Ulusalcılık Çıkmazı

Ulusalcılık Çıkmazı

`ULUSALCILIK` ÇIKMAZI!


Son zamanlarda ülkemizin en önemli gündemlerinden biri de yeni  Parti Kuruluşlarıdır!

 

Soldan-Sağdan her kesimden partiler kurulmakta ve hak aranmaktadır.

 

Sol;  neden iktidara gelemediğini araştırmak yerine, kendi içinde bölünerek  kan kaybetmemeye çalışıyor…

 

Sağ denilen kesim ise;  ileride seçimlerde yine  iktidar olacağı belli olan hükümet partisinden `ne koparırım` diye baskı gurubu olmak için partileşiyor…

 

`Ne sağ, ne sol, biz merkesiz` diyenler ise, halen birbirini yiyip duruyor…

 

Atatürk demokrasiye geçiş için  çok partili sistemi istediğinde ülkenin partiler çöplüğüne dönüşeceğini tahmin etmemişti her halde…


Burada daha çok solun neden  bölünmesiyle kan kaybını önlediğine değinmek isterim!

 

Sol gelenkte bölünme  aslında başka bir eksene kaymadan aynı  dairede kalma anlamına gelir.

 

Yani sol kan kaybetiğini anlayıca hemen bölünür, böylece kendi çizgisinden kayanları yine başka bir oluşumda içinde  tutar.

 

Biz ayrıldılar sanıyorken onlar ayrılarak bir arada kalırlar.

 

Bu gün kanlı bıçaklı ayrılanlar, zamanı gelince aynı şeylerin altına hep birlikte imza atarlar

 

Sol bu bölünerek kan kaybını önleme stratejisi dışında büyümek için  milli unsurlara el atmış ve ideolojik bir kavram geliştirmiştir.


Bu kavramın adına kısaca; `ULUSALCILIK`  diyebiliriz.


Maalsef bir kısım Ülkücü-Milliyetçi çevreleride içine alarak eriten bu kavram özelikle CHP `de vücut bulmasına rağmen  bu günlerde CHP`yi bile ulusalcılıkta az bularak kan kaybı olmasın diye ayrıştırmaktadır…


Örneğin; Emine Ülker Tarhan`la vücut bulan `ANADOLU PARTİSİ!`


Aslında bu arayışların ve ayrışmaların  hepsinin kaynağı, iktidar karşısındaki çaresizlik ve yine  çırpıdıkça  batıyorlar.


CHP ve ona yakın  çevreler, 2002'de iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde attığı adımlar ile Kıbrıs sorunu ve Kürt sorunu konularındaki tutumlarını milli çıkarlardan taviz vermek olarak niteliyor ve Atatürkçülüğün altı ilkesinden biri olan milliyetçilik konusundaki hassasiyetlerini ön plana çıkarıyorlar...

 

Bunu yaparken  altı oktaki  klasık milliyetcilik deyiminin faşizim serzenişine yol açtığını düşünerek savundukları görüşlerin  adını; `Ulusalcılık` diye tanımlıyorlar...

 

Yani ne soldan vaz geçebiliyorlar, ne sola uymayan Türk Milliyetçisi  Atatürk`ten

 

Soldan vaz geçseler ideolojik temelleri yok,  Atatürk`ten vaz geçseler dayanacakları bir yerleri yok.

 

Atatürk`ten neden vazgeçemiyorlar?

 

Çünkü kendilerini; Cumhuriyetin Kurucusu ve koruyucusu olarak görüyorlar.

 

Bizdeki milliyetçiler ise solun kendini yenileme hareketlerinde `bizi anladılar, bize dönüyorlar ` diyerek sempati duyuyorlar ve  aralarında kaybolup gidiyorlar.


Evet sol ayakta kalma adına  bir değişime uğramıştır ve bu değişimin adına `Ulusalcılık` demiştir  ve şimdide `en iyi ulusalcı benim` diyerek bir arada kalmak için bölünüyorlar.

 

Ama  halen halktan kopukturlar, halktan uzaktırlar.

 

Asıl acı olan şey ise; Cumhuriyeti kimseye bırakmayan bu anlayış sahipleri   `Türk Milleti yoktur,  Türkiye Milleti vardır` saçmalığını inanmış ve bu inançlarını `ulusalcılık` olarak  nakış nakış ruhumuza işlemektedir.


Uzun lafın kısası;

Eğer Atilla ilhan ile başlayan ve ulusalcıların slogan olan "Parola: Vatan, İşareti: Namus" sözüne imza atanlar ülkenin kurcu unsuru Türk`ü `Ulus`, diğer unsurları `Türkiye Milleti` olarak görüyorsa,  kimse kusura bakmasın bu işte bir namussuzluk var!…


Ha bu arada `Sağ` mı dediniz?

 

O zaten kapitalizmin aracı olarak acımasızlığını sürdürüyor.

 

Besledikçe ve beslendikçe  büyüyor.


 Selçuk Düzgün

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.