1. YAZARLAR

  2. Özgür UYANIK

  3. Şili Sağı ile Türk Sağının farkı
Özgür UYANIK

Özgür UYANIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Şili Sağı ile Türk Sağının farkı

A+A-

Türk sağının uzunca bir süredir siyasetin ve devletin rolü konusunda kafası karışık. İki ayrı kavramı birbirinden ayırt edemediği için devlet de siyaset de felç oldu. Bu sonucun ortaya çıkmasında siyaset ve devleti dine uydurmaya çalışan İslamcılığın etkisi büyük. Zira dinin kullanılması devletin din yerine geçmesi ya da iktidarın kendini ilahi bir konuma yerleştirmesi sonucunu doğurur.  Böylece siyaset ve toplum aynen din karşısında olduğu gibi devlet karşısında da tebaaya, biat etmesi gerekene dönüşür.

Üzerinde enine boyuna tartışılması gereken bu konuyu bir kenara bırakıyorum. Ben daha çok siyasetin temel işlevlerinden biri olan reformculuk üzerinde durmak istiyorum. 

Türk Sağının unuttuğu bir yanı var: Reformculuk.

Solcular Sağı toptan gericilikle mahkum ettiklerinden onun reformcu yanını görmezden gelirler. İşin ilginç yanı Sağcıların çoğu da kendilerini reformcu politikalarla değil kutsallaştırdıkları iktidar ya da devlet gibi kavramlar üzerinden tanımlar.

Oysa zamanında Menderes, Özal, Erdoğan sistemde önemli dönüşümler sağlayan reformlara imza attı.

Kısacası reform deyince illa ki Solu algılamamak gerekiyor.

Egemen sınıf tarafından desteklenen sermayeci, dinci, milliyetçi, hatta Amerikancı Sağın bile reforma ikna olabileceğini söylemek istiyorum.

Bunu uzmanlık alanım olan Latin Amerika siyasetinin güncel örneği Şili’den çıkarıyorum.

Şili birçoğumuzun bildiği üzere General Pinochet’in sosyalist Salvador Allende’yi 1973’te kanlı bir darbeyle devirdiğinden bu yana sert bir rejimle yönetilen bir ülke. 

Çünkü 1989’da Pinochet’in bir halk oylamasıyla iktidarı bırakmak zorunda kalmasından sonra bile rejimin karakterini belirleyen ana unsur Pinochetçilikti.

Aslında 1990’dan itibaren Şili siyaseti iki kampa bölünmüştü: Bir tarafta Pinochetçi sağ, diğer tarafta merkez Sağ ve merkez Solun koalisyonu vardı. Bizde bunu 1991-1993 arası SHP-DYP koalisyonuna benzetebiliriz. Fakat Şili’deki koalisyon 1988 referandumunda başladı 2013 yılına dek sürdü.

Bu koalisyonun varlık sebebi yeni bir darbeye yol açmadan, Şili kurumlarını istikrarlı biçimde sürdürerek, dönemsel reformlarla Pinochet rejimini geride bırakmaktı. Uzlaşmacı oldukları için Pinochetçi Sağ tarafından eleştirildikleri kadar Sol tarafından da saldırıya uğradılar.

Duymayan kalmamıştır sanırım: 2019 Ekiminde Şili’de sistemi sarsan bir sosyal patlama yaşandı. Sokaklar savaş alanına döndü. Fakat bir ay sonra mecliste grubu olan Sağ ve Sol partiler toplandı ve “Yeni anayasa ve sosyal barış” başlıklı bir belgenin altına imza attı. Bu belge Pinochetçi Sağın baş temsilcisi ve şimdiki devlet başkanı Sebastian Piñera tarafından meclise sunuldu. Böylece Şili’de yeni anayasa süreci başladı.

Sürecin Solu güçlendireceği aşikardı. Öyle de oldu: 15-16 Mayısta gerçekleşen Anayasayı yapacak Kurucu Meclis ve yerel yönetim seçimlerini Sol ezici bir üstünlükle kazandı. 

Özellikle genç ve bağımsız adaylar bu seçimlerin belirleyici aktörleriydi. Hepsinin de ortak yönü ise 2011 üniversite grev ve protestolarında öne çıkmış olmalarıydı. 

Şimdi ortaya çıkan tabloya bakıp “Solun zaferi” üzerine destanlar yazılabilir. Fakat işin gerçeği Şili kurumsal demokrasisi, bu genç siyasetçilerin önüne duvar örmediği için politik arenaya çıkabildiler.

O tarihte Pinochetçi Sağ, Şili rejimi, Şili egemenleri bu gençleri ezip, düşmanlaştırarak; hapse atıp cezalar yağdırarak gelecekte siyasete girmelerine engel olabilirdi. Bunu yapmadığı için reform kanalları açık kaldı ve toplumsal talep güçlendiğinde bu gençler halk tarafından kurumsal demokrasinin yeniden inşasında görevlendirildiler.

Özetle Şili, tarihinin en büyük sosyal patlamasını, kurumsal demokrasinin kesintiye uğramasına yol açacak bir darbeye yol açmadan; anayasal bir reform süreci ve yeni politik aktörlerin siyasete katılımının önünü açan sağın tavrı sayesinde kurtarıldı. 

Oysa Türk Sağının geçmişine baktığımızda sosyal çatışmayı böyle bir tavırla yumuşatıp reforma dönüştüren bir anlayışa rastlayamıyoruz. 

Çünkü Türk Sağı, her zaman, en küçük bir krizde Türkiye’nin kurumsal demokrasisini feda etmeye hazır.  Bu anlayış günümüzde sadece toplumsal denetim mekanizmalarını, sendikaları, dernekleri değil siyaseti, meclisi, mahkemeleri bile işlevsiz kıldı.

Bu ne sağın ne de memleketin hayrına…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.