Celal Eren Çelik kaleminden Merve Kavakçı...

Celal Eren Çelik kaleminden Merve Kavakçı...

Herkes O’nu Fazilet Partisi’nden Türkiye’nin ilk “Başörtülü milletvekili” seçilmesi sonrası TBMM’deki yemin töreninde yaşanan yemin krizi ile tanımıştı.

A+A-

Herkes O’nu Fazilet Partisi’nden Türkiye’nin ilk “Başörtülü milletvekili” seçilmesi sonrası TBMM’deki yemin töreninde yaşanan yemin krizi ile tanımıştı.

Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in “Burası devlete meydan okunacak yer değildir…Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz” ifadeleri ile tarihe kazınan o konuşmasını yaptığında Meclis genel kurulu karışmış ve Merve Kavakçı Meclis Genel Kurulu’ndan ayrılmak durumunda kalmıştı..

Sonra adeta “Siyasal İslam” geleneğini “Mağduriyet” sembolü haline getirilen Merve Kavakçı önce çıkarıldığı Türk vatandaşlığına geri alındı, hemen sonrasında ise Malezya’ya büyükelçi olarak atandı.

Kendisi ile birlikte kızları,kardeşleri,damadı artık devletin en önemli kadrolarındaydılar…

Peki kimdi ve önemi neydi Merve Kavakçı’nın? Kendisi ve aile efradına gösterilen sadece AK Parti içerisinde vefa” örneği miydi? Yoksa Merve Kavakçı bir “sembolden” çok çok daha ötesi miydi?

Gazeteci yazar Celal Eren çelik konuya ilişkin çarpıcı bir video yayınladı.

 

İşte Çelik'in aktardıkları:

 

Tarih yapraklarını 1974’e sarıyoruz…

1974 yılında Türkiye’de üniversitelerde ilk türban eylemleri kendisini göstermeye başlamıştı.Eylemlerin en yoğun olarak yaşandığı üniversitelerden bir tanesi ise Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ydi.

Bu üniversitede eylemlerin bu denli yoğun olarak yaşanmasının en önemli sebeplerinden bir tanesi ise Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanı Prof.Dr.Yusuf Ziya Kavakçı ve aynı üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmakta olan eşi Gülseren Kavakçı’nın protestoları en öne safta destekliyor oluşuydu…

Kızları Merve Kavakçı ile birlikte Erzurum’da yaşayan Gülseren Kavakçı-Yusuf Ziya Kavakçı çifti protestolarda o kadar öne çıkmıştılar ki bir süre sonra Gülseren Kavakçı üniversitedeki görevinden atıldı.

Tarih yaprakları 1982’yi gösterdiğinde ise Prof.Dr.Yusuf Ziya Kavakçı çok "ilginç"(!) biçimde “Yetkilerini keyfi kullanmak” gerekçesi ile üniversitedeki görevine son verildi.

 

BABA KAVAKÇI SOLUĞU AMERİKA'DA ALDI

 

1982’de görevine son verilen Prof.Dr.Ziya Kavakçı soluğu Amerika Birleşik Devletleri’nde alacaktı.

TEXAS’a giden Prof.Dr.Ziya Kavakçı burada enteresan ilişkiler kurmaya başlamıştı.

O dönem “Cemaat” olarak isimlendirilen FETÖ’nün ABD’de en etkin olduğu eyaletlerden bir tanesi olan TEXAS’ta yine Gülen Hareketi’nin TEXAS’taki en etkin “STK”sı konumundaki Cosmos Vakfı ile çok yakın ilişkileri olan Islamic Association of North Texas’taüst düzey yönetici olarak görev yapmaktaydı ve burada etkin bir ilişkiler ağı kurmuştu.

Burada şöyle 2 dakika duralım...

ABD'de kurulu olan ve Dünya'nın en büyük 10 hukuk bürosundan bir tanesi olan bir hukuk bürosu var,adı: K&L Gates... Bu hukuk bürosunun sahibi Bill Gates'in babası William H.Gates...

Geçtiğimiz yıl bu K&L Gates hukuk bürosu önemli bir transfere imza attı ve Lee Stapleton'u bünyesine kattı... Bu değerli avukat Baker&Mc Kenzie Hukuk ofisinden transfer edildi.

Transfer olmasını sağlayan ve kendisini "parlatan" olay ise Rıza Zarrab'ı itirafçı olmaya ikna eden avukat olarak tanınması...

 

BİLL GATES COSMOS VAKFINA 10 MİLYON DOLARLIK BAĞIŞ YAPMIŞ

 

Baba "Gates"in küresel hukuk firması Zarrab'ı itirafçı olmaya ikna eden avukatı "Transfer" edip sistem içerisinde "ödül" verirken aynı tarihlerde Dünya'nın en zengin insanlarından olan Microsoft'un kurucusu oğul Bill Gates'de ilginç bir bağış yapıyordu...

