Üstü çizilen Tezcan konuştu

Üstü çizilen Tezcan konuştu

Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Bülent Tezcan, çok konuşulacak açıklamalarda bulundu ve üstünün çizildiği iddialarına cevap verdi. İşte ayrıntılar;

A+A-

Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘üstünü çizdiği’ iddiaları ve partideki olağanüstü kurultay tartışmaları hakkında konuştu.

Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Hürriyet'in sorularını yanıtladı ve dikkat çeken ifadeler kullandı.

Bugün CHP için önemli bir gün. “Pazartesi sendromu” yaşıyor musunuz?

Hayır. Kendi açımızdan sonucun ne olacağını görüyoruz. Kaldı ki, sendrom yaşayacak tablo yok. Partinin delegesi tüzüğe uygun, yeterli sayıda imzayı toplarsa ekstra yöntemlerle bunun önüne geçme, hukuk dışı önlemler alarak bu süreci tıkama gibi bir düşüncemiz yok. Delegenin iradesi önemli. Böyle bir irade oluşursa sendrom yaşamaya gerek yok. Ama oluşmazsa da herkes sonucu kabul edecek ve bundan sonra yolumuza bakacağız.

İmzalar toplandı mı toplanmadı mı?

Bize gelen bilgi yeter sayıya ulaşmadığı yönünde…

Diyelim ki yeter sayıda imza toplanamadı, 500-600’de kaldı. Bu sayının size verdiği bir mesaj yok mu?

Kuşkusuz imza sayısı siyaseten belli mesajlar ifade eder. Bu çerçevede hem Sayın Genel Başkan hem Merkez Yönetim Kurulu (MYK) hem de Parti Meclisi oturup değerlendirme yaparız. Ancak sonucu partide bir genel başkan değişimi eksenine sıkıştırmak doğru değil.

Doğru olan nedir?

Partinin geleceğe hazırlanması. Önümüzde ilk olarak bir yerel seçim var. İlk hedef bu. Sonra da genel siyasetin şekillendirilmesi gerekiyor.

EN BÜYÜK PROBLEM...

Her seçimden sonra CHP seçmeninde şöyle bir kanı oluşuyor: “Bu CHP’den bir şey olmaz!” Seçmenin serzenişini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İnsanlar iktidar istiyor. “Bu CHP’den bir şey olmaz” sözü her seçim sonrası seçimi kazanamamanın verdiği bir yeni arayış. Bu bize neyi öğretmeli? Biz seçim sonrasında doğru değerlendirme yapmalıyız. Bakın bizim en büyük problemlerimizden biri şu: 28 yıldır bu partide çalışıyorum. 28 yıldır hiçbir seçim görmedim ki, seçimden sonra genel başkanlık ya da genel merkez ekseninde bir kurultay tartışması olmasın. Biz her seçim sonrası seçim değerlendirmesi tartışması değil, kurultay tartışması yapıyoruz. Ve o kurultay tartışması hep bir iç iktidar yarışı ekseninde yürüyor. “Sen bırak, ben geleyim!” meselesi bundan önce de vardı. Ben o zaman da karşı çıkardım. İç iktidar yarışması ekseninde tartışırsanız doğru, sağlıklı bir değerlendirme yapamazsınız. kurultay isteyen diyor ki, “Yönetim değişsin, her şey güllük gülistanlık olacak…” Yönetimi değiştirmek için bütün duygularını sel gibi akıtıyor. Parti içi iktidarsa bir savunma psikolojisi içine giriyor ve süreç bunun üzerinden yürüyor.

DEĞİŞİNCE NE OLACAK

Başkan değişince örneğin Sayın İnce, Kılıçdaroğlu’nun yapamadığı neyi yapabilecek?

O iddiada olanlara sormak lazım. Ben Muharrem İnce ekseninde bakmıyorum meseleye, isim üzerinde konuşmayı da doğru bulmuyorum. Ben diyorum ki; bizim seçimden sonra esaslı bir değerlendirmeye ihtiyacımız var. Yenme-yenilme yarışında ortak aklı paylaşamıyoruz. Belki de kurultay isteyen arkadaşlarımızın çok önemli görüşleri var. Bunları oturup tartışamıyoruz. Şimdi biz üç aşamalı bir seçim değerlendirmesi üzerinde çalışıyoruz. ODTÜ’lü akademisyenler teknik rapor hazırlıyor. İkincisi sandık bazında siyasi bir analiz yapılıyor. Üçüncüsü bütün illere yazı gönderdik. “Danışma kurullarınızı toplayın, seçim değerlendirmenizi yapın, tek tek oyların arttığı ve azaldığı mahalleleri çıkarın, bu niye böyle oldu, tartışın” dedik. 19 Ağustos’a kadar örgüt çalışmasını bitirecek. Sonra il başkanları toplantısı yapılacak. Sonra milletvekilleriyle ve daha sonra parti meclisiyle. Tabii ki kurultay demokratik bir haktır, buna itiraz edemem ama sağlıklı değerlendirme böyle olur, yoksa biri gitse, başkası gelse bunun kıymeti yok.

İnce’nin partinin üstünde oy alabildikten sonra genel başkanlığa aday gösterilmesi eleştirilecek bir şey midir?

 Bunu doğru bulmuyorum. Zaten kendisi de genel başkan adayı olmayacağını, genel başkanın hiçbir faninin yapamayacağı şeyi yaptığını ifade etti. Ayrıca şu değerlendirmeyi de doğru bulmuyorum: Yüzde 30 oy Muharrem İnce’nin, yüzde 22.5 oy Kemal Kılıçdaroğlu’nun. Yüzde 30 da yüzde 22.5 da hepimizin. Eğer bunu söylersek, şunu sormak lazım: “Sayın Muharrem İnce Erdoğan ile mi yarıştı, partiyle mi?”

HAYATIN İÇİNDE TOPLUMU ÖRGÜTLEYECEĞİZ

Kimle yarıştı peki?

Kimle yarıştı peki? Partiden fazla oy alması çok doğaldır. Biz de destekledik bunu. Bu yüzden kampanya Muharrem İnce üzerine kuruldu. ‘81 milyonun cumhurbaşkanı’ algısı verilsin diyeydi. Beraber bir kampanya yürüttük. Bir kere zaten başkanlık rejimlerinde başa güreşen iki aday partilerinden fazla alırlar. 24 Haziran’a kadar Kılıçdaroğlu’nun attığı hiçbir adım eleştirilmedi. İYİ Parti’ye 15 milletvekilinin gönderilmesiyle büyük bir inisiyatif aldı, herkesin morali düzeldi. Millet İttifakı kuruldu, muhteşem bir şeydi. 13 ilde ilk kez milletvekili çıkardık. İttifakın kurulmasıyla AK Parti parlamentodaki salt çoğunluğu alamadı. Kılıçdaroğlu iki kere kendisine karşı aday olan arkadaşımızı “Doğru aday budur” diyerek iç iktidar hesabına teslim olmadan aday yaptı. Bunlar başarıydı. Bu stratejinin başında Kılıçdaroğlu vardı. Bu doğru hamlelere rağmen yeterli oy alınamadıysa genel başkanı sorgulayarak bu sorunu çözemezsin, bu sığ bir iç iktidar savaşı. Partinin sorunu nedir, buna bakmamız lazım. Bu demek değil ki, Kılıçdaroğlu ilanihaye genel başkan olacak, öyle bir iddiası da yok.

GÖNÜL KOYMAM

Üstünüzün çizildiği iddiasından sonra bu konuyu Genel Başkan ile konuştunuz mu?

Hayır, hiç konuşmadık. Sayın Genel Başkan çok nazik bir siyasetçidir, çalıştığı arkadaşlarına güvenir. Altı yıldır beraber çalışıyorum, altı yıl sonra “Biraz kenarda dur” derse “Yanlış yaptı” demem, gönül koymam mümkün değildir. Ancak şu anda sayın Genel Başkan’ın bu çerçevede ifade ettiği bir irade yok. Bu her seçim sonrasında konuşulur. Benim ismim de çok konuşulmuştur.

İÇTEN YANMALI MOTOR!

CHP seçmeninin karakteristik özelliğini tanımlayabilir misiniz?

Fedakâr bir seçmen. Haklı olarak fedakârlığının karşısında sesi çok çıkan bir seçmen. Dünyanın en eski partilerinden biriyiz. 95 yıllık bir partinin yükü, bagajı, muhasebesi ağırdır. Toplumda sevgi bağı güçlüdür. 95 yılın tek parti dönemini çıkarırsanız kalan sürenin yüzde 80’inde muhalefette kalmış bir partiyiz. Buna rağmen parti dağılmamış. Muhalefette partisini bu kadar omzunda taşıyan bir seçmen ve taban yoktur.

İktidar olmadan ayakta kalmanın bir sırrı var öyleyse…

Bunu ben de düşünüyorum. Belki de sebeplerinden biri iç iktidar mücadelesi. İçten yanmalı motor gibi tarif ediyorum kendimizi bazen. Enerjiyi buradan da üretiyor olabiliriz. Bu iç iktidar mücadelesi partimizin dağılmaması için bir avantaj ama dış iktidarı elde etmesi konusunda bir dezavantaj.

siyasetcafe.com

muharrem-ince-siyasetcafe.jpg

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler