1. YAZARLAR

  2. Celal Eren ÇELİK

  3. TARİKATLARA BİR CİSİM YAKLAŞIYOR…
Celal Eren ÇELİK

Celal Eren ÇELİK

Yazarın Tüm Yazıları >

TARİKATLARA BİR CİSİM YAKLAŞIYOR…

A+A-

Türkiye eğer siyasi tarihi yakından ve “Detaylarına” bakılarak incelenirse bu açıdan da çok enteresan bir ülkedir aslında…

“Nasıl bir enteresanlık” bu diyecek olursanız şöyle birkaç örnekle anlatmak sanırız çok daha yerinde olacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakın silah arkadaşlarından birisi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’dür…

İnönü de Atatürk ile birlikte “Tam bağımsızlık” diyen tarihi bir şahsiyettir.

Amma velakin gelin görün ki ABD’nin eğitim sistemimizi ele geçirip dizayn ettiği Fulbright Anlaşması da yine İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı esnasında, Hasan Saka’nın CHP adına Başbakan olarak görev yaptığı esnada olmuştur…

***

1950’de “Yeter söz milletin!” diyerek iktidara gelen Demokrat Parti ve lideri Adnan Menderes ABD ile çok yakın ilişkiler kurmuşlardır.Adeta “Amerikan hayranı” olan Menderes ve DP iktidarı “Türkiye’yi küçük Amerika yapacağız” demektedir.

Amerika’dan gelen Marshall yardımlarını da,İnönü’nün CHP’sinden aldığı dolu hazineyi de har vurup harman savuran DP iktidarı 1958 yılına gelindiğinde artık ekonomik kriz ile karşı karşıya kalmıştır.

Menderes ABD’den Marshall yardımının yenilenmesi talebini iletir,ABD oralı bile olmaz…Yıl 1959’dur ve Menderes ülkede giderek derinleşen ekonomik krizin kısa süre sonra yapılacak seçimlerde dönüp kendisini vuracağını gayet iyi bilmektedir…

ABD’den umduğu desteği bulamayan Menderes,NATO’daki müttefiki ABD’den gizli olarak bir Moskova randevusu ayarlar…1960 yılının Temmuz ayında Menderes ile kurmay ekibi Moskova’ya gidecek ve orada SSCB ile Türkiye arasında bir kredi anlaşması imzalanacaktır.

ABD bunu tabii ki haber alır ve Menderes 1960 yılının Temmuz ayında Moskava’ya gitmek yerine 27 Maysıs 1960 askeri, darbesi ile trajik akıbetini yaşayacağı Yassıada’ya gider.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en “Amerikacı” Başbakanlarından Menderes,ABD’nin yerine SSCB ile iş birliği yapmaya kalktığı için devrilmiştir..

***

1970’li yıllar…

68 Kuşağının tüm dünya’da etkisini göstermesi ve tüm dünya’da sol siyasal hareketlerin yükselişe geçmesi Türkiye’yi de doğal olarak etkilemiş,CHP’nin başındaki genç ve karizmatik lider Bülent Ecevit’in adı dağlara taşlara “UMUDUMUZ KARAOĞLAN” diye yazılmaya başlanmıştır…

Bülent Ecevit,iş diyor,aş diyor,adalet diyor,ezilen diyor,hakça bir düzen diyordu ama kırmızı çizgisi belliydi:Siyaseten “Ustası” olan,partide kendisini devirerek yerine geçtiği İsmet İnönü gibi laiklikten hiç taviz vermiyordu…

Modern eğitim konusunu sıkça işliyor hatta Ecevit’in bu “Modern” sorgulayıcı eğitim modeline olan düşkünlüğü, bu alanda İskandinav ülkeleri üzerine yaptığı çalışmalar muhafazakar kesimler tarafından rahatsızlıkla karşılanıyordu…

1973 seçimleri yapıldığında Bülent Ecevit’in liderliğindeki CHP seçimlerden 1. Parti çıkıyor ancak tek başına hükümet kuracak sandalye sayısına ulaşamıyordu. Ve koalisyon görüşmeleri  noktasında Ecevit kimsenin beklemediği bir hamle yaparak Türkiye’de İslamcı/muhafazakar seçmeni temsil eden Necmettin Erbakan’ın MSP’si ile koalisyon kuruyordu.