Bill Gates, hani Merve Kavakçı'nın babası Yusuf Ziya  Kavakçı'nın yakın ilişkide olduğu Gülen'e bağlı Cosmos Vakfı vardı ya...

 

İSLAM KÖYÜ PROJESİNİN BAŞINA BABA KAVAKÇI GETİRİLDİ

 

İşte bu vakfa Bill-Melinda Gates Fonduation üzerinden tamı tamına 10 milyon 550 bin dolarlık bağış yapıyordu...

Öte yandan işte bu COSMOS VAKFI ile yakın ilişkileri olan  Islamic Association of North Texas’ın  Dallas’ta gerçekleştireceği en önemli proje olan “İSLAM KÖYÜ” projesinin başına da“İmam”sıfatı da eklenerek Yusuf Ziya Kavakçı getirilmişti.

1982’de ABD’de TEXAS’a yerleşen baba Yusuf Ziya Kavakçı’nın yanına Ankara Tıp Fakültesi’ni kazanmasına rağmen 2 yıl sonunda “başörtüsü” sebebi ile okulu bırakan kızı Merve Kavakçı gelecektir.

Merve Kavakçı ABD’de kısa süre sonra ABD vatandaşı olan Ürdün asıllı Ali Ahmad Abushanab ile hayatını birleştirerek ABD vatandaşı oldu...  

Tabii ABD vatandaşlığı şu an Sn.Kavakçı Türkiye’nin büyükelçisi olarak görev yaptığı için ayrıca önem arz etmekte…

Zira ABD vatandaşı olurken edilen bir yemin var…

Efendim ABD vatandaşı olurken aynen şu cümleler ile yemin ediyorsunuz:

"Burada, önünüzde, şimdiye kadar tabiiyetinde bulunduğum her türlü devlet tabiiyeti ve egemenliğini reddettiğime; bundan böyle abd anayasası'nı ve yasalarını iç ve dış düşmanlara karşı savunacağıma;

ABD'ye bağlılık ve sadakat göstereceğime; kanunun gerektirdiği hallerde abd ordusuna hizmet vereceğime; kanunun gerektirdiği durumda sivil yönetim altında ulusal önemi olan işlerde çalışacağıma ve bu yükümlülükleri özgür bir şekilde, akıl sağlığım yerinde ve samimi olarak üstleneceğime yemin ederim. tanrı yardımcım olsun”

Evet  Merve Kavakçı bu yemini ederek ABD vatandaşı da oluyor ve kısa süre sonra ilk eşi olan Ürdün asıllı Ali Ahmad Abushanab ile de ayrılıyordu…

Zaten sonrası malumunuz Kavakçı Türkiye’ye geliyor, bir anda siyaset içerisinde jet  hızı ile yükselerek vekil oluyor,başörtüsü ile kriz çıkartıyor ve FP kapanıp AKP’nin "önü açılırken" de bunun en önemli gerekçelerinden bir tanesi olarak gösterilmekle kalmıyor.

AKP’nin yıllarca kullandığı  ve üzerinden siyasi prim elde ettiği “Başörtüsü sorununun” ikonik simgesi haline geliyordu…

1999’da TBMM’de başörtüsü ile yemin etme inadı ile yarattığı kriz sonrasında  Kavakçı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılıyordu çıkarılmasına ama soluğu ABD’de alan Kavakçı için “Hikaye” bitmemişti  ve”Herşey yeni başlıyordu”…

Şimdi  baba ve kız Kavakçı’ların hikayesine şöyle bir virgül koyalım tabii geri dönmek kaydıyla…

Şimdi tarih yapraklarını sizinle 1928 yılına sarıyoruz ve  Mısır’a uzanıyoruz…

Hasan El Banna tarafından Mısır’da siyasal bir hareket  kuruluyordu: İhvan-ı Müslimin… Ya da kamuoyunun daha çok bildiği ismi ile "Müslüman Kardeşler"…

Örgütlenme modelini cami başta olmak üzere halkın tüm sosyal katmanlarına nüfuz edecek bir modelleme üzerine bina eden İhvan Hareketi spor kulübü-cami ve okul üçgeninde örgütlenmeye başladı ve üye sayısı hızla arttı.

1940’lı yılların başına gelindiğinde  İhvan Hareketi’nin üye sayısı 500 bini bulmuştu…

Ancak “sosyal ve sivil” bir siyasal hareket olarak kalmak İhvan Hareketi için yeterli olmamıştı ve 1948 yılında hareketin silahlı kanadı “Gizli Cihaz” oluşturuldu…

Bu  gizli yapılanma kısa sürede Mısır’da İngiliz yönetimine karşı bombalama ve suikast eylemlerine girişirken  İhvan hareketinin kurucusu Hasan El Banna ise  tarih yaprakları 12 Şubat 1949 yılında faili meçhul kişiler tarafından uğradığı suikast ile hayatını kaybetti.

