1. YAZARLAR

  2. Veysel BOĞATEPE

  3. Blut Und Eisen
Veysel BOĞATEPE

Veysel BOĞATEPE

Site Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Blut Und Eisen

A+A-

Prsuya Kralı I. Wilhelm tarafından 1862 yılında başbakan olarak atanan Otto von Bismarck, liberal sol ağırlıklı meclisin karşısında yaptığı ilk konuşmada, uygulayacağı şiddet politikasını şu sözleriyle özetlemişti:

“Ülkemizin Viyana Antlaşmasıyla çizilmiş sınırları, devletimizin varlığını sağlıkla sürdürmesi için elverişli değildir. Günümüzün büyük meseleleri müzakereler ve ekseriyet kararlarıyla değil, kan ve demirle örülecektir.”

Bismarck, tek bir askere komuta etmeden, mecliste çoğunluğa hâkim olmadan ve kendisine tepki duyan halka rağmen sorunları müzakere yoluyla değil, şiddete başvurarak çözeceğini söylüyordu. Türkçe “Kan ve Kılıç” anlamına gelen Blut Und Eisen anlayışını çevresindekiler üzerinde elde ettiği şahsi güç ve tahakkümcü kişiliği sayesinde hayata geçirmiş ve ilk iş olarak da meclisi dağıtmıştır. Almanya’nın, konfederasyondan imparatorluğa dönüşmesinde de bu siyaset etkili olmuştur. Uyguladığı politikalar nedeniyle “Demir Şansölye” unvanı verilen, kralın üzerinde başka bir güç tanımadığını açıkça ifade eden Bismarck her türlü kimlik, kişilik, kavram ve kurumları işine göre pervasızca kullanıp atmıştır fakat hakkını teslim etmemiz gereken düzenlemelerde yapmıştır. Örneğin; sosyal devlet anlayışının olmazsa olması varsayılan iş kazası, yaşlılık ve malullük sigortasını ilk defa yürürlüğe sokan kişidir.

Almanya’nın sınırlarını belirleyen fakat Bismarck’ın kabul etmediği Viyana Antlaşması, Osmanlının bozguna uğradığı kuşatma sonrasında yapılmıştır. Viyana kuşatması aynı zamanda Osmanlının çöküşüne kadar devam eden gerileme dönemini de başlatmıştır. Osmanlı’nın gerileme dönemini 238 sene sonra durduran da Mustafa Kemal’in başlattığı ve Türk kurtuluş savaşının da dönüm noktası olan Sakarya meydan muharebesidir. Son yirmi yıldan beridir AB/D’nin Neo-Osmancılar dayattığı “böl-yönet” politikası, Mustafa Kemal ile arkadaşlarının mirası Cumhuriyet değerlerinin pervasızca kullanılıp atılmasına neden olmuştur. Bu süreç, Almanya’nın federasyondan imparatorluğa geçişiyle benzerlikler gösterse de tersi bir durum söz konusudur çünkü kurulacak olan yeni bir imparatorluk değil, cumhuriyetin federasyon ile bölünecek olmasıdır.

 

Anayasa ile federasyonun üstündeki milli yalan

   Bismarck’ın Kan ve kılıç siyasetinin benzeri Türkiye’de 2009’da “Kürt açılımı” ile başladı ve bu tarihten itibaren de ideoloji, din, dil, etnik köken üzerinden ayrıştırılan kitleler siyasette olduğu gibi hoşgörü anlayışından uzaklaşarak sorunlarını şiddet yoluyla çözmeye yöneldi. Öyle ki, “barış görüşmeleri” ne evirilen açılım sürecinde bile şiddet eksik olmadı, yüzlerce insan hayatını kaybetti. Süreç boyunca PKK militanlarını pişmanlık yasasından yararlandıran, yol kesip kimlik kontrolü yapacak kadar şımartan, 1989’da Hava İndirme Tugayı’nın Cudi dağından söküp altığı PKK’nın burayı yeniden üs bölgesi olarak kullanmasına olanak sağlayan AKP, Türk halkına ağır bedeller ödetirken muhalefet eden herkesi gerek fiziki gerek psikolojik baskı yöntemleriyle sindirdi. PKK’nın beş, altı yıl önce kimlik kontrolü yaptığı sırada kaçırdığı 13 kişinin şehit edilmesi de ödenen ağır bedellerin devamıdır. Bu süreçte hükümetin herhangi bir girişimde bulunmadığını şehit edilmeden önce kendileri video görüntüleriyle duyurmuşlardır.

