Özgür UYANIK

Özgür UYANIK

Türk milliyetçileri 'Milliyetçi Uzlaşma'ya uyum sağlayabilecek mi?

Türk milliyetçileri 'Milliyetçi Uzlaşma'ya uyum sağlayabilecek mi?

İdeoloji özünde bir toplumsal sınıfın yaşam biçimidir. O sınıfın tarihsel haklılığı ve egemenlik gerekçesidir. 

Bu açıdan bakıldığında milliyetçilik de ideoloji olarak bir sınıfsal egemenliği ifade eder. Ancak bununla sınırlı değildir. Çünkü modern siyasi tarih milliyetçilik akımları ve sosyal hareketler tarafından biçimlendirilmiştir.  Örneğin 1789 Büyük Fransız Devrimi bu ikisinin bileşimidir. 

Pek bilinmez ama Fransız Devrimi aslında kraliyete karşı başlamış bir hareket değildir. Fransızlar başkentin yabancı orduları tarafından işgal edileceği ve fakat kralın Paris’i savunmayacağını düşündükleri için harekete geçtiler.

Ülkelerini savunmak için gerekli silah ve mühimmat da içinde hapishanenin olduğu Bastille Kalesindeydi. Fransız Devrimi kaledeki silahların ele geçirilmesiyle başladı. 

20. yüzyıldaki devrimlerin hemen hepsi de yabancı sömürgecilere karşı bir milli uyanıştır ve milliyetçiliğin evrensel ilkelerine sahip çıkmıştır. 

Fransız Devriminden çok daha büyük toplumsal patlamalara sahne olan Meksika Devrimi de ABD ve Avrupalı sömürgecilerin ulusal kaynakları ve zengin topraklarını yağmalamasına bir tepkiydi.

Bu yüzden Panço Villa devrim sırasında iki defa ABD’ye harekat düzenleyip Teksas’ı geri alma girişiminde bulundu. Emiliano Zapata gibi büyük köylü önderleri öldürüldükten sonra bile hareket durdurulamadı. Meksika Devrimi petrol ve değerli madenlerin millileşmesi, toprak reformu ve halk için yaygın eğitimle sonuçlandı. 

Çin Devrimi Japon işgaline karşı milli bir direnişti. Sovyet Devrimi de Rus milliyetçiliğini sağlam ve akılcı ayaklar üzerine oturttu. Yoksa bu iki ülke de batının sömürgesi olurdu. 

Milliyetçiliği dar anlamıyla değil modern ve evrenselleşmiş bir ideoloji olarak değerlendirmek gerek. Elbette ki günümüzden 1285 yıl önce dikilen Bilge Kağan Abidesinden daha milliyetçi bir söylev halen yazılmadı. Ama bugünkü milliyetçilik 19. yüzyıldan itibaren her ülkede modern siyasetin belli ilkeler çerçevesinde şekillenmesine dayanır. 

Bunu kabaca uluslaşma süreci olarak da tanımlayabiliriz. Bilindiği gibi modern çağda uluslar tek bir etnik ya da kültürel yapıya dayanmazlar. Bu yüzden Atatürk Türk milletinin tanımını “Türkiye Halkı” ifadesiyle özdeşleştirdi. 

Yıllarca müzeler, üniversiteler, etnografya, arkeoloji, dil-tarih enstitüleri ve sayısız kurum milli kimliği bilimsel temelde tarif etmek için çalıştı. Bu arada daha etkili teknolojik araçlara sahip olan emperyalist ülkeler de kendi milliyetçiliklerini pompaladılar. Geri kalmış ülkeler de bu araçları elde ederek karşı cevap ürettiler. 

Bir de etnik, ayrılıkçı ya da mikro milliyetçilikler de bu uluslaşma süreçlerini baltalayarak ve ondan koparak kendilerine alan açtı. Uluslararası ittifaklar yaratarak bağımlı oldukları ulustan kendilerini ayrı konumlandırma çabasına girdiler. 

Bu arada ülkelerin 1960’lardan itibaren sağ ve sol cephelere bölünerek yaratılan bir toplumsal çatışma var. Ben bu çatışmayı milliyetçiliğin bölünmesi olarak değerlendiriyorum. Emperyalizm o yıllarda komünizmle mücadele kisvesi altında ülkelere bu çatışmayı dayattı.

Oysa çatışan her iki cephe de özünde milli bağımsızlıktan yanaydı. Ancak burada tarafların neyi savunduğu değil kim tarafından yönetildikleri belirleyici oldu. Malum sol Sovyet, Çin sağ da ABD ve Atlantik Bloğu tarafından kumanda edildi. 

Türkiye yukarıda çok kısa biçimde özetlediğim tüm süreçleri yaşadı. Emperyalizmin baskısı, bölünme kaygısı, çağdaş devletin çözülme tehlikesi ise devam eden uluslaşma sürecimizde son dönemde belirleyici etkenler oldu. 

Bunlara 2015 darbesi, Suriye ve Doğu Akdeniz’de askeri tehditler ile uluslararası pazarda ekonomik varoluş mücadelesi eklendiğinde Türkiye’nin milliyetçi bir uzlaşmaya varması kaçınılmaz bir hal aldı. Türk milliyetçiliği artık şu veya bu partinin tekelinde değil. Tüm siyasal eğilimlerin ortak paydası haline gelmiş durumda. 

Bu nedenle artık salt “Türk Milliyetçisi” olmak kendi başına bir siyasal referans anlamına gelmiyor. Bundan sonra herhangi bir parti ben “Türk milliyetçisiyim” ya da “Türk milliyetçiliğini temsil ediyorum” diyerek oy alamaz. Çünkü karşısında bunun aksini iddia eden bir odak kalmadı.
Bugün Türkiye’de siyaset Türk milliyetçiliği ana ekseni etrafında şekilleniyor.

Ancak bu, siyasal eğilimler kendilerini tasfiye ediyorlar demek değildir. Tek parti idarelerinin olduğu ülkelerde bile böyle bir şey mümkün olamaz. Bugün olan şey siyasal odakların milliyetçilik merkezi etrafında kendilerini ona göre yeniden yorumlamalarından ibarettir.

Bunun sanıldığı kadar zor bir şey olmadığını biliyoruz, görüyoruz. Çünkü milliyetçilik hem evrensel bir ideoloji hem de - bağımsızlık, milli egemenlik, bayrak, milli kültür, dil vb- ilkeleri toplumsal mücadele süreçlerinde kitleler tarafından benimsenmiş bir harekettir. 

Asıl zor olan yıllardan beri kendilerini “Türk Milliyetçisi” olarak tanımlayan siyasal akımların bu yeni duruma uyum sağlamasıdır.  Çünkü sadece kendilerini değil milliyetçiliği de yeniden tanımlamak zorundadırlar. Bu ise teorik olmakta çok politik pratikle ilgilidir. 

Yani aslında milliyetçi ilkeler halkın doğa ile ilgili kaygılarından geçim sorununa kadar toplumsal taleplerin içinde yaşamaktadır. Mesele bu taleplere sahip çıkıp çıkmamakta yatıyor.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Özgür UYANIK Arşivi