Ancak Hasan El Banna’nın yerine geçen Seyyid Kutub ile birlikte İhvan Hareketi Ortadoğu’da bölgesel bir güç olacaktı.Bu arada Seyyid Kutub'un en önemli özelliği o esnada ABD'de bulunup,Hasan El Banna'nın ölümü sonrası adeta"ithal" biçimde İhvan Hareketi'nin başına geçmesiydi.

Yine ilginçtir ama Hasan El Banna öldürüldüğünde  ABD’de bulunmakta olan Seyyid Kutub,İHVAN Hareketi'nin başına geçtiğinde  Ortadoğu’da dış politikalarında ABD yerine soğuk savaş döneminde SSCB’yi müttefik olarak tercih etmiş olan BAAS hareketini hedefine koydu…

Yani ABD Soğuk Savaş'ın en sert günlerinde ABD'den giderek İslamcı bir hareketin başına geçen bir lider ile SSCB karşısında Ortadoğu'da yeni bir "bölgesel müttefik" kazanmıştı...

Nitekim Mısır’da 26 Ekim 1954’te  Nasır iktidarına karşı girişilen başarısız darbe girişimi İHVAN'ın BAAS karşıtlığının zirvesiydi.

Bu başarısız darbe girişimi sonrasında  tutuklanıp 15 yıl hapse mahkum edilen Seyyid Kutup bir dönem hapisten tahliye edilse de yaniden tutuklanarak 29 Ağustos 1966’da idam edildi.

Ama İhvan-ı Müslimin hareketi giderek “siyasal islamın” ideolojik en büyük önderi konumuna gelmişti ve ABD’nin “finanse ettiği”  Afgan mücahitlerin ve daha sonra El Kaide’yi kuracak Usame  Bin Ladin’in “İdeolojik idolü” yine Seyyid Kutub olacaktı...

 

danisman-min.JPG

1960’lar Türkiye’sine dönelim şimdi isterseniz…

1960’lar ile birlikte Türkiye’de sol dalga yükselişe geçerken bu dalganın kırılması için bir şeyler yapılması gerekliydi ve MİT bu konuda çözümü Seyyid Kutup’ta bulmuştu…

Seyyid Kutub’un ABD’de yazdığı “İslam’da Sosyal Adalet” isimli kitabı Türkçe’ye  çevrildi.. Bu görevi yerine getiren İsim ise ilginç bir kişilik oldu:Fethullah Gülen’in koruyucusu olan dönemin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür…

Bu arada Hasan el Benna’nın damadı Said Ramazan, Said-i Nursi ile bir araya getiriliyordu… 

Yaşar Tunagür aynı zamanda Gülen’in izine ilk rastladığımız Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin de kurucusu,Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin arkasında ise CIA var.

Zira CIA “Siyasal İslam projesini 1960’larda başlatmış ve bunu da Münih’teki operasyon merkezinden yürütmekteydi.

'60'larda Tüm Dünya’da sol yükselirken ABD  “Müslüman  Kardeşlerin” her anlamda yolunu açarak özellikle müslüman coğrafyasında  bu örgütü sol yükseliş karşısında bir  duvar olarak “Kullanıyordu”

Ama Türkiye’de “Siyasal İslam”ın zemini de meraklısı da çoktu… Başta Gümüşhanevi Tekkesi’ne bağlı kadrolar olmak üzere siyasal islamın iktidarını hedefleyen isimler bir araya geldiler…

MSP ile birlikte Türkiye’de “Siyasal İslam” artık partileşmişti…

Tarih yapraklarını bu kez 1989’a sarıyoruz…

ABD  1991’de SSCB’nin yıkılacağını 1989’dan yıllar önce görmüştü ve dış politikasını da buna göre yeniden dizayn ediyordu…

Ortadoğu ise ABD için hayati önem arz eden bir coğrafyaydı ve 1989 yılında Pentagon CIA’nın yan kuruluşu olarak faaliyet gösteren Rand Corporation’dan “Türkiye’de Siyasi Radikalizmin Geleceği” konulu bir rapor istedi…

ABD, “Radikal” değil kontrol edilebilir “Ilımlı İslam” projesi için düğmeye basmıştı…

RAND CORPORATION bu raporu hazırlamak için Graham Fuller ve Paul Hanze gibi Türkiye ve Ortadoğu’nun çok yakından tanıdığı isimler öncülüğünde bir komisyon hazırlayarak  79 sayfalık bir rapor hazırladı…

Raporun son bölümü aynen şu şekildeydi:

“Türkiye’de İslam’ın yükselmesi olgusuna dikkatli ve seçici bir şekilde yaklaşılmalıdır. Ancak, ihtiyatlı ve alçak perdede kalarak Amerikan çıkarlarına en iyi hizmet mümkündür. İslam’ın rolünü etkileme konusunda en ufak bir açık Amerikan girişimi, ABD’nin çıkarlarına hizmet etmez. Yönetim konuya dönük politikalarını formüle ederken hem Türkiye’de laik modeli destekleyen, hem de İslami güçlerle açık bir çatışmadan kaçınan nazik bir denge yakalamak durumundadır.