   Açılım süreci boyunca milliyetçilik ayaklar altına alınmış, fabrikalar, limanlar, köprüler gibi yerli kurumlar satılmış, Türkiye’nin mührü sayılan “T.C” kamu kurumlarının üzerinden söküp atılmıştır ancak açılımın rafa kaldırılmasından hemen sonra ani bir dönüşle millici, milliyetçi yalanına sarılmış, “maalesef, kandırıldık” gibi kabul edilemez gerekçelerle hatalarını telafi etme yoluna gidilmiştir. Parlamenter sistemin dağıtılması, kamu kurumlarının özelleştirilmesi gibi Türkiye’yi dönüştürecek olan bu uygulamalar, emperyalizmin dayattığı federasyon sistemini pratiğe geçirecek olan uygulamalardır. Bu bağlamda “Yeni Türkiye” söylemleri de gerçekte hocaları Erbakan’nın “Kanlı mı olacak yoksa kansız mı?” sözleriyle işaret ettiği rejim değişikliği fikrinin güncellenmiş son halidir. 

 

ABD’den ileri demokrasi, Almanya’dan federasyon ithalatı

   AKP, gündem değiştirmek için iktidarda olduğu tarihten beridir ortaya attığı tutarsız konularla gündemi meşgul ederken arka planda ise gerçek hedefleri için çalışıyor. Böylesine asılsız konuları gündemleştirmelerinin nedeni de gelebilecek toplumsal eleştirileri bertaraf etmek içindir. Gündemi milli uzay projesiyle meşgul etmesinin ardındaki gerçekte yeni anayasa hazırlığı ile federasyon sistemidir. Çünkü değiştirilmesinin dahi teklif edilemeyeceği, laik, hukuk, sosyal, rejim, bayrak, marş, başkent gibi hükümlerin bulunduğu ilk dört madde, Türkiye’nin federasyona götürülmesinde en büyük engeldir. Yeni bir anayasaya veya anayasayı değiştirmeye ihtiyaç duymalarının nedeni de budur. Kamuoyu için hayati önem taşıyan bu konu, milli uzay projesiyle kapatılmak istenmiştir ki, zaten milli de değildir. Çünkü milli olabilmesi için tamamen yerli üretim olması gerekiyor. Oysa Erdoğan açıklamasında “hibrit roket” yani melez olduğunu söyleyerek milli olmadığını kendisi itiraf etmiştir. Almanlar, suya indirdikleri ilk modern gemiye Bismarck adını vermişlerdi. Bunların uzaya gönderecekleri hibrit yalanın adının ne olacağı da projenin kendisi kadar önemsizdir. Çünkü toplumun refah düzeyini yükseltecek, güvenlik, ekonomik, sosyal, hukuki sorunlarını çözecek, uygarlığa taşıyacak bir proje değildir. 

  AKP İstanbul milletvekili Ravza Kavakçı Kan’ın birkaç gün önce yaptığı federasyon açıklamalarını üç buçuk ay önce 09 Kasım 2020 tarihinde yayınlanan “lambadaki cin, dürbündeki fil” başlıklı yazımda duyurmuştum. Yazının devamında, masalarında iki seçeneğin olduğunu ve en başta buzdolabına kaldırdıkları açılım paketini çıkartmak zorunda kalacaklarını belirtmiş “Türkiye / ABD stratejik ilişkilerinin belirlenmesinde de AKP’nin tavrı önemli rol oynayacaktır. Çünkü ABD’nin önceliği Türkiye’deki Amerikan üslerinin tam olarak kullanılma açılması ve kesintiye uğrayan Büyük Ortadoğu Projesi’nin Türkiye ayağını oluşturan açılımın yeniden uygulamaya konulmasıdır.” ifadelerini kullanmıştım. Aynı yazıda “Joe Biden’in seçilmesi de buzdolabına kaldırılan Açılımın yeniden müzakereye açılması için ABD açısından gerekli şartlar oluşmuştur fakat devam edilebilmesi için Türkiye şartlarının da olgunlaştırılması gerekmektedir.” şeklinde tespitlerde bulunmuştum. Bu tespitlerim bizzat kendileri tarafından doğrulanırken, irili ufaklı muhalefet ise her zaman olduğu gibi ancak gerçekler ortaya çıktıktan sonra yaygara koparmaya başladılar. AB/D’den ithal ettikleri ileri demokrasinin sonuçları ortadayken Almaya veya herhangi bir ülkeden ithal edecekleri hibrit federasyonun sonuçlarını tahmin edebilmek için uzaya gitmeye de gerek yoktur.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.