1. YAZARLAR

  2. Selçuk DÜZGÜN

  3. TÜRKEŞ`in DOĞDUĞU EV!
Selçuk DÜZGÜN

Selçuk DÜZGÜN

Yazarın Tüm Yazıları >

TÜRKEŞ`in DOĞDUĞU EV!

A+A-

TÜRKEŞ`in DOĞDUĞU EV!


Yıl: 1994

 

Kıbrıs`a üniversite okumaya gidiyordum....

 

İçerisinde bulunduğum milli aile yapısı ve peşinden koştuğum dava gereği üniversiteye ilk gider gitmez kendime yakın insanlarla tanışmak istiyordum…

 

O dönem ki Körfez Ocak başkanımız Allah selamet versin Sezai Şahin`e gittim ve Kıbrıs`ta görüşebileceğim insanları sordum.

 

O da bir referans mektubu yazarak “Adada gördüğün ilk bozkurtlu binaya gir ve bu mektubu ver” dedi.

 

Üniversiteyi burslu kazanmış ve çok heyecanlıydım…

 

Adaya indikten, okul yurduna yerleştikten kısa bir süre sonra ülkücü aramaya başladım ve Lefkoşa`da bir bina gördüm…

 

Binanın üzerinde Türkiye, KKTC,  Azerbaycan ve diğer Türk bayrakları vardı…

 

İçeriye girdim.

 

Yanımda MHP` nin dönemin Avanos-Sarıcalar Belediye başkanının oğlu da vardı…

 

İçeride bizi genç ve çok düzgün cümle kuran her halinden bilgi yüklü biri karşıladı…

 

Bir süre sonra muhabbetimiz arttı ve daha sonra ona güvenerek cebimdeki referans mektubunu verdim…

 

O da referans mektubunu okuduktan sonra “Cuma günü toplantımız var ÜLKÜ OCAKLARI kuruluyor oraya gelir misin?”  dedi.

 

Ve aslında bütün hayatımı etkileyecek olayın başlangıcı işte o gün başlamıştı.

 

O derneğin adı; TÜRK-BİR`di

 

Yani adada Ülkü Ocaklarının resmi yapılanmasını benim gördüğüm ve içinde olduğum çerçeveden hikâyesi böyle başlamıştı.


Bu yazıyı okuyan benim yakın dostlarım o günden sonra ki hayat serüvenimi, iyi bilirler buradan anlatmayacağım ama belki, bir gün her satırını kaleme alırım…


Devam edeyim…


Bir süre sonra OCAK kuruldu.

 

Ocağın açılışına MHP Milletvekili Oktay Öztürk geldi…

 

Ve rahmetli Denktaş düzenlediğimiz ilk konferansa bizzat katıldı ve konuşma yaptı.

 

Ben de görev almıştım, öğrenciliğimle ve serde olan delikanlılık ile göreve devam ediyordum…

 

Kavgalarımız ile sevdalarımız arasında bir gün karakolda, bir gün şiir akşamlarında yolumuza devam ediyorduk...


Hedefimiz TURAN, Kitabımız Kur-an, Başbuğumuz Türkeş`di…

 

Ve bir 4 Nisan sabahı BAŞBUĞ TÜRKEŞ dediğimiz o ulu çınar uçmaya vardı…

 

Ne hikmetse öldükten sonra o anlatılmaya, sevilmeye başlandı…

 

Hayatına dair izler araştırılıyor, belgeler sunuluyordu.

 

Tabi Kıbrıs`ın ayrı bir önemi vardı.

 

Zira Türkeş Kıbrıs doğumlu idi…


Derken!

 

Bir gün Lefkoşa’da Haydarpaşa Mahallesi, Kirlizade Sokakta, 13 numaralı evle tanıştım.

 

Bu ev harabeye dönmüş, her yeri yıkılmış, bacasında otlar bitmiş bir evdi…

 

Evin hali değil, o evin kime ait olduğu öğrendiğim o gün yıkılmıştım…

 

Evet, o ev Alparslan Türkeş`in doğduğu ve 8 yaşına kadar yaşadığı evdi.

 

Ondan sonra Ocak olarak harekete geçtik…

 

Kendi imkânlarımızla evi temizledik, düzenledik.

 

Daha sonra evi güvenlik altına alalım diye oraya bir aile yerleştirdik, aileden tek istediğimiz eve bakmaları idi.

 

Evin bulunduğu mahallede korumaya alınmış LUZİNYAN evleri vardı.

 

Onları gördükçe evin hali iyice yüreğimizi yakıyordu.

 

Daha sonra evin müze olması, tamir olması için dönemin ocak başkanlarından Osman Çolak, Mehmet Sekmen gibi birçok değerli ağabeylerimle çok çaba sarf ettik.

