1. YAZARLAR

  2. Ünver SEL

  3. NATO'NUN UKRAYNA HAMLESİ
Ünver SEL

Ünver SEL

Yazarın Tüm Yazıları >

NATO'NUN UKRAYNA HAMLESİ

A+A-

NATO'NUN UKRAYNA HAMLESİ: ANDERS FOGH RASMUSSEN ve

TÜRKİYE’NİN RUSYA HAMLESİ: BÜYÜKELÇİ DEĞİŞİKLİĞİ

 


Ukrayna'da yaşanan iç savaş iki yılı aştı ve üçüncü yılına girdi. Bu süreçte Kırım, referandum ile Ukrayna'dan ayrılarak Rusya Federasyonu'na bağlanma kararı aldı. Ukrayna, Kırım'ın Ukrayna’dan ayrılmasında beklenenin aksine hiç bir direniş göstermedi. Yaşanan sonraki dönemde, NATO ve AB'nin başını çektiği tüm ülkeler Kırım'ın Rusya toprağı olmasını kabul etmediler. Dünya, Rusya’ya karşı Kırım dolayısıyla yaygın bir ambargo başlattı.


Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılması sürecinin başlangıcında Türkiye, büyük bir soğukkanlılık göstererek; Kırım’ın Rusya’nın toprağı olduğunu kabul etmemesine rağmen, Rusya ile dialog kapısının açık olmasını tercih etti. Rusya’ya karşı uygulanan ambargoya katılmadı. Ancak, Türkiye ile Rusya’nın Suriye politikalarında karşı karşıya kalması, Türkiye-Rusya ilişkilerinde gerginliği başlattı ve sonuçta “Uçak Krizi” yaşandı. Uçak krizi sonrası Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerindeki gerginlik, her iki ülkenin Kırım’a yönelik politikalarına da yansıdı. Türkiye, Ukrayna krizinin başlangıç dönemine göre, daha çok Ukrayna ve Ukrayna yanlısı Kırım Tatar siyasetçiler ile yakınlaştı.


Günümüzde başta NATO ve AB olmak üzere büyük güçler, Ukrayna siyasetinde mevcut durumun devamını tercih etmemekteler. Bu sebeple Ukrayna siyasi yönetimine yardımcı olmak üzere eski Danimarka Başbakanı ve NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’ya gönüllü danışman olarak görevlendirildi. Görevlendirilen  danışman Rasmussen, “Ukrayna Krizi”nin çözülmesinin yol haritasını şöyle açıkladı: “Ukrayna yönetimi, iç barışı sağlamada önce Kırım’ı unutmalı ve Ukrayna anakarasında birliği sağlama yönünde çalışmalara ve görüşmelere başlamalıdır.”


Bilindiği gibi Ukrayna, tarihte uzun yıllar Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rusya imparatorluklarının egemenliği altında bulunmuştur. İlave olarak Almanya ve Polonya’nın da etnik ve kültürel tesirine maruz kalmıştır. Sonraki dönemde Sovyet sistemi içinde gizlenen bu özelliği, Sovyetler dağıldıktan sonra kendisini göstermeye başlamıştır. Sonuçta bu ayrımcı temele dayanan ülkenin karakteri; Ukrayna’nın bağımsızlığını kazandığı 1991 yılından günümüze, önceleri siyasi çekişmelere ve sonraları etnik kavgalara dönen bir iç savaşa evrilmiştir.


Bugün, Ukrayna’da Dinyeper Nehri’nin doğusunda “Donbass Bölgesi - Don Nehri Havzası Bölgesi” dediğimiz Lugansk ve Donetsk şehirlerinin ayrılıkçı hareketleri; Avrupa Birliği içindeki İspanya’nın Katalonya, Romanya’nın Transilvanya-Erdel ve İtalya’nın Tirol bölgesindeki modern ve demokratik ayrılıkçı hareketlere göre daha sert ve kanlı bir şekilde sürdürülmektedir. Bu sert karakter bölgenin doğasında ve kültüründe uzun yıllar içinde şekillenmiştir.


Ukrayna, Sovyetler sonrası çok milletli, çok dinli, çok mezhepli,  çok dilli ve çok kültürlü bir ülke olmasına rağmen; kendisini ısrarla üniter bir devlet olarak tanımlamasının sıkıntısını yaşamış ve halen yaşamaktadır. Ukrayna halkı, Sovyetler sonrası ülkenin yanlış kurgulanmasından dolayı; Kiev ve Moskova tercihi altında yaşamak mecburiyetinde kalmıştır. Bu durum ülkeyi Avrupa ve Avrasya yanlısı çatallı bir bölünmeye doğru sürüklemiştir.


Kent kültürü temeline dayanarak kurulan Avrupa ülkelerinin bazıları, halkının bölgeselleşme isteklerini ayrışma ile değil federalleşme ile çözmüştür. Örneğin, Almanya;  Berlin, Hamburg ve Bremen başta olmak üzere 16 eyaletten oluşan federal bir cumhuriyettir. İsviçre; Bern merkezli ve 26 kantondan oluşan federal bir cumhuriyettir.  Almanya ve İsviçre; Ukrayna’nın birliğinin korunması için model ülke olmasına rağmen, Ukraynalı siyasetçiler bu durumu gündeme dahi getirilmesini şiddetle redetmişlerdir ve halen kabul etmemektedirler.