Öte yandan, Türkiye’deki irticanın başlıca dış politika amacı, Türki¬ye’nin Batı ile ilişkilerinin gerginleşmesidir. O halde ABD bu olasılığı en azına indirmeye çalışmalıdır. Türkiye’ye NATO çerçevesinde daha fazla yükümlülükler verilmeli.

NATO stratejileri konusunda Türk resmi makamlarına daha fazla danışılmalıdır. İkincisi, ABD laik devlet şeklini desteklerken Türkiye’de¬ki Amerikan menfaatlerine daha iyi hizmet edecek politikalar geliştirme olanağı güçtür.

Buna ek olarak İslami hareketin ılımlı üyeleri ile ihtiyatlı ve gayri resmi temaslar kurulması öğrenme süreci için yararlı olabilir."

Özellikle "Buna ek olarak..." diye başlayan son cümleyi tekrar tekrar okumakta fayda var zira Berat Bey'in tabiri ile "Burası çok önemli"...

Ayrıca aynı raporda "Cesur,ekonomik güce sahip kanaat önderleri  yaratılmalı" notunu taşıdığını da ekleyelim buraya...

Zaten bir süre sonra o "kanaat öderi" Papa 2.Jean Paul ile görüşecektir ve adı da Fethullah Gülen'dir...

Türk siyasal hayatında ise ne oluyorsa oluyor ve raporun hazırlanmasından 2 sene sonra Refah Partisi ile birlikte günümüze değin sürecek “Siyasal İslam” adeta şahlanıyordu...

Ancak bir sorun vardı, Necmeddin Erbakan ABD ile “birebir uyumlu” çalışmayı reddediyordu... Ve sorun çözülmeliydi...

RAND CORPORATION’un raporunun son kısmında yer ala “İslami Haketin ılımlı üyeleri ile ihtiyatlı ve gayrı resmi temaslar kurulması…”  maddesi hayata  geçirilecekti…

20 Ekim 1996 tarihli AYDINLIK DERGİSİ “ABRAMOWITZ TAYYİP’İ ERBAKAN’IN YERİNE HAZIRLIYOR” manşeti ile çıkmıştı.

Abramowitz’i Erdoğan ile tanıştıran ise daha sonra bu başarılı çalışması karşılığında RAND CORPORATION’da “sataja” gönderilip,dönüşünde “TEPEDEN İNME” biçimde Milliyet’teişbaşı yaptırılan şimdinin bağımısız (!) gazetecisi Ruşen Çakır’dı

Çakır, o kadar bağımsız dı ki, SOROS’un vakfı olan AÇIK TOPLUM VAKFI’nıjn Danışma Kurulu üyesi olup, bu vakıfın en büyük partnerlerinden yine SOROS bağlantılı Cherest Vakfı’ndan internette yayın yapan Medyascope TV’si için 2016-2017 yıllarında 2 yılda 100’er bin Dolar’dan 200 bin Dolarhibeyi fon olarak alıyordu…

Bu esnada Fazilet Partisi’nde işler karışıyordu… Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan  önderliğindeki yenilikçi kanat Erbakan’a bayrak açıyorlar ama kongreyi kaybediyorlardı.

İşte tam da bu sıralarda Merve Kavakçı ismi yeniden gündeme gelecekti zira başörtüsü ile kriz yaratan Merve Kavakçı’nın başka konuşma ve eylemleri de FaziletPartisi’nin kapatılması için gerekçe gösterilen en önemli sebeplerden biriydi

Ve neticede Fazilet Partisi kapatılıyor,AKP kuruluyor,Türkiye’de bir dönem bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak şekilde değişiyordu.

İlginçtir o dönemlerde Erdoğan ve Milli Görüş çizgisi ile kanlı bıçaklı olan Perinçek ekibi ve AYDINLIK'ın,şimdi kolkola girdikleri AKP için yazdığı  herşey harfiyen 5 sene içinde gerçekleşiyordu..

Biz  yeniden ABD’ye baba kız Kavakçı’ları bıraktığımız tarih olan yıllara…

ABD Ilımlı İslam Projesi için 2 ayaklı bir model öngörmekteydi RAND CORPORATION RAPORUNDA…

Bunlardan birisi siyasal kadrolar, bir diğeri ise “Ekonomik gücü olan kanaat önderleri”

O "kanaat önderinin" ise Gülen olduğunu yazmıştık... Gülen için ABD her türlü kapıyı açmıştı...

