1. YAZARLAR

  2. Tevfik Fikret TAŞKIN

  3. PEK ÇOK SORU SORDUM!
Tevfik Fikret TAŞKIN

Tevfik Fikret TAŞKIN

Yazarın Tüm Yazıları >

PEK ÇOK SORU SORDUM!

A+A-

PEK ÇOK SORU SORDUM!

 

Yetmiş milyonun üzerinde nüfusa sahip Türkiye’de neler oluyor, neler yaşanıyor, farkında mıyız?

 

İnsanlarımız genel olarak yaşayışlarından memnunlar mı?  Yaptıkları işi, yaşadıkları çevreyi, en önemlisi de insanları seviyorlar mı?

 

Bu soruların cevabı gerçekten çok önemli. Çünkü, bu fani dünyada asl olan insandır. İnsan, doğar, gelişir, büyür, yaşlanır ve ölür. Geride sadece bir hoş sada bırakır.

 

İşte, bu sadayı insanlar hayatında bir kez bile olsa duymalı, duyurmalıdır.

 

Öncelikle çoçuklara, gençlere sormalıyız. Çocukluklarından, yaşadıklarından, sahip olduklarından memnunlar mı?

 

Gençler, özellikle eğitim hayatlarından memnunlar mı? Doğru ve yeterli eğitim alabiliyorlar mı? Gençliklerini yaşayabiliyorlar mı? Gelecek korkusu taşıyorlar mı?

 

Memur, işçi, esnaf, çiftçi kısaca tüm çalışanlar, hayatlarından memnun mu? Yaptıkları işi seviyorlar mı? Ülkenin ve kendilerinin geleceklerini nasıl görüyorlar?

 

Gelir seviyeleri nasıl, rahat geçinebiliyorlar mı?

 

Ev hanımları, hayattan ne bekliyor? Günlük hayatları nasıl geçiyor? Bu şekilde yaşamaktan memnunlar mı?

 

Yaşlılar, emekliler, hayatlarından memnun mu? Emekli maaşlarından, sağlıklarından veya sosyal haklarından memnun mu?

 

Üreten, katma değer oluşturan, yüzlerce, binlerce insan çalıştıran işadamları,  hayatlarından özellikle de işlerinden memnun mu?

 

Ne kadar çok soru sordum, değil mi?

 

Elbette, önemli olan bu sorular değil, bunların cevaplarıdır. Verilen cevaplara göre, toplumun yani milletimizin memnuniyeti, hayata bakışı ve yaşama kalitesi ortaya çıkacaktır. Buna göre de medeniyet dediğimiz “tek dişi kalmış canavar”ın neresinde olduğumuzu anlayabiliriz.

 

Sizler de kendi hayatınızla ilgili sorulara cevap verin. Eğer cevaplarınız olumlu ise şanslı insanlardansınız demektir.

 

Kırsal bölgelerde yaşayan insanlara ve büyük şehirlerde yaşayan insanlara da bu soruları sormak gerekir.

 

Aldığımız cevaplara göre de gelişmiş, zengin ve güçlü bir devlet olup olmadığımızı belirleyebiliriz.

 

Yoksa, kağıt üzerinde millî gelirimiz kişi başına bilmem kaç bin dolar oldu, enflasyonu şu rakamlara düşürdük, ihracatı falanca milyar dolara çıkardık, çağ atladık demekle güçlü, gelişmiş ve zengin olamıyorsunuz.

 

Devletin, milletin en alt kademesinden en üst kademesine kadar çalışan, yaşayan insanlar, hayatlarından memnunsa, mutlu ise gelişmiş, zenginleşmiş ve güçlü bir toplum olursunuz. Diğer türlü, lafta çağ atlar, zenginleşirsiniz.

 

Ayrıca çalışmadan, üretmeden, nasıl zenginleşir, güçlü olursunuz? Bunun için kesinlikle, milletçe çok çalışmalı, her alanda kendi kaynaklarımıza dayalı olarak üretmeliyiz.

 

Ellili yaşlara gelen bir insan olarak çocukluk dönemimde çalışmayı, üretmeyi, emeği ve alınterini hatırlıyorum. Ama son dönemlerde çalışmanın “enayilik”; üretmenin, alınterinin “basitlik” olarak algılandığını üzülerek görüyorum.

 

Millet olarak, devlet olarak habire tüketiyoruz, sürekli borçla büyümeye çalışıyoruz. Üstelik bunu da devletin resmî anlayışı hâline getiriyor, insanlarımızı bu şekilde yetiştiriyoruz.

 

Eğitim sisteminde de bu anlayışı destekleyen, ezbere, hazırcılığa, her şeyi öğretmeye dayalı; sadece maddî düşünmeyi, tüketmeyi teşvik eden bir sistemi daha doğrusu sistemsizliği benimsemiş, uyguluyoruz.

 

Üstelik bu sistemi uygularken de öğretmeni ve idarecileri tamamıyla yok sayıyoruz. Hatta, en üst ağızlardan,” Bunlar ne iş yapıyor ki? Dört beş ay tatil yapıyorlar, yatıyorlar. Aldıkları para çok bile ..” diye kurulan cümleler duyuyoruz.

 

Toplumu bir arada tutan, itici gücü olan sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, kültürel değerleri tamamen unutuyoruz, unutturuyoruz.

 

Tabiî bunun sonucunda mutsuz, hiçbir şeyi sevmeyen, hiçbir şeye saygı duymayan; insana, canlıya, çevresine değer vermeyen hatta canice cinayetler işleyebilen, birkaç lira için adam öldürebilen nesiller yetiştirdik.

 

İdam cezasını tekrar konuşur olduk. Çünkü, hâlâ nerelerde hata yaptığımızın farkında değiliz. Bataklığı kurutmak yerine sivrisinekle mücadele etmek gibi boş bir çabanın içindeyiz.

 

“Zararın neresinden dönülse kârdır.” diyerek büyüklerimizin bir an önce bu sorulara cevap vermesini istiyor, başta eğitim olmak üzere her alanda, toplumun gerçek ihtiyaçlarına göre üreten, mutlu ve manevî değerlere sahip insanlar yetiştiren bir sisteme geçmeyi diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.