Diğer taraftan Ukrayna’nın Dinyeper nehrinin batısında kalan topraklarda; “Transkarpatya Bölgesi – Karpat Dağları Üst  Bölgesi” nde de ayrılıkçı hareketler filizlenmektedir. Batı’da kalan Riven, Luts’k, Lviv, İvano-Frankivsk ve Ternopil şehirlerinde yeresel bazda kıpırdanmalar görülmektedir. Paralel olarak doğuda; Zaporijya, Dinipropetrovsk (Dinipro) ve Harkov şehirlerinde ise gidişat sessizce takip edilmektedir. Güney batıda ise; Rusça konuşan Herson, Nikolayev ve Odesa şehirleri patlamaya hazır bölge görüntüsündedir.


Ukrayna’nın Moldova ile sınır bölgesi de etnik çatışmaların ve ayrılmanın yaşandığı bir alandır. Dinyester nehrinin üstünde “Transdinyester Bölgesi”nde etnik Ruslar Moldava’dan de-facto olarak ayrılmışlar ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Trispol başkentli olarak kurulan Transdinyester Cumhuriyeti’nin, kendi siyasi yapıları, meclisleri, orduları, polisleri ve posta yapıları vardır.


Ukrayna için sürümcemeye bırakılan sorunlardan birisi de, “Yılan Adası” üzerindeki hak iddiasıdır. Bugünkü Romanya ülke sınırları içerisinde bulunan, petrol ve gaz rezervleri açısından zengin kaynaklara sahip Yılan Adası’nın kendisine ait olduğunu iddia eden Ukrayna,  Romanya’yı Lahey Adalet Divanı’nında mahkemeye vermiştir. Mahkeme konuyu ilgili birimleri tarafından değerlendirmiş ve Ukrayna’yı haksız bulmuştur. Ancak Ukrayna bu iddiasından vazgeçmemiş, yaşadığı iç kriz nedeniyle askıya almıştır.


Bu kadar karışık siyasi ve etnik iç kriz yaşayan Ukrayna’nın en önemli komşusu ve partneri şüphesiz ki Türkiye’dir. Türkiye, Ukrayna’nın hem stratejik ortağı, hem kuzeyden komşusu ve hem de Kırım dolayısıyla muhatabıdır. Türkiye, Sovyetler dağıldıktan sonra Kırım konusunda 23 yıl Ukrayna ile stratejik ve diplomatik ilişkilerde bulunmuştur. Ukrayna’da yaşanan gelişmeler Türkiye’nin de siyasetini yakından ilgilendirmiş ve etkilemiştir.


Türkiye, Ukrayna’da yaşanan  iç savaş döneminde siyasi tercihini; Ahmet Davutoğlu’nun önce Dışişleri Bakanı ve sonra Başbakan sıfatıyla geliştirdiği politikalar üzerinden sürdürmüştür. Türkiye, Davutoğlu dönemi politikaları ile başlangıçta sıfır sorun üzerine yaptığı kurgusunu sonra tüm komşuları ile sorunlu halde noktalamıştır. Netice de Türkiye’de Başbakan Ahmet Davutoğlu görevini bırakmış ve yerine yeni bir hükümet Binali Yıldırım dönemi başlamıştır.


Başbakan Binali Yıldırım dönemi Türkiye için bir fırsatın önünü açmıştır. Türkiye dış politikasındaki siyasi kurgusunu tamamen yenilenme üzerine şekillendirdiği açıkca ifade edilmektedir. Türkiye’nin, başta Rusya ve İran olmak üzere tüm sorunlu muhatap ülkeler ile siyasetinde yeni sayfa açmak niyeti tüm ilgili makamlar tarafından dile getirilmektedir.


NATO’nun Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’ya gönüllü danışman ve yol gösterici olarak tavsiye ettiği ve sonra Ukrayna tarafından danışman atanan,  eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen gibi Türkiye’de Moskova büyükelçisini değiştirerek yaşanan aktif siyasi sürece katılmıştır.  Türkiye’nin yeni Moskova Büyükelçisi’nin de Rasmussen’in NATO’da görev yaptığı dönemdeki eski Genel Sekreter Yardımcısı Büyükelçi Hüseyin Diriöz olması dikkat çekicidir.


Sonuç olarak diyebiliriz ki; Türkiye’nin de içinde bulunduğu başta Karadeniz ve Orta Doğu coğrafyasında ülkeler ve politik  aktörler arasında yeni siyasi yakınlaşmalar, ittifaklar ve uzlaşmalar olacaktır. Türkiye, bunun ilk adımı olarak uzun zamandır alt görüşmelerini yaptığı İsrail ile nihai anlaşmaya doğru büyük mesafe katetmiştir. Yakın dönemde Türkiye-İran ve Türkiye-Rusya uzlaşmaları beklenmektedir.

 

 

 

ÜNVER SEL

Kırım Tatar Kültür Dernekleri Federasyonu

Genel Başkanı

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.