1. YAZARLAR

  2. Özgür UYANIK

  3. Ayasofya’dan sonrası
Özgür UYANIK

Özgür UYANIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Ayasofya’dan sonrası

A+A-

Ayasofya’nın resmen cami ilan edilmesi her kesimde farklı duygular uyandırdı. Demek ki her kesimin Ayasofya algısı farklıymış.  Mesela öyle şeyler söyleniyor ki;  Ayasofya sanki cami ilan edilene kadar İngiliz işgalindeymiş gibi bir his uyanıyor insanda. Halbuki bu kutsal mabet müze statüsündeyken de halka sorsanız Ayasofya Cami’ydi. Zihinlerimizde o kadar camiydi ki, iddia ediyorum bugün dahi insanlara sorsanız, halkın büyük kısmı Ayasofya’nın Mimar Sinan tarafından yapıldığı cevabını verir. Hatta meydanında duran çoğu kişi, hangisinin Ayasofya hangisinin Sultanahmet Cami olduğunu bile ayırt edemez.

İnsan eliyle yapılan her eser zaman içinde yeni anlamlar kazanır. Öyle ki bazı eserler el değiştirdiği anda yapılış amacının tersine işler. Popüler felsefeci Slavoj Zizek “Paralaks” isimli kitabında faşist bir Macar generalin Ruslara karşı savaşta ölen oğlu için Budapeşte’ye yaptırdığı anıttan bahseder. Komünizme karşı mücadeleyi simgeleyen anıt iki yıl sonra Rusların eline geçince zafer anıtına dönüşür.

Ayasofya neredeyse 1500 yıl önce Rum Ortodoks kilisesi olarak inşa edildi. Haçlı işgali sırasında 1204-1261 yılları arasında Vatikan tarafından yönetildi. Türklerin İstanbul’u fethiyle beraber camiye çevrildi. Dünyanın diğer yerlerindeki yapıların başına da benzer dönüşümler gelmiştir. Hatta daha kötüsü birçok eski uygarlıktan kalan mabet yıkılıp temelleri üzerine yeni inancın tapınağı inşa edilmiştir. Bu konuda en çok da Hıristiyanların tecrübesi vardır. Amerika’nın fethinden sonra dev Aztek piramitlerini yıkıp onun temelleri üzerine eski tapınağın taşlarıyla kendi katedrallerini inşa etmişlerdir.

Eserlerin anlamlarının zaman içinde dönüşüme uğramasını doğal karşılamak gerekir. Önemli olan eserin yapısal formunun korunmasıdır. Bırakalım gelecek kuşaklar onu bildikleri gibi anlamlandırsın. 

Osmanlı da Cumhuriyet de Ayasofya’yı kendilerine bırakılan kutsal bir emanet olarak görmüş ve sahip çıkmıştır. Ayasofya kilise, müze, cami ne ilan edilirse edilsin aynı coğrafyayı 1500 yıldır paylaşan Müslümanlar için ne kadar kutsalsa Hıristiyanlar için de aynı derecede kutsaldır. Daha genel bir ifadeyle Ayasofya insanlığın evrensel kutsalıdır.

Brezilya’nın Vitoria adlı güzel kentinde Katolik bir rahip okuluna davet edilmiştim. Uzun bir sohbet sırasında okulun müdürü olan başrahip konu İstanbul’a gelince “sizinkiler fetih sırasında Ayasofya’yı terk etmeyen rahibi kutsal mabedin içinde öldürmüş” dedi. Ben de “ondan haberim yok ama sizinkilerin (Vatikan) Haçlı Seferleri sırasında çok daha fazla Ortodoks din adamını Ayasofya’da öldürdüğünü biliyorum” diye cevaplamıştım.

Ayasofya’ya bakış açımız “fetih ganimeti” olmamalıdır. Eski çağlarda fetih ya da savaşlar bugünkünden farklı silah ve kurallarla yapılırdı. O çağların düşünme biçimini bugüne taşımak, geçmişte yaşanılan kötü olaylara takılıp kalmak sadece Ayasofya’nın kutsal anlamını değil toplumların huzurunu da bozar. Büyük savaşlara, katliamlara ve işgallere tanıklık etmiş bu kutsal mabedi 1500 yıllık hafızamız, vicdanımız olarak görmezsek onu kirletiriz. Unutmayalım ki, Ayasofya bize değil biz Ayasofya’ya layık olabiliriz.

Geçen gün Abdurrahman Dilipak’ın Cüneyt Özdemir’le konuşurken konuyu nasıl Hilafet’e getirdiğini çoğunuz görmüşsünüzdür. Dilipak, Hilafet’ten Ayasofya’nın resmi statüsünün müzeden camiye dönmesinin doğal sonucu gibi bahsediyordu. Öyle mantık dışı ve gerçeğe aykırı şeyler söyledi ki eğer onun temsil ettiği kesimler de böyle düşünüyorsa bizi pek hayırlı bir gelecek beklemiyor demektir. Dilipak yalnızca Ayasofya’nın tarihsel ve teolojik anlamlarını birbirine karıştırmakla kalmıyor hukuk, anayasa, gelenekler ve özel mülkiyet ile kamu idaresi kavramlarını da birbirine karıştırıyor. “Allah’a adanan bir mabet müze yapılamaz” diyordu. Bu mantıkla hareket edersek Göbeklitepe de, Apollon Tapınağı da müze yapılamaz.

Ona göre 120 ülkede din hukuku geçerliydi ve Almanya bile Vatikan’la yapılan bir sözleşmeyle yönetiliyordu. Müslümanlar sanki Cumhuriyet Hilafeti kaldırdı diye başsız kalmış, Hilafet’i ilan etsek tüm İslam alemi birleşecekmiş gibi konuşuyordu.

Konuyu buralara kadar taşımak bizi nereye götürür düşünmek gerek. Ayasofya’yı Müslüman alemi istedi diye mi cami ilan ettik? Bu kadim mabedin cami ilan edilmesinin Müslüman aleminde hiçbir heyecan ve sevince neden olmadığını görmüyor musunuz?

Danıştay’ın kararından başlayarak Ayasofya’nın müze statüsünün camiye çevrilmesinin ardındaki siyasi nedenler ve amaçlar daha uzun süre tartışma konusu olacaktır. Ancak burada tartışılan şey Ayasofya değil Ayasofya’dan sonra nereye varılacağıdır.

 

siyasetcafe.com

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum