Özgür Uyanık yazdı: 'Bıkkınlar Devri (mi)'

Özgür Uyanık yazdı: 'Bıkkınlar Devri (mi)'

Birlik ya da “demiri soğutma” evresini geçtik mi?Kesin olan şey bu yazın sıcak geçeceği. Havalar henüz ısınmadı ama ekonomi, siyaset, cezaevleri ve tribünler hızla ısınıyor. Bıkkınlar öfkesini çıkaracak yer arıyor.

A+A-

Siyasetcafe yazarı Özgür Uyanık, 'BIKKINLAR DEVRİ (Mİ)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı;

Yıllardır siyaset bilimi, sosyoloji, hukuk, felsefe, psikoloji; insana ve topluma dair ne varsa okuduk,araştırdık.Yetmedi insanı toplumsal mücadelenin içinde tanımaya çalıştık.

İdeoloji, sınıflar, ekonomi her türden teoriyi merakla aradık, bulduk, inceledik. Senelerce insanın, halkın, kitlelerin siyasal süreçlerde değişim ve dönüşüme karar verdiren, tetikleyen koşulları anlamaya uğraştık. İnsanların fikir değil çıkarlar peşinde koştuğunu geç fark ettik ama şaşırmadık.

Zira bu da okuduğumuz teorilerin içinde vardı.Her zaman kendi adımıza doğruları savunduk ama politika denilen şeyin çıkarların yönetilmesi demek olduğunu anlayamayacak kadar da saf değildik. Biz de halkın, emekçilerin çıkarlarını savunduk, bundan kişisel bir çıkarımız olmasa da.

Şimdi geldiğimiz noktada, adeta insanlık tarihi gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçiyor ve her şey bambaşka bir anlam kazanıyor. Halk, yurttaş ya da seçmen denilen bireye, siyasal dönüşümlere karar verdiren itici etkenin “bıkkınlık” olduğunu görüyoruz.

Kimle konuşsak aynı duyguya çarpıyoruz. Düşüncemizi, dahası gerçekleri kimse duymak istemiyor. “Vatandaş bıkmış kardeşim”!Neyden bıktığının da bir önemi yok. Dünyada onu daraltan, çaresiz bırakan her şeyin çözümünü bir tek şeye bağlamış.

Kırk yıllık arkadaşına bile sırtını dönecek kadar bunalmış. Bir hedefe kilitlenmiş ve onun hakkında en ufak iyi bir söz; emperyalizmmiş, vatanmış açıklama dinlemiyor. İlla o gidecek.Programı, kadroları ötekinden farksız olsa da “gelecek olan mutlaka gidecek olandan iyidir” gözüyle bakıyor.

Hadi Türkiye’yi anladım yurt dışında yaşayan bile böyle. Bıkkınlığın devirici bir etkisi olabileceğini ilk kez Gezi olaylarında fark etmiştik. Ama şimdi durum farklı: Doğan sonuçtan iktidar partisi yöneticilerinin bile memnun olduğunu görüyoruz.

“Halk” diyorlar “çok zekice oyunu kullandı”. Halkla bağları olmayan yüksek yöneticilerin şatolarından partiyi ve memleketi yönetmelerinden onlar da rahatsız.1940’ların CHP’sine benzetiyorlar. Her bir il başkanı, ilçe başkanı bir derebeyi gibi olmuş.

Yıllardır belediyeleri krallık gibi yönetenlerin gitmesini kendi partidaşları bile istiyor. Adını vermeyeyim. On yıldan uzun süre önce İstanbul’un bir ilçe belediyesinde imara açma, rayiç bedelleri yükseltme üzerinden bir vurgunun haberini yapmıştık.

Daha sonra aynı belediye başkanı ve etrafındakiler orman arazisini imara açıp kendileri ultra lüks bir site yaptılar.Orada duvarlar ardında halktan uzak bir hayat sürdürdüler. Belki o gün iktidar partisi bu şikayetleri dinlemiş olsaydı yalnızca Türkiye için değil kendi için de iyi bir gelecek inşa edecekti.Bu yazıyı hazırlıyorken şehit cenazesinde Kılıçdaroğlu’na saldırı haberlere düştü.

Kınamak falan, bunlar boş laflar. Bu devletin hiçbir şeyi yokken bile bu yoksul milletten kurulu ordusu vardı. Devletin hukukuna kimse ideoloji dayatamaz, linç dayatamaz. Bu devletin ve milletin hukukunu tanımamak demektir. Hukuku işletmek ve tüm sorumluları bulup yargılamak devletin görevidir.

Diğer yandan çözüm süreçlerindeki şehit cenazelerinde iktidar partisine yapılan sayısız protestoyu hatırlayalım. Eğer o cenazelerde bakanlar iyi korunmamış olsaydı başlarına Kılıçdaroğlu’ndan daha kötü şeyler gelebilirdi. Şimdi Kılıçdaroğlu gibi siyasi geçmişinde memurluktan başka bir şey olmayan birinden “mağdur” çıkarmak herhalde iktidarın tercihi olamaz.

Fakat seçim sonrasında yapılan itirazlarla, 17 yıldır ülke yöneten bir iktidar partisinin, ekonomik kriz koşullarında çok da önemli bir oy almamış bu muhalefeti büyüttüğüne ve kahramanlaştırdığına tanık olduk.Gün gelir her silah sahibine döner. Bürokrasinin dayattığı Atatürkçülükten bıkan halk AKP’yi iktidara taşıdı. O da yıllarca bunun ekmeğini yedi.

Şimdi onun varlığından sıkılan ve asıl olarak da ekonomik buhranın motive ettiği kitle %50 sınırını zorluyor.

Kritik soru şudur: Birlik ya da “demiri soğutma” evresini geçtik mi?Kesin olan şey bu yazın sıcak geçeceği. Havalar henüz ısınmadı ama ekonomi, siyaset, cezaevleri ve tribünler hızla ısınıyor. Bıkkınlar öfkesini çıkaracak yer arıyor.

SİYASETCAFE.COM

 

 

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
İlgili Haberler