Merve Kavakçı ise vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra ABD’ye kendi tabiri ile “İkinci kez hicret” ediyordu… 

Merve Kavakçı ise vatandaşlıktan çıkarıldıktan sonra ABD’ye kendi tabiri ile “İkinci kez hicret” ediyordu…

-İşte Kavakçı bu panellerde Türkiye aleyhine konuşmaları yaparken ABD’de  Becket Foundation isimli bir NGO yani STK çıkmaktadır karşımıza… “Dini Özgürlükler” konusunda misyoner gibi çalışmak olarak misyonunu açıklayan Becket Fondation Kavakçı ile “yakından ilgilenmektedir”

Becket Fondation ile  Merve Kavakçı’nın ilişkileri 2005 yılında çok daha sıkılaşmıştır.

Hatta Becket Fondation 2005  yılında Kavakçı’nın TBMM’de mecliste “yemin krizine” neden olduğu gün taktığı baş örtüsünü ABD Kongresinde "Body of Belied" sergisi kapsamında “sergilemiş” Kavakçı kongre üyeleri ile çok samimi pozlar vermiştir.

Ama Becket Fondation dediğimiz zaman şöyle 2 dakika duracağız…

Neden derseniz bu Becket Foundation’un yönetiminde  2 çok kritik isim var…

Birincisi William P. Mumma.. . Bu isim Becket Foundation’un tepesindeki isim ve CEO…

İkincisi Becket Foundation’un “İcra Başkanı” konumundaki  Mark Rienzi…

Şimdi neden bu 2 ismi saydık ? Anlatalım efendim…

Bu saydığımız isimlerden vakfın CEO’su William P. Mumma ve “ İcra Başkanı” konumundaki Mark Rienzi’nin  bir ortak noktas  var: Georgetown Üniversitesi…

Vakfın CEO’su William  P. Mumma bu üniversiteden mezun ve halen Georgetown Üniversitesi ile yakın ilişkilerini sürdürmekte…

“İcra Kurulu Başkanı” Mark Rienzi ise aynı üniversitenin belki de en çok “özel toplantı” daveti alan kimilerinde tebliği sunan kimilerinde açık konferanslar veren ismi…

“Arkadaş biz diyoruz MerveKavakçı sen diyorsun yok Becket Foundation, yok Georgetown Üniversitesi” diyorsanız demeyin zira kazın ayağı öyle değil…

-Şimdi Merve  Kavakçı’nın özgeçmişine baktığımız zaman ABD’de bulunduğu süre içinde 2009 yılına kadar  Türkiye’deki insan hakları ve inanç hürriyeti ihlallerini anlattığı onlarca panelin arasında 2003’de Harvard University Kennedy School of Government’da Kamu Yönetimi Yüksek Lisans eğitimini tamamladığını,2007’de Howard University’de Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktorasını aldığını 2004-2014 yılları arasında George Washington University Elliott School of International Affairs’de öğretim üyeliği yaptığını görüyoruz…

Tabii bakın bu arada Georgetown bağlantılı isimlerin yönettiği Becket Foundation ile ilişkiler sıkılaşmış,Kavakçı ise görünüşe bakılırsa çok parlak da bir akademik kariyer yapmış…

Tarih yapraklarını 2009 yılına doğru sarıyoruz bu kez…

Bu tarihte ABD’de de bir “DÜNYA’NIN EN ETKİLİ 500 MÜSLÜMANI” listesi yayınlanıyor ve bu liste çok ses getiriyor.

Peki efendim kimler var bu listede?

Listeye Erdoğan 5.sıradan girerken,13.sırada Fethullah Gülen listede,Abdullah Gül 28.sıradan, Ekmeleddin İhsanoğlu ise 40.sıradan listede..

Başka kim var listede? Bingo! Merve Kavakçı’yı da 2009 yılında –ki o dönemde Harvard’da Yüksek lisansını bitirip doktorasını yeni almış bir akademisyen kendisi- DÜNYANIN EN ETKİLİ 500 MÜSLÜMANI listesinde görüyoruz…

Hangi çalışması ve “ağırlığı” ile bu listeye girdiğini bilemiyoruz ama listeyi yapanlara biraz bakınca durum daha da ilginç bir hal alıyor…

Efendim bu DÜNYA’NIN EN ETKİLİ 500 MÜSLÜMAN’I listesini kim yapıyor dersiniz? Bu Becket Foundation’un CEO ve İcra Kurulu Başkanı ile ilişkilerini yukarda anlattığımız Georgetown Üniversitesi…

Şimdi tabii Georgetown Üniversitesi deyince de şöyle iki dakika durmak gerekiyor…Neden mi? Daha önce yazdık ama okumayan dostlarımız için tekrar anlatalım…

Bu Georgetown Üniversitesi,Fethullah Gülen'in ABD'de en fazla mali yardım vefon aktardığı üniversite olarak bilinmesi ile meşhur...Ama çok daha enteresan özellikleri de var "ABD'YE DEVLET ADAMI YETİŞTİRMESİ" (büyükelçi,ütdüzey bürokatv.s) ile ünlü bu okulun....

Şimdi bu güzide üniversitemizde bir "merkez" var...İsmi: Müslüman-Hristiyan Diyalog Merkezi... Merkezin kurucu finansmanını sağlayan ise Suudi Prensi Prens Prens El-Velid Bin Tallal.Tam 20 milyon dolar ile kuruluşunu finanse ediyor bu merkezin..

Bu "merkezin" başında da John Lee Esposito diye bir arkadaş var.Bu arkadaş FETÖ elebaşı Gülen'in Green Card alması için CIA üst düzey yöneticilerinden Graham Fuller ve Poul Hande ile referans olan kişi …

İlginç mi geldi?Daha yeni başladık efendim...Şimdi bu John Lee. Esposito beyefendi bu "Merkezde" Fethullah Gülen ve Gülen Hareketi için övgüler düzülen sempozyumlar tertip ediyor...

Bir de bakıyoruz bu Esposito bol bol Rumi Forum diye bir kuruluştan ödül alıyor bu kuruluşun etkinliklerinde boy gösteriyor...

Peki nedir,neyin nesidir bu Rumi Forum?Anlatalım efendim... Bu Rumi Forum,FETÖ'nün "Dinlerarası Diyalog" projesini yürütmek için kurduğu ve ciddi manada finanse ettiği NGO/STK...

Şimdi bir bakıyoruz bu son derece faal çalışan Rumi Forum bir süre sonra bir Washington Temsilciliği açıyor...Kim dersiniz temsilci?Bingo!Bu Bay Esposito!

Bu Mr.Esposito'nun başkanı olduğu Georgetown Üniversitesi'ndeki Müslüman-Hristiyan Diyalog Merkezi vardı ya...Ha işte bu merkezde çalışmalarını sürdürürken bu Mr.Esposito kendisinin en yakınında kim var dersiniz?Tanıdık bir isim:İbrahim Kalın...

 

uvey-baba.JPG

Hatta o kadar yakınlar ki "İSLAMOFOBİ" ismi ile ortak bir kitap bile yazıyorlar...

İşte bu “güzide” üniversitemizin hazırladığı DÜNYA’NIN EN ETKİN 500 MÜSLÜMANI listesini Esposito ile birlikte İbrahim Kalın hazırlıyorlar…

Tabii ki İbrahim Kalın da listede!

-Mesela hani şu meşhur RAND CORPORATION’un hazırladığı ve yukarıda bahsettiğimiz 1989 tarihli raporun hazırlayıcılarından ve bir dönem CIA Türkiye İstasyon Şefi olan olan Paul Hanze Türkçe’yi anadili gibi bu Georgetown Üniversitesi’nde öğreniyor...

Şimdi bakın boşuna demiyoruz bu Georgetown Üniversitesi deyince iki dakika durmak gerekir diye…

Şimdi bu üniversitenin organik bağı olan başka merkezler de bulunmakta…Edgar Hoover Enstitüsü,CSIS,Küresel Barış Enstitüsü gibi..

Bu merkezlerde ise “Türkiye uzmanlığı” ile meşhur CIA ajanları Dr. Chomsky, Henri Barkey, Paul Henze, Graham Fuller, Dr. Michael Gunter, Richard W. Murphy, Francis J. Ricciardone başlıca görev yapan isimler…

Kavakçı’nın ABD’de bu isimlerle Georgetown Üniversitesi üzerinden irtibat içerisinde olduğunu Türkiye’de ilk iddia eden ise geçtiğimiz yıllarda ADD Isparta Şubesi Kurucu Başkanı Mahmut Özyürek olmuştu…

İşte bu Georgetown Üniversitesindeki Müslüman-Hristiyan Diyalog merkezinin 2008 yılında yani o meşhur DÜNYA’NIN EN ETKİN 500 MÜSLÜMAN’I listesinin hazırlanmasından sadece aylar önce bir misafiri var konuşmacı olarak…

Ve o “misafirin” adı tabii ki Merve Kavakçı…

Tesadüf işte...Neyse efendim,Şimdi bu arada biz baba Yusuf Ziya Kavakçı’ya da şöyle bir dönelim istersiniz…

Kızı Merve Kavakçı’nın az önce anlattığımız enteresan Georgetown Üniversitesi tarafından Dünya’nın en etkili 500 Müslüman’ından birisi seçilirken, baba Yusuf Ziya Kavakçı da ABD’de Islamic Association of North Texas’ın en üst düzey yöneticisi olarak çok büyük bir nüfuz alanı kazanmıştı…

Hatta öyle ki Yusuf Ziya Kavakçı TEXAS Parlamentosu açılışında dua eden isim olmuştu…

Bu arada ABD’ni Ilımlı İslam projesindeki “Ekonomik güce sahip kanaat önderi” rolünü biçtiği Fethullah Gülen’in ABD’deki 140’a yakın okulundan en fazlası,Yusuf Ziya Kavakçı’nın etkinlik alanı olan Texas’taydı…

Bu arada Yusuf Ziya Kavakçı öylesine güç kazanmıştır ki burada 2008 yılında ABD’yi ziyaret eden Papa II.Benedictus Yusuf ZiyaKavakçı ile görüşmüş.

