1. YAZARLAR

  2. Özgür Uyanık

  3. “Kut”lama ve Din
Özgür Uyanık

Özgür Uyanık

Yazarın Tüm Yazıları >

“Kut”lama ve Din

A+A-

Bundan 1200 yıl kadar önce bugünkü Almanya ve onun kuzeyinde kalan topraklar Hristiyan değildi. Norveç’ten başlayarak İngiltere ve Almanya dahil hemen tüm topluluklar pagan inancına sahipti. Odin, Wotan ya da Woden adını verdikleri bir Tanrıya inanıyorlardı. Bu sırada İmparator Şarlken Avrupa’ya Katolik Hristiyanlığı yaymak için seferler düzenliyordu. Şarlken kılıçla dize getirdiği kavimlere Odin’e tapınmayı yasakladı ve aslında Roma Katolik kilisesinin bir uydurması olan “İsa’nın doğum gününü” kutlamayı zorunlu kıldı. Bu doğum günü hikayesinin kaynağı tüm dünyada hissedilen “Kış Gündönümü”nden başka bir şey değildi. Hani şu Kuzey yarım kürede günlerin uzamaya güneyde kısalmaya başladığı tarih. Hristiyanlığın çıkışından da önce Romalılar 21-25 Aralık tarihlerinde “Yenilmez Güneşin Doğumu”nu ve “Saturnalia Bayramı”nı kutluyorlardı. Sonra Roma Hristiyanlığı resmi din olarak kabul edince, kilise İsa’nın doğum günü(Noel) diye bu kutlamalara dini bir kılıf uydurdu. Yani yılbaşı diye bir Hristiyan kutlaması hiçbir zaman olmadı.

Kuzey Avrupa paganları Hristiyanlığa boyun eğdiler fakat Odin’e inanmayı sürdürdüler. Eskiden dev bir çam ağacının yanında bekleyen Pagan rahibine gidip kaderlerini sorarlardı. Rahibin, ağacın dallarının rüzgarda çıkardığı sesi yorumlaması için de ağacın dibine hediyeler bırakırlardı. Paganizmin yasaklanmasından sonra Kuzey kavimleri küçük çam ağaçlarını kesip evlerine götürmeye ve gizlice eski inançlarını sürdürmeye başladı. Ağacın altına koydukları hediyeleri de İsa’ya adadıklarını söylüyorlardı. Böylece evde çam ağacı süsleme adeti Hristiyanlığa geçmiş oldu.

Türk kavimleri, bugün sürdüğü gibi, tarih boyunca her 21-25 Aralıkta “Güneşi Karşılama Bayramı”nı kutlamıştır. Fakat Türklerde günden de önemlisi esas olarak “kutlama”nın kendisi kutsal bir anlam içerir.

Kutlama kelimesinin kökü olan “Kut”; Türk, Moğol ve Altay halk inancında kutsal enerji, yaşam gücü anlamına gelir. Mutluluk ve hayat kelimesinin kökeni de “kut”a dayanmaktadır. Bu yüzden biz Türkler için “kutlamak” mutluluğun ta kendisidir. Kutlu yani kutsal olmak da aynı kelime kökeninden gelir. Kutlamak kutsaldır Türkler için. Baharı, güneşi, zaferi ve özünde biz hayatı kutlarız. Çünkü bizim için aslolan hayattır. Buna aykırı her şey Türk kültür ve felsefesine aykırıdır. Atalarımızın Orta Asya’da bıraktığı en önemli eserlerinden olan Kutatgu Bilig’in anlamı “mutluluk getiren bilim”dir. Siz hiç başka kültürlerde böyle bir şey duydunuz mu?

Kut’un başka anlamları da ruh, güç ve öğedir. Kut ruhumuzu dolduran sevinci ifade eder. Bu duygu insanın kendisini en çok öğe olarak hissettiği anda ortaya çıkar. Bazı Altay topluluklarında akıl ve şans anlamına da gelir. Kut’un idaredeki karşılığı ise Tanrı tarafından Kağan’a bahşedilen özel yeteneklerdir. Onun gücü, buduna yani halka birlik, sevinç ve mutluluk getiren idaresidir.

Altay dağlarında hayat her şeyden daha önemliydi. Bu Şamanizm’in hem bir sonucu hem de kaynağıydı. Şamanizm’in varlık sebebi yaşamın korunmasıydı. Şaman eski zamanın doktoruydu; Budizm ile Şamanizm arasındaki en temel fark, Laman’ın sürekli ölüme vurgu yapmasına karşılık Şaman’ın yalnızca hayattan bahsetmesidir. Türkleri canlı, savaşçı, her koşulda değişime açık, dinamik bir toplum yapan şey de buydu.

Yılbaşının Noel denilen şeyle ilgisi olmadığı ortadayken tebliğciler neden Taksim’e, Kızılay’a kutlamaları engellemek üzere çıkıyorlar? Bir hasadın bitişi gibi bir yılın sona erişini kutlamak, yeni bir yıla sevinç içinde girmenin nesi kötü? Bu meydanlar acılarımızın, sevinçlerimizin paylaşıldığı yer olmayacaksa, evlerimize kapanacaksak biz nasıl duyguda ve amaçta birlik olacağız?

Onlar dinle ilgili olmayan herhangi bir şeyi kutlamayı yasaklamakta ısrarcılar. Yani buna göre yalnızca yılbaşlarını değil milletimizin yakın ve uzak geçmişine ilişkin her türlü hatırayı unutmak zorundayız. Cumhuriyetin kuruluşu ya da Kurtuluş Savaşı zaferleri de buna dahil.

Tebliğcilere göre milletimiz, atalarımız ya da ailemize ait olanı yüceltemeyiz. Suudi Arabistan’da mezar taşlarının isimsiz olması gibi aile geçmişimize kadar her şeyi unutmalıyız. Geçmişte ya da gelecekte hatırlamamız ya da kutlamamız gereken tek şey dini olandır.

Bu anlayış toplumun, tarihin bir noktasına sabitlenmesi anlamına geliyor. Eğlenemeyecek, kutlayamayacak, kadın-erkek, yaşlı-genç kaynaşamayacağız. Bizi insan yapan, Tanrı vergisi duyularımız ve duygularımızı bir kenara bırakmak zorunda kalacağız. Tebliğcilerin bize verdiği müjde budur.

Tarihin hiçbir döneminde bu kadar ayrıştırılmış ve sadece tek bir kurala indirgenmiş bir toplumun geliştiği görülmemiştir.

Yeni yılda bizi biz yapan, bizi dipdiri insan yapan ve iyi adına ne varsa borçlu olduğumuz uzak atalarımızı düşünelim. Çünkü birliği ve mutluluğu onlardan öğrenmeye bugün çok daha fazla ihtiyacımız var.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.