgilerimiz içinde kalır dedi düşündü ama öyle olmadı. Ben hala yanlış okuduklarını düşünüyorum.
Türkiye, bölgesel bir Kürt stratejisi benimsese, ona yönelik politikalar geliştirse Washington'un buna itiraz edeceğini sanmıyorum. Türkiye sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi, IŞİD tehdit değilmiş gibi. PYD ile komşu olmamak için IŞİD'e razıymış gibi bir görünüm çizdi. Bu Batı'yı rahatsız etti. Türkiye bunu aşabilecek politikalar geliştirirse Washington'la arasındaki mesafeyi kısaltabilir. Ortada farklı perspektifler olduğu da bir gerçek. Şimdi bakıyorsunuz hükümete yakın bazı yazarlar bunların Amerikan komplosu olduğunu anlatmaya çalşıyorlar. IŞİD'in Amerikan tezgahı olduğunu demeye getirenler de var. Olayın böyle olmadığı açık. Komplo teorileriyle ona buna laf atmakla olmaz. Kendi hatanı başkasına komplo vs atfederek kapatamıyorsun.
"FIRTINA ESERSE CEMAAT DAHİL OLUR"
Türkiye'de tüm bu gelişmelerin ışığında diğer bir yanda da Cemaat olgusu var. Bir yazınızda Cemaat'in içine kapanarak savunmaya geçtiğini yazmıştınız. Fırtına öncesi bir sessizlik olabilir mi bu?
Artık fırtına ihtimali yok. Cemaat'in kendisi fırtına estiremez. Ama fırtına eserse ona dahil olur. Cemaat'in Erdoğan'a yönelik saldırıya geçmesi bana gerçekçi gelmiyor. Daha önce denediler ama bir yere geldi tıkandı. Çünkü siyasi yönü eksikti. Seçimlerde Erdoğan karşıtı pozisyon aldılar ama olmadı. Ne İhsanoğlu ne CHP olmadı. Siyasi ayağı eksik olduğu için yürüyemiyor. Cemaat'in izleyeceği strateji hükümetin zaten bölgesel anlamda kritik hatalar yapabiliyor. Böyle hatalardan istifade ederek yol almaktır. Bu arada tabii kendini korumak kendi içerisinden fire vermemek istiyorlar. Kopuşlar yaşanmasına izin vermemek ve hükümetin Cemaat'e yönelik operasyonlardan da olabildiğince az zararla çıkmak istiyorlar. Savunma ve fırsat kollama pozisyondunda. Savaşı başlatan olmaz ama Erdoğan'a karşı hükümete karşı kazanılan bir savaş ortaya çıkarsa kendisi orada yer alabilir. Aralarındaki savaş sürüyor ama insiyatif hükümetin elinde tabi.
"TEKLİFİ TEREDDÜTSÜZ KABUL ETTİM"
Habertürk'e geçiş sürecinizi anlatır mısınız?
Çağırdılar geldim direkt. Habertürk ilk kurulduğu zaman bana çağrıda bulunmuşlardı. Fatih Altaylı çağırmıştı beni. Biz Fatih'le liseden arkadaşız. O zaman NTV ve Vatan'da işler iyi gidiyordu. Teklif de çok cazipti ama kabul etmedim, edemedim. Zorlandım. Ama şimdi yıllar sonra teklif gelince tereddütsüz kabul ettim. Vatan'da 12 sene çalıştım ama orada tam anlamıyla istikbal yoktu ve orada onu içeride yaşıyor olmak acı vericiydi. İyi gitmiyordu. Televizyonda haftada bir program yapıyoruz zaten. Gazeteye geçmek de zor olmadı açıkçası.
"FATİH ALTAYLI'YI YILLARDIR BİLİRİM"
Fatih Altaylı da şimdi tatilde yanılmıyorsam.
Öyleymiş. Göremedim ben. Sadece yazısını okudum.
Bunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın etkisi olabilir mi?
Bilmiyorum. Kendisi olmadığını söylüyor. Keşke benim de başıma bir şeyler gelse ben de uzun bir tatile çıksam. (Gülüşmeler)
3. havalimanı projesiyle ilgili bir eleştiride bulunmuştu kendisi. Erdoğan da bunu hazımsızlık olarak nitelendirmişti.
O tür işler benim bildiğim işler değil. Ama Fatih'i yıllardır bilirim. Seveni de sevmeyeni de vardır. Popüler bir gazetecidir. Bizim yaptığımızdan farklıdır.
"KÜRTLER'E EMPATİK BAKTIĞIM İÇİN KIZIYORLAR"
Sizi de sevenler veya sevmeyenler vardır mutlaka.
Ben daha çok siyasi konular yazdığım için, kategorik olarak Kürtler'den hoşlanmayanlar ben Kürt olmamama rağmen Kürt meselesi konusunda empatik baktığım için bana kızıyorlar. Solcu olduğum için sağcılar sevmiyor. Aleviler'in hakkını savunduğum için bazı Sunni insanlar sevmiyor. Ama eleştirel baktığınız zaman hiç olmadık yerlerde olmadık durumlarla karşılaşabiliyorsunuz. Sosyal medyayla birlikte bu işler daha da kolaylaştı.
"BİZİM DERDİMİZ ANLATMAK"
Olmadık durumlarla karşılaştığınızda direkt tepki veriyorsunuz.
Azaltmaya çalışıyorum artık. Ben 14 yaşında komunist oldum. İnşallah hala da öyleyimdir. Bizim derdimiz o zamandan beri anlatmaktır. Soldan gelen insan ikna etmeye çalışır anlatır. Doğruyu anlatmak isteriz. Bu gelenekten geliyoruz. Olabildiğinde insanlara cevap vermeye çalışıyorum ama hakaret gibi şeylere tahammül edemiyoruz belli bir yaştan sonra. Bu da bizim yaptığımız işin doğasında var. Siyasi olmayan konularda yazmayınca da gelebilir başınıza bu.
"İNSANLAR HAKARETLERİNİ DİLE GETİRMEYE YATKINLAR"
Bir alışılmışlık söz konusu sanırım.
Türkiye büyük ve dinamik bir ülke. Çok olaylar yaşanıyor. Dönüm noktası olan olaylar yaşanıyor. Biz de bir şeylere ışık tutmaya, eleştirmeye çalışıyoruz. Bu yazdıklarımıza herkesin helal olsun demesi tatmin etmesi mümkün değil. Genellikle sevmeyenlerin sesi daha çok çıkıyor. İnsanlar genellikle takdirlerini değil de hakaretlerini dile getirmeye yatkınlar. Yapacak bir şey yok.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.