Milli Selamet Partisi ve lideri Erbakan’ın özelliği daha kısa süre önce ilk partileri olan Milli Nizam Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından  "Laik devlet niteliğinin ve Atatürk devrimciliğinin korunması prensiplerine” aykırı olması sebebi ile kapatılmış olmasıydı…

Yani Ecevit o kimseye geçit vermediği kırmızı çizgisini yani “Laikliğe” aykırı fiiller içerisinde olduğu için kapatılan bir partinin liderinin aynı felsefeyi taşıyan yeni partisi ile koalisyon yaparak iktidara taşınıyordu…

Ha bu arada Ecevit’in MSP ile kurduğu o koalisyonun AKP iktidarı öncesinde Türkiye’de en fazla İmam-Hatip Okulu açan iktidar olduğunu da hatırlatalım…

Ecevit’e de iktidar verilirken,söylediklerinin tersi yaptırılmıştı yani…

Neticede sadece 11 ay sonra 1974 yılının Kasım ayında Ecevit iktidarını da kaybetmiş olacaktı..

***

Türk siyasetinin en renkli ve ABD ile en yakın ilişkilere sahip siyasetçilerinden birisi hiç şüphe yok ki Süleyman Demirel’di…Öyle ki Demirel siyasete girmeden önce ABD’nin dünya’ca ünlü inşaat şirketi MORİSSON’un Türkiye temsilcisi olduğundan dolayı yıllarca ABD ile arasındaki bağa dikkat çekilmek istendiğinde “MORİSSON SÜLEYMAN” olarak anılacaktır.

1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı yapıldığında ABD Türkiye’ye silah ambargosu başlattı…Harekat biti ama ABD’nin silah ambargosu bitmedi.

1975 yılında Milliyetçi Cephe Koalisyonu ile iktidara gelen Demirel ABD ile konuyu masaya yatıracak,Ankara’da ABD Dışişleri Bakanı Kissinger,Brüksel’de ABD Başkanı Ford ile görüşecek ve ambargonun kaldırılmasını talep edecek ama ABD “Nuh deyip Peygamber” demeyecek ambargoları kaldırmayacaktı.

Ve “Amerikancı” Demirel 25 Temmuz 1975’te Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye’de ABD’ye ait ne kadar üs varsa hepsini kapatacaktı.

Bu arada Demirel’in de ekonomik işbirliği anlaşması yapmak için SSCB’ye yanaşacağı konuşulmaktaydı… ABD 1978’de silah ambargosunu kaldırdı ama bu kez de Türkiye üsleri yeniden açmadı.

1980 yılının 12 Eylül gününde Başbakan Süleyman Demirel askeri darbe ile devrildi,12 Eylül darbesini  yapan “Yerli ve milli” generallerin ilk işi ABD’nin kapatılan üslerini açmak oldu.

Demirel de siyasi çizgisinin tersine hareket etmiş,sonuç ise 12 Eylül’de belli olmuştu.

***

1999 yılı…

Türkiye Suriye sınırına askeri yığınak yapmış ve Suriye’ye son derece sert bir açıklama yaparak PKK lideri APO’nun teslimini istemişti.

Suriye baskıya daha fazla dayanamadı,APO’yu sınırdan çıkarttı ama Türkiye’ye vermedi.Ve APO’nun Rusya,Yunanistan,İtalya ve Kenya’ya kadar sürüp Kenya’da ise “Paketlenerek” Türkiye’ye getirileceği o malum süreç yaşandı.

O süreçte Bülent Ecevit bu kez DSP lideri olarak azınlık hükümetinin başındaydı.APO’nun Türkiye’ye getirilmesi Ecevit ve DSP’nin oylarını yükseltirken oyları yükselen bir diğer parti ise miting meydanlarında seçim afişlerinde “APO’yu ancak biz asarız” diyen Milliyetçi Hareket Partisi ve lideri Devlet Bahçeli’ydi…

1999 yılında yapılan genel seçimlerden DSP%22 ile 1. Parti olarak çıkarken,%17 oy alan MHP ise 2. Parti olarak çıktı.

Ecevit tıpkı yıllar önce hiç beklenilmedik şekilde MSP ile koalisyon iktidarı kurduğu gibi bu kez de MHP ile koalisyon ortağı oldu ve Anavatan Partisi’nin de katılımı ile ANASOL-M olarak bilinen hükümet kuruldu…

Bu arada APO yargılanmış ve hakkında “İdam” kararı verilmişti…

Ama “APO’yu ancak biz asarız” diyen MHP,APO’yu asmayan,asamayan hükümetin üyesi olarak tarihe geçti…

MHP bir sonraki seçimde baraj altında kaldı…

Yani MHP için de “Sözlerinin tersini yapmak” yahut “Yapmak zorunda kalmak” kaderi değişmedi.

***

Şimdi tüm bunları alt alta koyun,devletin tarikat ve cemaatleri 1999 yılından itibaren başta FETÖ olmak üzere orta vadede “TEHDİT” olarak nitelediğini resmi kayıtlara geçirdiğini aklınızda tutun, bunun üzerine kendinize “Türkiye’de tarikat ve cemaatleri tasfiye etmek sol bir parti ve sol bir siyasal figür ile mümkün müdür?”, “Bu tarikat ve cemaatler ile aynı mahallede büyümüş,aynı sokaklarda yürümüş bir siyasal lider olmadan toplumu böylesi bir operasyona ikna etme şansınız var mıdır?”,”Bu kadar yıllık mazisi,sosyal ve kültürel alana kök salmış hali,devasa ekonomik boyutları ile tarikat ve cemaatleri öyle 1-2 yılda bitirmek mümkün müdür?” ama en önemlisi “ABD’nin Siyasal İslam projesinin raf ömrünü doldurduğu bir konjonktürde tarikat ve cemaatler yaşayabilir mi?” sorularını kendinize sorun…

Verdiğiniz cevaplar ile bizim yazımızın en başından beri Türk siyasetinden sizlere verdiğimiz “Enteresan” örnekleri,kendi siyasi çizgilerinin dışına nasıl da çıkan yahut “Çıkmak zorunda bırakılan” siyasetçileri,siyasi partileri düşünerek günümüze dönün…

Bütün bunlar ile son dönemde Tarikat ve Cemaatler ile ilgili yaşanan gelişmeleri,basında çıkan haberleri,Cübbeli gibi bir adamın dahi çıkıp “Ben Atatürkçüyüm” deyip Selefilerin listesini vermeye hazır olduğunu beyan etmesini, Işıkçılar Cemaati’ne ait TGRT Haber’de Mansur Yavaş için yapılan güzellemeleri yan yana koyun…

***

Biz 2017 yılında yazılarımızda,2018 yılında Youtube yayınlarımızda “Tarikatlara operasyon yapılacak” dediğimizde,o dönem bize gülüyorlardı,bu konuda tek kelime eden yoktu…

Bugün köşelerinde “Tarikatlara operasyon yolda” minvalinde yazılar kaleme alan,programlar yapan anlı,şanlı gazeteciler,televizyonlar “Tarikatların” “T” sini ağzına almıyordu.

Biz ise 2017’de 2018’de ne dediysek aynı şeyleri söyledik, söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz…

Ama yine bir yanılsama içerisinde o pek meşhur (!) gazetecilerimiz…Onların “Operasyon”dan anladığı ve aktardığı sabah polis baskını ile yapılan bir operasyon…

Ben ise zamana yayılan bir süreçte bu cemaat ve tarikatların bir kısmının Diyanet’e bir kısmının vakıf haline getirilip Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlanarak,mali kaynaklarının da devlete devredileceği,yahut devlet kontrolüne alınacağı bir şekilde operasyonu tamamlanacağını düşünüyorum.

Şimdi diyebilirsiniz ki “AKP kendi tabanına operasyon yapar mı?” 

“DEVLET KARAR” verirse karşısında kimse duramaz,kimse de “Devlet mi kaldı ortada, AKP devlet oldu” demesin zira 2000 senelik devlet geleneği olan bir milletin geleneğini 18 senelik bir partiye teslim edeceğini düşünenler “DEVLETİ” de,”DEVLET GELENEĞİNİ” de,”DEVLET AKLINI” da hiç tanımamış demektir…

Devlet ile AKP’yi ayırın ve tüm bunların ışığında yazımızın başlığına bir kez daha bakın derim ben….

    

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum