1. YAZARLAR

  2. Özgür UYANIK

  3. Siyasetin vicdanı yoktur
Özgür UYANIK

Özgür UYANIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Siyasetin vicdanı yoktur

A+A-

Kore savaşından sonra Sovyetler uluslararası bir grup aydın, yazar, sanatçı, bilim insanını Çin’deki savaş esiri kamplarına götürmüş. Aydınlar arasında Nazım Hikmet de varmış.

Kamplarda esirler pişmanlık getirenler ve getirmeyenler diye ikiye ayrılmış durumdaymış.

Şimdi diyeceksiniz ki ne pişmanlığı? 

Çin ve Kuzey Kore esir askerlere yoğun bir propaganda yani beyin yıkama faaliyeti gerçekleştiriyormuş. Tabi onlar buna beyin yıkama değil de “ders” diyorlarmış. Esir kampı da bu durumda okul oluyor. 

Bugün Uygurları topladıkları “okullar” gibi.

Böylece esir askerler “emperyalizme ve kapitalizme hizmet etme pişmanlıklarının bilincine eriyor”muş. 

Tahmin edersiniz ki esir Türk askerleri “pişman olmayanlar” grubundaymış.

Anadolu’nun bir köyünden askere geldiğinde deniz bile görmemiş olan bu çocuklar gemilere doldurulup dünyanın öteki ucuna savaşmaya götürülmüşlerdi. O zamanlar köylerde hiçbir evin kapısında kilit yoktu. Tarlalar imece ile biçilip kaldırılıyordu. Köylüler tapu nedir bilmiyorlardı. Ne bilsinler kapitalizmi, emperyalizmi, NATO’yu, Kore’yi, Komünist Çin’i..

Bir propaganda da Nazım çekmiş bu zavallı köylü çocuklara.  “Teslim olun” demiş. 

Büyük şair aynı şeyi Çekoslavakya’daki, Afganistan’daki Sovyet askerlerine de söyler miydi? 

Muhtemelen hayır. Çünkü bir komünist olarak Sovyetlerin buralarda “insanlığı kurtarma” amacıyla bulunduğunu varsayacaktı.

Aslında siyasete bulaşmış herkes hayatının bir döneminde mutlaka siyasetin bu vicdansızlığından bir şekilde nasibini almıştır.

Mesela ben de doksanlarda Bosna Hersek’teki katliamlara karşı duyarsız kalmıştım.

Çünkü kafama “emperyalizm Yugoslavya’yı bölüyor, Bosnalılar da buna alet oluyor” kalıbı oturmuştu. 

Oysa ne Yugoslavya’nın tarihini, nasıl oluştuğunu biliyordum, ne de Sırpların-Hırvatların bu mazlum millete neler yaptığını. 

Avrupalılar gibi biz de sol olarak oradaki katliamları izliyorduk.    

Yıllar sonra Sırbistan, Karadağ, Kosova, Bosna, Hırvatistan yani eski Yugoslavya topraklarında bir süre bulundum. Savaşı birinci derecede yaşayanlarla konuştum. Bu ülkelerin sokaklarında gezdim. Yemeklerini yedim, tarihlerini öğrendim. 

Gördüm ki milliyetçiliğin, dinciliğin, ayrımcılığın, bölücülüğün en az uğradığı yer Bosna’ymış. Bütün Yugoslavya’da kalmış tek bir Titocu varsa o da Aliya İzzetbeogoviç’miş. 

Aradan çok zaman geçmedi:  Irak’ta ABD’nin yol verdiği Şii güçlerin katliamlarını izledik. 

Onu Suriye’deki iç savaş takip etti. Solcular DAEŞ’in katliamlarında feryat ederken Esad’ınkilere gözlerini kapadı. 

Niye? Çünkü İran destekli Şiiler ve Suriye’de Esad’a bağlı güçlerin “ABD emperyalizmine direndiğini” varsaydılar. 

Oysa Suriye’nin Esad ailesinin merkezinde olduğu bir oligarşiyle yönetildiğini herkes biliyor. İnsanların mahkemesiz, savunmasız yıllarca hapislere kapatıldığı, her türden katliamın kolaylıkla yapılabildiği bir rejim bu. 

Şimdi de Uygur meselesi Türkiye’de siyasetin belirleyici bir ayrım konusu haline geldi.

Az da olsa yine aynı vicdansız propagandayı duyuyoruz: “Uygurlara zulmediliyor diyenler emperyalizmin köpekleridir”.

Türkiye’de bu kalıbı kullanarak her türden insanlık dışı eylemi, her kötülüğü meşrulaştırmaya çalışan karanlık bir odak var. Herkes biliyor ki bu odağın gerçekte bir ideolojisi ya da değeri yok ve aslında bir vitrinden ibaret. Arkasında ne döndüğünü ise kimse bilmiyor.

İşte emperyalizmin gerçek köpeği onlardır. 

Bir de bu karanlık odağın propagandalarının etkisinden kurtulamayanlar var.

Onlar öncelikle Çin’in de emperyalist kampta yer aldığını görmeliler. Silah gücü, küresel etkisi falan bir tarafa sadece mal ve sermaye ihracına bakarak Çin’in ABD’den sonra gelen en büyük emperyalist güç olduğunu söyleyebiliriz.

Çin, Uygurlara yönelik asimilasyonu kat be kat aşan fiziki ve kültürel imha politikası sürdürüyor. Batılı emperyalistlerin bu meseleyi kaşıması ya da gerici odaklar tarafından Çin’e karşı kullanılması bu gerçeği değiştirmez.

Hiçbir mahkeme ve hukuki suçlamaya dayanmaksızın milyonlarca Uygur’un eğitim adı altında kamplara toplanması totalitarizmden öte faşizmdir. 

Bunu savunan kişilere soruyorum: Sizi ve ailenizin üyelerini Türkiye’de iktidar böyle okullara toplayıp “iyi vatandaş ya da iyi Müslüman olma eğitimine” mecbur kılsa ne yaparsınız?

Bu kamplarda bizzat Çin devleti tarafından çekilip servis edilen Uygur toplumunun önde gelen kişilerinin tek tip elbise, kafası kazınmış halde pişmanlık dile getiren videoları bile zulmü sergilemeye yeter.

Ağır hapis ya da idam cezalarına çarptırılan Uygurların mahkemeleri ise açık biçimde yapılmamaktadır. Bu kişilere yönelik suçlamalar herhangi bir somut eyleme dayandırılmamaktadır.

Çin totalitarizmini ve faşizmini ucuz mallar üzerinden tüm dünyaya kabul ettirme yolu izliyor. Batı da haklı olarak “madem ben sana pazarımı açıyorum sen de mahkemelerini açık ve evrensel hukuka uygun yapacaksın” demektedir.

Bu ilkeyi reddetmek Çin rejimine çıkarlar üzerinden bağlı değilse bile ruhen köle olmayı gerektirir.

 

Hep soldan bahsettim ama bu sağın, siyasetin vicdansızlığından nasibini almadığı anlamına gelmez.

Sağ için sadece şunu sormak yeter:

Eğer Uygurlar Müslüman ve Türk olmasalardı muhafazakar ve milliyetçiler onları savunur muydu?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.