 

Karşımıza çıkan tek kelime vardı “Evin tamiri için miras sahibi ailesinin izin vermesi lazım, onlarda miras kavgasında…”

 

Neyse iş uzun, yazacak ibret olayı o kadar çok ki… kendi adamlığımıza yakıştıramadığım için bunları kamuoyuna taşımıyorum…

 

Ama şunu herkes bilsin, bir gün herkes her şeyle yüzleşecek ve o hesaplar görülecek…


Evet, tüm bunlar olurken, o adada ÜLKÜ davası için geçler okuldan atılırken, görev alanlar işlerinden olurken, siyasiler FAŞİSTLİKLE suçlanıp önlerine her türlü engel çıkarken, Şimdiki başbakan yardımcısı Tuğrul Türkeş İngiltere`de sahtekârlıktan tutuklanan Asil Nadir ile Azerbaycan`da sahte bir petrol şirketleri kuruyor ve Avrupa’daki federasyonlardan paralar topluyor,  sözüm ona “Türk Borsası” oluşturuyorlardı.

Borsanın sonunu Federasyondaki ağabeylerimize sormanız lazım.

(Burada ne demek istediğimi merak edenler ANNAN Planı Döneminde KKTC`da çıkan VOLKAN gazetesinin arşivlerine girebilirler)


Rahmetli Türkeş sonrası MHP kongreye gidiyor…

 

Tabi ki `babasının partisi` olduğu için Tuğrul en büyük aday…

 

Kongrede seçimi kaybeden Tuğrul Türkeş,  çok zaman kaybetmeden “Babamın partisi” dediği MHP`den ayrılıp ATP`yi kuruyor ve ülkücüleri bölmeye çalışıyordu…

 

Hiç unutmam!

 

ATA Ocakları”  kurulmuş ve aynı camiaya ait olan gençler nerede ise birbirini vuracak kadar düşman olmuşlardı…


Tuğrul Türkeş MHP Lideri için “MİT Mensubu” deyip fitne yayıyor, onun adamları “Zürriyetsizden Kağan Olmaz” deyip ülkücülere mesaj çekiyorlardı…

 

Şükürler olsun biz o ayrımda kimsenin oyununa gelmedik, onlara rağmen TÜRKEŞ soy ismine ve partimize sahip çıktık.

 

Peki, Tuğrul ne yaptı?

 

Tuğrul döndü dolaştı baktı olmayacak gitti sayın  Devlet Bahçeli`ye biat etti…

 

Tükürdüğü her şeyi yaladı.

 

Niye?

 

Bahçeli sonrasını hesapladı.

 

Sonra baktı ki, oldukça yaşlanmış ve zaman akıp gitmiş.

 

Bu arada borçları da çoğalmış…

 

Ne yapacak zemin ondan yanaya bir manevra yapıp bakan olacak.

 

Oldu da.

 

İyi de, `bakan`olmak `adam` olmak değildir ki.

 

Yıl: 2015

 

Şimdi bu `bakan` babasının doğduğu topraklara gitti ve babasının doğduğu evi oradaki ülkücülerin tepkisi ile görünce büyükelçiye talimat verdi “Babamın evini yaptırın” diye.

 

İyi de sorarım Tuğrul`a o evi yaptırmak devletin görevimidir?

 

Hiç mi utanmadın?

 

Yoksa paran,  aile olarak verin devri Ülkü Ocakları Vakfı`na onlar iki günde kendi elleri ile yaparlar o binayı.

 

Devletin kullanma konusunda içinde bulunduğun camiaya ne çabuk ayak uydurdun?

 

Ve Tuğrul, Kıbrıs`ın Girit olması için gizli pazarlıklara imza atan, KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı`yı ziyaretinde şu cümleleri kurdu, “İlk defa Kıbrıs’tan Sorumlu Başbakan Yardımcılığı, Kıbrıs kökenli babası Lefkoşa’da doğmuş kendisi de Kıbrıs vatandaşı olan birisine verildi. Bu da bana nasip oldu. Ben bundan büyük onur duyuyorum.” dedi.

 

Bu cümleleri kuran adam eğer babasından biraz ruh alsaydı, Akıncı`ya  “ Ey Akıncı! Attığın adımlara dikkat et. Benim babam buradan1938 yılında göç etmek zorunda kaldı. Bize hep buraları anlatırdı. Atacaksan bir imza, yapacaksan bir anlaşma 1974`de adaya gelen huzura sadık kal” derdi.

 

Neyse yazacak çok şey var ama okumaktan sıkılanlara son cümle;

 

EY TUĞRUL!

 

Bu davanın gerçek sahipleri; sen sevgililerinle İtalyan şarapları yudumlarken o evin önünde nöbet tutan gencecik fidanlardır.

 

Düş artık ülkücülüğün yakasından,

 

Çıkar için kullanma artık şu soy ismini!... vesselam


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.