Celal Eren ÇELİK

Celal Eren ÇELİK

DEPREM TÜRKİYE'NİN 'MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR'

DEPREM TÜRKİYE'NİN 'MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR'

İzmir’de yaşanan son deprem bize yeniden ve çok acı bir şekilde aslında depreme karşı ne kadar hazırlıksız olduğumuzu bir kez daha hatırlattı, gerçekleri bir tokat gibi yüzümüze çarptı.

Üstelik bu acziyet ve hazırsızlık halinin 17 Ağustos 1999 depreminden bu yana bütün uzmanların söylediği ve er ya da geç gerçekleşeceğinin altını çizdikleri o “Büyük İstanbul Depremi”nin yaşanacağını bile bile 20 yılı aşkın süredir devam ediyor oluşu işin belki de çok daha hazin ve vahim boyutunu oluşturuyor.

İsterseniz şimdi sizlerle gözlerimizi kapatalım ve o gerçekleşmesi kaçınılmaz olan “Büyük İstanbul Depremi”nin yaşandığını düşünelim ve o büyük felaketten hemen sonra ülke olarak ne halde olacağımızı şöyle bir tahayyül edelim…

***

İstanbul’da büyük deprem yaşanmış…

Her yer çığlık çığlığa sağa sola koşuşturan insanlarla dolu…

İstanbul’da milyonlarca kişi enkaz altında, devasa binalar, son derece lüks plazalar adeta birer kağıttan kule gibi tuzla buz olmuş durumda…

Şehrin yolları kapanmış, deprem sırasında seyahat esnasında olan araçlar birbirlerinin üzerine savrulmuş, sadece deprem anında deprem nedeni ile meydana gelen trafik kazalarından dolayı binlerce ölü ve yaralı var…

Şehrin elektrikleri kesilmiş, GSM ve internet altyapısı çökmüş...

İstanbul ile Türkiye’nin diğer şehirleri arasındaki irtibat tamamen kopmuş, hiçbir şekilde şehire ulaşılamıyor, yaşananlardan haber alınamıyor…

Şehir depreme gece geç saatlerde yakalanmış, milyonlarca insan ne olduğunu bile anlayamadan enkazın altında kalmış yatağından doğrulma fırsatı bile bulamamış…

İstanbul’da sağ kalanlar arasında hırsızlık ve yağma baş göstermiş…

Çok kısa süre içinde felaketin ilk şokunu atlatan insanlar, kendilerine hiçbir yerden yardım ulaşamadığı için hayatta kalabilmek adına temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri “Ayakta kalmayı başarmış” ne kadar dükkan ve ev varsa yağmalamaya başlamışlar…

Yaralılara müdahale edilemiyor, pek çok insan enkazdan sağ çıksa da ağır yaralı olarak müdahale edilemediği için ve kan kaybından ölüyor…

Şehir çok yoğun bir toz bulutu altında göz gözü görmüyor, gözlerinde hassasiyet sorunu olan pek çok insan depremi atlatsa da bu toz bulut sebebi ile körlük tehlikesi ile karşı karşıya…

“Deprem Toplanma Alanları” tamamen AVM ve lüks konut projeleri olarak yapılandırıldığı için insanların güvenle depremde bir araya gelebilecekleri, toplanacakları tek bir alan yok…

Şehri yönetenlerden kimileri depremde hayatını kaybetmiş, hayatta kalanlar ise depremin yolları tamamen felç etmesi ve internet ile telefon ağının  da çökmesi nedeni ile değil kriz koordinasyon merkezi oluşturmayı kendi aralarında koordinasyonu bile kuramayacak hale gelmiş hatta bir bölümü şehri ve şehre karşı sorumluluğunu bir tarafa bırakıp kendisi ve ailesinin hayatta kalma savaşına odaklanmış durumda…

Merkezi yönetimden şehre yardım ulaştırılamıyor, hava alanları kullanılamaz halde, helikopterlerin inebilecekleri tek bir alan yok, deprem esnasında yaşanan tsunami nedeni ile boğazlar ve İstanbul’a gelebilecek gemilerin yanaşacağı tüm limanlar kullanılamaz halde…

