1. YAZARLAR

  2. Selçuk DÜZGÜN

  3. Türk'ün zafer ayı
Selçuk DÜZGÜN

Selçuk DÜZGÜN

Yazarın Tüm Yazıları >

Türk'ün zafer ayı

A+A-

AĞUSTOS AYININ VERDİĞİ MESAJ!

 

23 Ağustos 1921 Sakarya Meydan Muharebesinin başlangıcıdır  ve Sakarya’da rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak, Atatürk’e brifing verdikten sonra demiştir ki; “Milletimizin nesi var, nesi yoksa buraya yığdım, emrine verdim. Bundan sonrası yoktur iyi bilesin.”

 

Ve bu tarihten yaklaşık bir yıl sonra Mustafa Kemal Atatürk, 26 Ağustos 1922’de Büyük Taarruz’u ve 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Muharebesi’ni kazanarak sonsuza dek devam edecek olan Türkiye Cumhuriyetinin hürriyet ateşini yakmış ve dosta düşmana karşı da mecliste şu konuşmayı yapmıştır; “…Efendiler, Türk yurdunu ele geçirmek düşüncesini, Türk’ü tutsak etmek düşünü, genel, yaygın bir düşünceye dönüştürmeye çalışanların layık oldukları sondan kurtulamamış olduklarını gözlerimizle gördük.”

 

Cırcır böceği ile karıncaya bile hikaye konusu olmuş olan ağustos ayı, kolay bir ay değildir; sıcak , kavurucu, öldürücü, bir aydır...

 

Ve ne hikmettir ki bu ay Türk Milletinin de kaderini tayin eden bir aydır.

 

Türk Milletinin, Anadolu’nun tapusunu çıkardığı Malazgirt Zaferi ile “Anadolu’nun tapusu bizdedir. Bu tapuyu deldirtmeyiz” dediği Başkomutanlık Muharebesi arasında geçen 1000 yıllık süreyi incelersek göreceğiz ki; Türk Milletinin kazandığı zaferlerin pek çoğu Ağustos ayı içerisinde cereyan etmiştir.

 

  • Malazgird Zaferi -26 Ağustos 1071
  • Otlukbeli Zaferi -11 Ağustos 1473
  • Mercidabık Zaferi -24 Ağustos1516
  • Belgrad’ın Fethi -29 Ağustos 1521
  • Mohaç Zaferi -29 Ağustos 1526
  • Kıbrıs’ın Fethi -1 Ağustos 1571 
  • Büyük Taarruz -26 Ağustos 1922
  • Başkomutanlık Muharebesi -30 Ağustos 1922
  •  

Bu nedenle Türk tarihinde zafer dediğimiz zaman aklımıza hemen Ağustos ayı gelmektedir.

 

26 Ağustos  1071’de Selçuklu Kumandanı Alparslan’ın beyaz kefen giyerek başlattığı Anadolu’yu yurt edinme savaşı yüzyıllar boyu sürmüş, Anadolunun her karış toprağı şehit kanları ile sulanarak meyvesini Türk Medeniyeti olarak vermiştir.

 

Bozkırın ortasından bir deniz dalgası olarak kopup gelen Türk göç dalgaları, Anadolu yaylalarını vurmuş ve taşıyla, toprağıyla bu coğrafyalara kendilerinden sonra gelecek Türk nesillere ikinci ve ebedi bir yurt, bir cennet vatan, olarak armağan etmiştir.

 

Bu armağanı çok görenler sanki Ağustos ayının intikamını almak istercesine Türk varlığına kastetmek için taarruzlara geçmişlerdir. Ama bütün çabaları Türk’ün hürriyet aşkına, vatan sevdasına çarparak parçalanmıştır.

 

Bu parçalanmanın en son noktası 30 Ağustos 1922’dir.

 

30 Ağustos’u kaybetseydik eğer soluğu, geldiğimiz yerde, Asya steplerinde alırdık.

 

30 Ağustos bu milletin yeniden dirilişi, tarihe ve kendisine kefen biçmeye çalışan kefere sürüsüne rest çekişidir.

 

30 Ağustos kaderine küsmüş bir milletin, tırnaklarını tarihe yeniden geçirişidir.

 

Çünkü 30 Ağustos, bir milletin varlık ve yokluk savaşının en üst mertebesidir.

 

Osmanlı İmparatorluğunun 1711 Purut Zaferinden 1922’ye kadar geçen sürede yani tam 211 yılda milletin göğsünü kabartacak bir tek zaferi yoktur. Karlofça Antlaşmasından sonra başlayan yok oluş, bitiş dönemi...

 

1071’de tapusunu çıkardığımız, üç kıtaya hükmeden imparatorluğu ile Adriyatikten Çin Seddine dayanan medeniyeti ile ne yazık ki; ayakta kalamamış ve yok olma, parçalanma sürecine girmiştir. Gerileme devrinin başladığı bu 211 yıllık süreçte önce Cezayir, Mısır, Yemen, Tunus, Sudan, Balkanlar vs. yavaş yavaş çıkar elimizden...

 

Ve çoğunu da yaptığımız antlaşmalarda kaybetmiş kanla suladığımız toprakları, mürekkep kalıntıları ile düşmana peşkeş çekmişizdir.

 

1914 yılında I. Dünya Savaşına girmeden önce de sürekli savaş halindeydik.

 

1897’de başlayan savaş 1914 yılına kadar tam 17 yıl sürmüştür. 1914 yılından 1922 yılına kadar geçen süreyi de 8 yıl hesaplarsak Milletimiz tam 25 yıl hiç durmadan yedi düvele karşı savaşmıştır.

 

25 yıl boyunca, Yemen Çölleri’nden, Sarıkamış’ın buzlu Allahuekber Dağlarına, Baküden’den Galiçya’ya kim bilir kaç milyon kilometre karede kan dökmüşüz.

 

Bizim, metrekaresine en az üç şehit verdiğimiz Arap çöllerinin o çöl sahralarında bu gün metrekaresinde üç insan yaşamıyor bile... Dünya coğrafyasının bir çok yerinde, toprakların altında Türk Şehitleri üstünde başka milletler yaşamaktadır.

 

Yüce Mevlam şahittir ki; bedeli kanla ödenmemiş bir karış toprağımız yoktur.

 

Türkler I. Dünya Savaşında hiç savaş kaybetmediği halde yenik sayılmış, müttefiklerinin kayıp oranı % 16’lardayken kendisi % 83 kayıpla şehit vermiştir.

 

Evet konumuz Ağustos ayı ama özlemimiz 30 Ağustos’tu. 30 Ağustosa gelen kadar Türk Milleti, ümitsiz bir vaziyette tarihin en kara günlerini yaşamaya başlamıştı. Durum Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nde belirttiğinden farklı değildi;“Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmişti. Millet fakr u zaruret içinde harab ve bitab düşmüş” idi.

 

İşte Türk Milleti, bu ahval ve şeraitte 7’den 70’e kadar “Ya istiklal, ya ölüm” demiş  ve hürriyetinin sonsuzluk meşalesini Türkiye Cumhuriyeti olarak yakmıştır.

 

Bu vesileyle, Ağustos ayının o gizemli ve bir o kadar da ağır ve net hakikatlerini  dosta düşmana,  özellikle ülkemizin bir bölümünde  paçavradan bayrak  açanlara, Türk`ün şanlı  bayrağını  yakmak isteyenlere, şerefsizlerin heykelerini dikmek  isteyenlere hatırlatırken,  Kahraman Ordumuzu, Silâhlı Kuvvetlerimizi ve Büyük Türk Milletini 30 Auğustos Zafer Bayramı dolayısıyla kutluyorum.

 

Saygı ve sevgilerimle…

 

Selçuk DÜZGÜN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.