Türkiye’de Akit gazetesine köşe yazan Yusuf Ziya Kavakçı künyede adının ardında “Amerika Birleşik Devletleri Resmi İslam Sözcüsü” gibi unvanlar koymuştur.

Tabii baba Kavakçı ile FETÖ'nün en etkin olduğu eyaletlerden Texas ve Cosmos Vakfı ilişkilerine dikkat çekmemiz boşa değil... Ama bunu tüm Türkiye'nin anlaması için 19 Nisan 2018 tarihini beklemesi gerekecekti...

Tarih yaprakları 19 Nisan 2018'i gösterdiğinde baba Yusuf Ziya Kavakçı Akit Gazetesi'nde aynen şunları yazacaktır:

Muhterem dost okuyucuların müsamahası ve anlayışı recasıyla dikkat çekmek maksadıyla yukardaki başlık atılmıştır. Maksud FETO mevzuunda dramatik bir kararla bir çözüm takdim etmektir.

Biliyoruz FETO içinde samimi, hayırhah, yardım sever sayıları binlerle ifade edilen bir vatandaş kademesi mevcuttur. Bunlar tabi durumunda ve emir kulu misillu haldedirler...."ifadeleri ile başlayan yazı aynen şu ifadeler ile son bulmaktaydı:

Fetullah Gülen dramatik bir kararla Türkiye’ye dönmelidir, açık bir beyan ile ‘hata ettik, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyib Erdoğan ve arkadaşlarının iyiliğini aldık, suiistimal ettik, yanlış yaptık, tevbe, hem de tevbe-i nasuh ile tevbe ediyorum’ demelidir. ‘Peşiman oldum, nadim oldum, bir dahi işlememeğe azm u cezm eyledim’, diye yüksek sesle ala meleinnas ahd vermelidir."

Bu arada baba Kavakçı yazısında "Ve Türkiye’ye köyüne dönmelidir. Zaten kaç yıl daha yaşar ki insan. Bildiğini de anlatır, teşkilata sadece eğitim ve öğretim hizmetinde olmalarını emreder ve bir de dünya çapında güçlü bir İslam alimleri yetiştirme ve İslam araştırma merkezi ve üniversiteyi kurar. Bu merkez ve üniversite Dünya’da benzeri olmayan bir kalitede müessese olur." ifadelerini kullanıyordu...

Yani efendim 15 Temmuz hain darbe kalkışması sonrası Gülen Türkiye'ye dönecekmiş, tövbe edecek miş,yargılanmadan köyüne dönüp İslam alimi yetiştierecekmiş!Valla baba Kavakçı böyle söylüyor...

Tabii Merve Kavakçı alel acele bir açıklama yapacak vebabasının "maksadını aşan" bir yazı yazdığını belirtecek ve "yaşı gereği sağlık sorunları " olduğunu eklemeyi unutmayacaktır.

Neyse efendim biz ilişkiler ağına devam edelim...

Ama asıl önemli gelişme Merve Kavakçı’nın Internation Islamic Charitable Organization’un Yönetim Kurulu üyeliğine girmesi oldu...

Şimdi tabii Internatıonal Islamic Charitable Organization deyince de 2 dakika durmamız gerekmekte...

Zira bu organizasyon Müslüman Kardeşler örgütünün “Küresel çaplı” sosyal ayağı…

Kuveyt merkezli Internation Islamic Charitable Organization’bir şemsiye yapılanma yani “üst örgütlenme” Bağlantıları ise Ortadoğu,Afrika,Rusya,Asya ve  ABD’de bulunmakta...

Bu kuruluşun çok ama çok enteresan “ortakları var”... Kimler mi? Bakalım efendim...

Eslah Sosyal Derneği (Müslüman Kardeşler  Bahreyn )

Dawah ve Yardım Dünya İslam Konseyi  ( küresel Müslüman Kardeşler , Hamas fon sağlama veya El Kaide desteği ile ilgili üyelerden oluşan şemsiye grubu )

Müslüman Dünya Birliği  (“Wahabbi” İslam'ın yayılması için Suudi örgütü

Uluslararası İslami Yardım Teşkilatı  (Suudi İslamcı Yardımlaşma )

Katar Bağış Teşkilatı  ( İyi Birlik,  Hamas'a fon sağlamakta)

İslam Miras Derneği'nin Revival ( El Kaide desteği iddiası var)

Zakah Evi   ( İyiler Birliği , Hamas'a  bağış toplamakta )

İslam Dawa Örgütü Sudan  (Genel  Sekreterliğini bir önceki ABD Başkanı Obama'nın kardeşi Malik Obama yapmıştı)

Internation Islamic Charitable Organization (IICO) üstyönetim kadrosunun en önemli ismi tabii ki Müslüman Kardeşler'in en önemli manevi liderlerinden Youssef Qaradawi...

