Bakın İngiliz Gizli İstihbaratı 100 yıl önce Atatürk’ü nasıl tanımlamış

Bakın İngiliz Gizli İstihbaratı 100 yıl önce Atatürk’ü nasıl tanımlamış

İngiliz Gizli Belgeleri’nde Mustafa Kemal korkusu; Zıtları desteklenmeli ve rakibi olan hareketlerin desteklenmesi teşvik edilmelidir.

A+A-

Tarih 9 Ekim 1919…İngiltere’nin Bağdat’taki siyasi komitesinden Londra’daki Dışişleri Bakanlığı’na "Ne yazık ki Mustafa Kemal'in faaliyetleri veya niyetleri konusunda iyimser değilim… Elimizdeki bilgiler onun tehlikeli biri olduğunu ve hareketinin silahlı bir ayaklanmaya dönülme olasılığının düşük olmadığını gösteriyor. Zıtları desteklenmeli ve rakibi olan hareketlerin desteklenmesi teşvik edilmelidir.

Tarih 28 Ekim 1919..” İstanbuldaki İngiltere Yüksek Komiserliği’nden Dış İşleri Bakanı Lord Curzon’a…İstanbul Hükümeti umutlarını İtilaf Kuvvetleri’nin iyi niyetine ve Müslüman topluluklarının üzerlerindeki etkisine bağladı. Buna itiraz eden bir grup ortaya çıktı. Bunlar İstanbul’un ve merkezi hükümetin İtilaf kuvvetlerinin elinin altında olduğunu ve direnişin burası dışında örgütlenmesi gerektiğini fark ettiler. Aralarında Mustafa Kemal Paşa’da vardı.” Bundan tam 100 yıl önce İngiliz Devleti Mustafa Kemal’i ve Milli Mücadeleyi böyle tanımlıyordu. Mustafa Kemal ve Milli Mücadele’nin İngiliz Devlet Belgeleri ve İstihbarat Raporları’na girmesi 1919 yılının ikinci yarısında başlıyordu. Bunlar ilk değerlendirmelerdi. Mustafa Kemal’in İngiltere karşıtı bir yanı olduğu ve silahlı ayaklanmaya dönüşmesi halinde tehlike yaratma potansiyeli bulunduğu aktarılıyordu.

rapor-002.jpg

Tarih Vakfı Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan, 1919 yılının anlaşılması için Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı 30 Ekim 1918'e bakılması gerektiğini belirtiyor.

Peki 100 yıl önceye dönersek o dönemde Türkiye’de ve Dünya’da durum nasıldı ve neler yaşanıyordu…

100 YIL ÖNCE TÜRKİYE’DE VE DÜNYA’DA DURUM NASILDI?

Prof. Dr. Alkan, 20'nci yüzyıl için "en uzun yıl gibi tanımlama yapılacak olsa bunun 1919 yılı" olacağını söylüyor. Her şey yeniden başlıyor, dünya düzeni değişiyor kelimenin tam anlamı ile kartlar yeniden dağıtılıyordu. Birinci Dünya Savaşı sona ermiş Osmanlı Devleti kaybeden tarafta yer almıştı, ordusu dağıtılmış, silahlarına da el konulmuştu. Sevr Antlaşması’nın imzalanmasına ise bir yıldan uzun bir zaman vardı. O dönem savaş galibi olan İngiltere ve Fransa’nın en önemli gündem maddesi ise Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl paylaşılacağı idi…

Fransa bir an evvel barışı yapıp Türkiye meselesini kapamak yönünde hareket ediyordu…İstanbul ve Türkiye sömürgelerindeki Müslümanlara ılımlı davranarak kendi sömürgelerindeki Müslümanlarla herhangi bir sorun yaşamak istemiyordu. Fakat İngiltere’nin duruma bakışı oldukça farklıydı.

Ortada üç farklı görüş vardı. Türkleri hiç sevmeyen dönemin Başbakanı Lloyd George’un temsil ettiği, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir an önce paylaşılması, Batı Anadolu'nun ve Trakya'nın tamamen Yunanlar tarafından işgal edilmesinden yana ve Anadolu'dan Türklerin sökülüp atılmasını savunacak kadar radikal bir bakış açısını savunuyor.

 

mustafa-kemal4.jpg

İkinci görüş ise ; Türkiye’nin işgalinin Türkiye’deki milliyetçi hareketi kamçılayacağını düşünenlerin temsil ettiği grubun görüşleri idi. Bu gruptaki en önemli isim dönemin Savaş Bakanı Winston Churcill’di. Churcill askeri çözüme giderken biraz dikkatli olunması gerektiğini düşünüyordu çünkü Rusya ve Bolşevikler’den çekiniyordu.

Üçüncüsü de Hindistan İşleri Bakanı Edwin Montagu'nun Hindistan Müslümanlarının tepkisinden çekindiği için bir an önce İstanbul'un Türkiye'de bırakılması ve hilafetin korunmasına yönelik bakışı."

MONDROS MÜTAREKESİ İLE TÜRKİYE YAVAŞ YAVAŞ İŞGALE BAŞLANIR

30 Ekim 1918..Mondros Mütarekesi.. Osmanlı Devleti 1914 yılında girdiği savaşı bütün cephelerde kaybetmiş ve bir ateşkes imzalanmıştı. Dolayısı ile başta başkent İstanbul olmak üzere tüm yurtta büyük bir kaos vardı.

 

mustafa-kemal.jpg

1919'un ikinci yarısıyla birlikte İtilaf Devletleri tarafından Mondros Mütarekesi'nin özellikle 7'nci maddesi kullanılarak, savaşı sonlandıran bir anlaşma yapılmadan Türkiye'nin fiili işgaline başlanır. İzmir’in işgali bunun ilk adımıdır.

İZMİR’İN İŞGALİ

Yunan ordusunun İngiltere'nin desteğiyle 15-19 Mayıs 1919 tarihlerinde İzmir’i işgal eder ve Ankara’nın Polatlı ilçesine kadar ilerler. Yunan ordusunun İzmir'i işgal etmesi "hem Türkiye hem milli mücadele hem de Mustafa Kemal'in liderliği açısından dönüm noktasıdır."

 

mustafa-kemal2.jpg

İzmir’in işgali 3 yıl sürer ve Türk Ordusu’nun 9 Eylül 1919’da İzmir’e girmesi ile sona erer.

İzmir'in işgalinin milli mücadelenin örgütlenmesi ve halk desteği toplaması üzerinde oynadığı kritik rol İngiliz istihbarat raporlarına da yansır.

İngiltere Yüksek Komiseri John de Robeck'in Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a 28 Ekim 1919 tarihinde yazdığı raporda; “Mütareke ile ezilen ve yenilgiye uğratılan Türkiye, varlığını korumaya yönelik ufacık bir umut dışında her şeyden vazgeçmeye hazırdı. Geniş halk kitleleri maliyetinden bihaber oldukları barış ve güvenliği arzuluyordu. Doğal olarak İstanbul enkazdan neleri kurtarabileceğini düşünmeye başlamıştı. Bu dönemde barış antlaşmasının şartlarını ortaya koymak kolay olurdu.” sözlerini kullanır.

mustafa-kemal3.jpg

Raporun devamı ise oldukça ilginç;” Bu zamana kadar hareketin liderleri her an dayak yemekten korkan yaramaz oğlanlar gibiydi. İtilaf kuvvetlerinden herhangi bir muhalefetle karşılaşmayınca ve Merkezi Hükümet’in gereksizliği ve muhtemelen işbirlikçiliği de fark edilince daha ön plana çıkmaya başladılar. Bitkin ve yozlaşmış İstanbul Hükümeti’nin Türkleri temsil etmediğini, Türkiye’yi mahvettiğini düşünüyorlar ve kendilerinin Türkiye’yi temsil ettiğini ve ülkeyi de yönetebileceklerini göstereceklerini söylüyorlar.

MİLLİ MÜCADELE MERCEK ALTINDA

Bu dönemde yaşanan iki önemli gelişme Mustafa Kemal’i ve Milli Mücadeleyi İngiliz radarına soktu. Bunlardan ilki İzmir’in işgali ve halkın bu işgale tepkisi…İkincisi ise Mustafa Kemal’in İstanbul Hükümeti ile bağlarını kopararak Anadolu’ya geçmesi…

O dönemde İngiliz İstihbaratının iki şekilde bilgi topladığı gözükmektedir. İlki sahada bulunan ve kendileri ile temas kuran ajanlardan aldıkları bilgiler, ikincisi ise Doğu’da hizmet veren ve Milli Mücadeleye katılan askerlerin iletişimlerini dinleyerek elde edilen bilgiler…Hazırlanan raporlarda ortaya çıkan en önemli konu Mustafa Kemal’in hareketinin artık Türkiye’deki, Anadolu’daki halkları artık bir araya getirmeye başladığı yönünde…

Yeniden Robeck'in Dışişleri Bakanı Lord Curzon'a yolladığı raporda, yapılacak anlaşmanın uygulamaya sokulmasının her geçen gün daha da zorlaştığı belirtilen raporlara göz atalım:

 

mustafa-kemal5.jpg

"İstanbul'da doğan ve Erzurum'da yuvalanan milliyetçi hareket, Yunan Bölgesi dışında Anadolu'nun tamamını kontrol edecek kadar genişledi ve Trakya'nın da önemli bir bölümünde varlık gösteriyor. Kürtler, Araplar ve Tatarların da sempatisini topladı. Merkezi Hükümet, İstanbul'da bir ilçe belediyesine, Milliyetçiler ile İtilaf Devletleri arasında aracıya dönüştü.

Raporun devamında ise ; "Şu ana kadar her şey yolunda ancak Türkiye'ye sıkıntı yaratacak bir barış anlaşması teklif edildiğinde madalyonun diğer yüzü de ortaya çıkacak. Milliyetçiler örgütleniyor, moral topluyor, eleman devşiriyor, para topluyor ve Türkiye'nin bölünmesine ya da yabancı devletlerin kontrolü altına girmesini engellemek için uyuşuk toplulukları canlandırmaya çalışıyor. Ve şu ana kadar da bunda başarı sağladılar."

İngiliz İstihbaratı bu raporları İngiliz Devleti’ne göndermesine gönderiyordu ama başkent Londra bu raporları çok ciddiye almıyordu.

İstihbarat raporlarında dikkat çeken bir konu : Gayrimüslimlerin katliam kaygıları

İngiliz İstihbaratı Türkiye’de yaşayan gayrimüslimlerin kaygılarını sıklıkla dile getirmiştir. Raporlara göre gayrimüslimler katliam yapılmasından korkuyorlardı. Fakat Mustafa Kemal ve ekibi böylesi katliamların önüne geçebilmek için yeterli önlemleri almış durumda idi…

Tekrar raporlara dönecek olursak; “Yunan ve Ermeni Liderler katliam olacağı öngörüsü ile koro halinde bağrışıyorlar…Mustafa Kemal de bunu fark etmiş ve adımlar atmış gibi görünüyor. Samsun’daki kontrol memuru Mustafa Kemal’in teminatlar verdiğini ancak Hristiyanların gereksiz yere kaygılı olduğunu bildirdi. Milliyetçiler Hristiyanları koruyor ve dışardan gelen yardım ve müdahalelere karşı çıkıyor. İngilizlere karşı güçlü ve giderek güçlenen ancak İtilaf Devletlerine karşı daha az boyutlarda olan bir kırgınlık hissediliyor. Milliyetçiler yerel halkla çok temas kurabilmiş değil. Sürekli olarak Hristiyanların korunmasına dair yapılan araştırmalar daha çok siyasi nitelik taşıyormuş gibi görünüyor. Türklerin bu konudaki eğilimleri ve içgüdüleri katliam yapılması yönünde. Milliyetçiler savaşmayı tercih ederse Hristiyanların da katledilmeleri muhtemel…

İngiliz Devleti ikinci bir hata daha yapacak ve İstanbul’u işgal edecekti. İngilizler eğer İstanbul’u işgal ederlerse Osmanlı Hükümetini barışa zorlayacaklarını düşünüyorlardı. Boğazlar, Kürdistan, Ermenistan konusu hal olacak sanıyorlardı. Bunu Sevr’e de yansıttılar ama İngilizlerin düşünemedikleri konu İngilizlerin ulaşamayacağı bir yerde yeni bir parlamento açılması ve Milli Mücadele’nin bu parlamento ile birlikte askeri mücadeleyle yürütülecek olması idi.

Sonuçta Büyük Taarruz başladı ve Sevr Anlaşması bu yeni hükümet ile imzalandı.

 

Siyasetcafe.com

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler