Demokrasi Ölüyor mu? Artık Bireyler Değil, Toplumlar da Çaresiz

Demokrasi Ölüyor mu? Artık Bireyler Değil, Toplumlar da Çaresiz

Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve Prof. Dr. Barış Erdoğan, Theory and Society dergisinde yayımladıkları makalede “kolektif öğrenilmiş çaresizlik” kavramını literatüre kazandırdı.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve Prof. Dr. Barış Erdoğan, bireysel psikolojinin klasik kavramı “öğrenilmiş çaresizlik”i toplumsal düzeye taşıyarak literatüre yeni bir kavram kazandırdı.

Kolektif öğrenilmiş çaresizlik, uluslararası saygınlıkta yüksek etki faktörlü dergi Theory and Society’de yayımlanan makalede teorik bir çerçeveye oturtuldu.

Makale, iklim krizi, ekonomik eşitsizlik ve demokrasi sorunları karşısında toplumların neden giderek daha pasif kaldığını açıklayan güçlü bir model sunuyor.

Makalede kavram şöyle tanımlanıyor:

“Bir toplumun geniş kesimlerinin, süregelen veya tekrarlanan travmatik olaylara yanıt olarak kronik motivasyon kaybı yaşaması, değişimin mümkün olduğuna dair inancını yitirmesi ve genel bir pasiflik hali geliştirmesidir.”

Psikolog Martin Seligman’ın bireysel “öğrenilmiş çaresizlik” teorisinden yola çıkan çalışma, bu sürecin sosyal ağlar üzerinden yayıldığını ve “ne yaparsak yapalım hiçbir şey değişmez” inancının toplumsal norm haline geldiğini vurguluyor.

Prof. Dr. Tayfun Uzbay, makalede bireysel deneyimin kolektif boyuta nasıl taşındığını şöyle açıklıyor:

“Tekrarlanan ve kontrol edilemeyen olumsuz olaylar bireylerde çaba göstermeyi bıraktırır. Aynı süreç, kolektif travmalara maruz kalan toplumlarda da ortaya çıkabilir.”

Prof. Dr. Barış Erdoğan ise sosyal yayılım mekanizmasına dikkat çekiyor:

“Başarısızlık deneyimleri bireyler arasında paylaşılır, yayılır ve zamanla kolektif bir zihinsel çerçeveye dönüşür.”

Makale, sıkça karıştırılan üç kavramı net biçimde ayırıyor. Kolektif travma savaş, doğal afet veya sistematik adaletsizlik gibi sarsıcı olaylardır. Kolektif depresyon bu olayların yarattığı yaygın umutsuzluk ve karamsarlıktır. Kolektif öğrenilmiş çaresizlik ise tekrarlanan başarısızlıkların yarattığı “eylemin faydasızlığı” inancı ve davranışsal pasifliktir. Negatif koşullar ortadan kalksa bile bu pasiflik devam edebilir.

Çalışmada beyindeki nöronlar arasındaki sinaptik bağlar ile toplumdaki birey ve kurumlar arasındaki etkileşim arasında çarpıcı bir benzetme yapılıyor.

“Sosyal plastisite” kavramına da yer veren makale, eğitim, ifade özgürlüğü ve adil hukuk sistemlerinin toplumsal direnci artırdığını, otoriter rejimler ve adaletsizliğin ise bu direnci kırarak kolektif öğrenilmiş çaresizliğe zemin hazırladığını belirtiyor.

Makale umut verici bir notla bitiyor: Öğrenilmiş çaresizlik, bireylerde olduğu gibi toplumlarda da harekete geçme ve kontrolü geri kazanma ile tersine çevrilebilir. Kurumsal reformlar, şeffaflık, adaletin güçlendirilmesi, sivil toplumun somut başarılar üretmesi ve demokratik katılımın yeniden inşası, kolektif çaresizliğin kırılmasında kritik rol oynuyor.

Siyasetcafe.com

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.