Yine 25 senelik IICO'da yönetim kademesindeki önemli isimlere bakarsanız tam bir "İslami Yıldızlar Topluluğu"

Abdullah Omar Naseef  (Suudi İslamcı lider)

Abdül Rahman Siwar el Dhahab  (İyi Birlik Başkan Yardımcısı)

İssam Basheer  (Sudan’dan Dünya Müslüman Kardeşler’i)

Ahmed Totonji  (ABD Eski Müslüman Kardeşler lideri)

Zaghloul El-Naggar  (Mısır Müslüman Kardeşliği tarihindeki  en önemli şahsiyetlerden)

İşte Müslüman Kardeşlerin böyle küresel bir "ağı" var... Merve Kavakçı'nın yönetiminde olduğu IICO ise bu"ağın" tam da ortasında yer almakta...

Peki Merve Kavakçı herkesi şaşırtan bir kararla,vatandaşlıktan çıkarılma işlemi iptal edilip nereye Büyükelçi olarak  atanmıştı? Malezya... Peki neden Malezya? Anlatalım efendim...

Dünya'da Müslüman Karderşler örgütlenmesinin ideolojik olarak beslendiği 3 temel eğitim kurumundan bir tanesi Malezya İslam Üniversitesi'dir... Bu üniversite ilginçtir "Müslüman Kardeşler" hayranı Ahmet Davutoğlu ve yakın ekibinin de çalışmalar yaptığı üniversite Ayrıca Malezya'da Malezya İslâmi Gençlik Hareketi(ABIM)  ve PAS partileri çok etkin ve bu partiler kendilerine Müslüman Kardeşleri örnek almakta...

Yani Merve Kavakçı "Büyükelçi" ataması yapmış olmak,kayırma torpil olsun diye değil gayet bilinçli biçimde "seçilerek" AKP tarafından Malezya'ya gönderildi...

Burada kritik nokta ise özellikle AKP şekillendirilirken siyasal islamın radikal kanadını temsil eden Müslüman Kardeşleri temel ideoloji olarak alan ancak Ilımlı İslam modelini uygulayan bir partiye ihtiyaç duyan AKP'yi Şii iran karşısında Sünni güç olarak konumlandırması 2011 sonrasında ise giderek darbe yiyen ,Arap Baharı'ndan yerel dinamikler sonrası ilk etapta galip gibi görünse de kısa sürede büyük hasar raporu ile çıkan İhvan Hareketi'nin kendisini taktiksel bir açılımla AKP'yi rol model alarak "Ilımlılaştırma" çabası Kavakçı'nın bu "Köprü" konumunun önemini daha da arttırmakta...

Mesela Merve Kavakçı'nın yeğeni Erva Kan (Kavakçı) Saray'da Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Proje Direktörlüğü'nde boşa görevli değil... İhvan Hareketi'nin etkin olduğu ülkeler ile sermaye ve yatırım trafiğinde etkin olması oldukça muhtemel..

Ravza Kavakçı ise ailenin "AKP İÇİNDEKİ" kolu...Bakın bu ifademize dikkat edin...Zira Merve Kavakçı'nın rolü AKP'nin çok daha ötesindedir. Ama aile AKP içerisinde de etkin hale "getirilmiştir"

Ha Ravza Kavakçı'nın eşi Osman Kan'ın başına getirildiği Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet kurumu olan Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürü 'nde kullanılan milyarlarca liralık bütçedeki adrese teslim ihaleleri ise burada yazmayacağız.

Diğer görevlere atanan Mariam ve Gülham kendilerine hiç bir zaman hiç bir şey danışılmayacak Cumhurbaşkanlığı'nda "istihdam ediliyor" ve  Elif Kavakçı ise Emine Erdoğan'ın moda tasarımcısı...İşte bu 3 işim işin "magazin" boyutu...

Zira danışılacak olanlar fazlası ile Merve Kavakçı'ya danışılıyor...Öncesinde ise baba Yusuf Ziya Kavakçı'ya danışıldığı gibi...

Merve Kavakçı olayı öyle eş,dost,akraba atamasından çok ötede tarihsel arka planı ve uluslararası boyutları ve ilişkiler ağı olan bir olaydı.

Ve Merve Kavakçı sıradan değil,tasarlanmış ve seçilmiş bir "Köprüdür"

 

 

 


siyasetcafe.com

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.