Şehirde tamamen bir kaos ve kanunsuzluk hüküm sürmekte…

Depremden sağ çıkan kimi insanlar bu kaosu fırsat bilerek husumeti olan kişileri öldürmeye başlamışlar…

Şehirde suç oranı bir anda kontrol edilemeyecek şekilde artmış…

Pek çok insan depremin etkisi, kaybettiği yakınları gibi sebepler ile akli dengesini kaybetmiş ve bu şekilde sokaklara dolaşıyor…

***

İşte böylesi bir İstanbul’da organize yardım çalışmalarını yürütebilecek ve devlet otoritesinin tesisini sağlayacak tek kurum olarak geriye “Türk Silahlı Kuvvetleri” kalıyor…

Ancak Türk Silahlı Kuvvetleri yani ordu da depremden ciddi hasar görmüş durumda ve tam olarak organize değil…

İşte tam da bu esnada ABD başta olmak üzere bir “Uluslar arası yardım gücü” koalisyonu İstanbul’a “Paraşüt birlikleri” başta olmak üzere iniyor ve yardımımıza koşuyorlar…

Bu yardımı o anda kimse sorgulamıyor hatta adeta sevinç çığlıkları atılıyor…

Sonrasında ise ABD ve yabancı ülke askerlerini başta İstanbul olmak üzere depremden etkilenen her ilde artarak ve giderek kalıcı hale gelerek görmeye başlıyoruz…

En sonunda bu askerler Ankara’da  çok büyük ve kalıcı bir askeri üs kuruyorlar…

Ve en son kertede Türkiye çöken ekonomisinin de etkisi ile fiili olarak “İşgal ediliyor”…

***

Evet şimdi belki sizlere sunduğumuz bu “Felaket senaryosunu ve sonuçlarını” çok abartılı bulabilirsiniz ama ABD bu dediklerimizi hiç öyle tatbikat falan değil fiili olarak uyguluyor…

Çok değil daha 10 sene önce, 2010 yılında son derece büyük bir deprem ile yerle bir olan Haiti ABD tarafından “Yardım gücü” gönderme bahanesi ile “Fiilen” işgal edildi.

Konuyu Fransa BM’ye taşısa da ABD bildiğini okumaya devam etti.

Dahası ve Türkiye’yi bizzat ilgilendirenini de bilmeyen okurlarımız için buradan yazalım…

ABD 2002 yılında çok “Özel” askeri tatbikatlarını gerçekleştirdiği Nevada Çölü’nde bir tatbikat gerçekleştirdi.

Bu tatbikatın konusu ve senaryosu ise “Şiddetli bir deprem sonrasında Türkiye’nin 96 saat içerisinde işgali” olarak belirlenmişti, tatbikat  başarı ile icra edildi.

***

Bundan tam 4 ay önce, Türk siyasetinin deneyimli isimlerinden Emin Şirin ile yaptığımız röportajda kendisi “Depreme sadece deprem olarak bakmak fevkalade yanlıştır. Deprem Türkiye için bir milli güvenlik sorunudur” demiş ve bu yazdıklarımıza benzer bir projeksiyonu da yapmıştı.

Şimdi siz “O büyük deprem olana kadar biz yeterli önlemleri almış oluruz canım” diyebilirsiniz tabii ama bu depremin yarın hatta siz bu yazıyı okurken kapımızı çalmayacağının bir garantisi yok.

Bizim de halihazırdaki şartlar ile böyle bir deprem karşısında hazırlığımız neredeyse sıfır noktasında…

İşte o nedenledir ki deprem Türkiye için sadece bir doğal afet sorunu değil bir “MİLLİ GÜVENLİK SORUNUDUR” ve acilen Milli Savunma Bakanlığı ve TSK ile koordineli çalışacak müstakil bir “Deprem Bakanlığı” kurularak geniş yetkiler ile donatılmalıdır.

Şimdi siz bu yazdıklarımızı bir düşünün ve cevap verin, yazdıklarımız için kesinlikle “Olmaz öyle şey” diyebiliyor musunuz ve bu şartlarda deprem bir doğal afet sorunu mu yoksa bir “MİLLİ GÜVENLİK SORUNU MU?”

Karar sizin…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Celal Eren ÇELİK Arşivi