1. YAZARLAR

  2. Dr. Binnur ÇELEBİ

  3. Erkekler tecavüze yatkın: Hadım mı idam mı?
Dr. Binnur ÇELEBİ

Dr. Binnur ÇELEBİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Erkekler tecavüze yatkın: Hadım mı idam mı?

A+A-

Tecavüz, kadınların başından geçenleri dillendirmesi ve medyanın ilgi göstermesiyle 1970’li yıllarda sanki yeni bir şeymiş gibi “keşfedildi”.

 

Böylece kadınların yüzyıllardır hiç de yabancısı olmadıkları önemli bir toplumsal so­run gün ışığına çıkarıldı.

 

Ancak, üzerin­den uzun yıllar geçmesine rağmen tecavüz, insanlığın değil de hep "kadınların sorunu" olarak kalmaya devam etti.

Feminist teoride tecavüz; “kadınlara hadlerini bildirmeye” yönelik cinsel şiddet ve top­lumsal denetim mekanizmasıdır.

Feminist analize göre tecavüz; bir terör ve işkence eylemidir.

Hukuka göre tecavüz; cinsel bir suç olmakla birlikte, cinsel ilişki izlenimi verdiği zaman suç sayılır.

Ataerkil zihniyete göre; kadın, tecavüz sonucunda mağdur edilmiş olsa bile, suçun sebebini de kendisinde barındırandır.

Çünkü o erkeği kışkırtandır. Bu nedenle kadının suça “mahal verecek” davranışı araştırılır.

Bu mantığın egemen olduğu bir toplumda kadınlar tecavüze “uğramaktan” ziyade, “sebep olmaktan” korkar hale getirilirler.

Kadınlar bu temel düşünce yüzünden tecavüze sebep olan bedenlerini daima gizler ya da denetimini güvendikleri bir başka erkeğe teslim ederler.

 

Tecavüzün var olmadığı hiçbir modern kültür bulunmamakla birlikte, sıklık derecesi toplumdan topluma değişim gösterir.

 

Tecavüzün en sık görüldüğü toplumların başında ise özgürlükler ülkesi olarak bize yutturulan ABD gelir.

 

Bu yazıda size Diana Scully’nin Cinsel Şiddeti Anlamak adlı kitabında Virginia Eyalet Hapishanelerinde 114 mahkûm tecavüzcü ve 75 diğer grup suçluyla gerçekleştirilen araştırma sonuçlarına ilişkin verilerden yola çıkarak erkek dünyasının tecavüze bakışını anlatmaya çalışacağım.

Söz konusu araştırmada, tecavüz inkârcılarının büyük bir çoğunluğu kurbanlarını karalar. Suçu kabul eden erkek­ler arasında birkaçı ise kurbanlarının bunu “hak ettik­lerini” kanıtlamaya çalışır.

İnkârcıların tecavüzü haklı gösterme gerekçeleri şunlardır:

Kadınlar baş­tan çıkarıcıdır,

Kadınlar hayır derken aslında evet demek isterler,

Kadınlar sonunda “gevşer ve bu işten zevk alırlar”,

İyi kızlara tecavüz edilmez,

Tecavüz önemsiz bir suçtur,

Maço (kaba­dayı) erkek imajı.

ERKEKLER NEDEN TECAVÜZE YATKIN?

Bir başka araştırma, erkeklerin aslında tecavüze ne kadar yatkın olduğunu göstererek durumu tamamen tersine çevirir.

Tieger'in bu örnekleminde yer alan 172 üniver­site öğrencisi erkekten %37’si, erkeklerin yakalanmayacaklarından emin olsalar kadınlara tecavüz edebileceklerini söyler. Bunların %20’si ise yaka­lanmayacağından emin olsalar, kendilerinin de tecavüz edebileceği gerçeğini açığa vurur.

Araştırmaya göre; kendi de tecavüz edebilir grubunda yer alan erkeklerin, tecavüz kurbanlarının baştan çıkarıcı şekilde davrandıklarını ve tecavüzden zevk aldıklarına daha fazla inandıklarını ifade ederler. İlginç olan ise başka erkeklerin de kendileri gibi te­cavüze yatkın olduklarını düşünmeleridir.

Bu araştırma tecavüz eğiliminin üniversite öğrencileri arasında ne kadar yüksek düzeyde olduğunu gösteriyor.

Üniversite eğitimi almamış erkekleri düşündüğümüzde durumun daha da vahim olduğu ortaya çıkıyor.

 

TECAVÜZ EDEN ERKEKLER AKIL HASTASI MI?

Tecavüz eden bazı erkeklerin akıl hastası oldukları düşünülse de ampirik çalışmalar, suçu işledikleri sırada erkeklerden yalnızca %5 gibi küçük bir bölümünün psikotik rahatsızlığı olduğu tespit edilmiş.

Örneğin, 646 tecavüz vakasıyla il­gili polis kayıtlarının incelenmesinde; tecavüz olaylarının %71’inin, ani, it­kisel eylemler olmayıp, önceden tasarlanmış olduğu sonucuna varılmış.

Yapılan incelemede üniversite öğrencisi kadınların, çalıların arasında giz­lenmiş akıl hastalardan değil, tanıdıkları ya da flört ettikleri erkeklerce tecavüze ya da saldırıya uğradıkları ortaya çıkmış.

 

İYİ KIZLARA TECAVÜZ EDİLMEZ!

Toplumda “iyi kızlara tecavüz edilmez” inancı genel bir yargıdır.

 

Oysa tecavüzcüler kurbanın özel yaşamını karalayarak bu eylemi meşru kılmaya ve hukuki korumadan yarar­lanmaya çaba gösterirler.

 

Tecavüz su­çunu kabul edenlerin %22'si, cinsel şiddeti haklı kılmak için, kurba­nın “fahişe” ya da “rahat” kadın olduğunu, geçmişte pek çok kişiyle ilişki kurduğunu ya da evlilik dışı bir çocuğu olduğunu ileri sürerek, kadın aleyhine izlenim yaratmaya çalışırlar.

 

Kurbanını sokakta bıçak tehdidiyle kaçıran bir inkârcının görüşü şöyledir:

 

“Doğrusu, biz (adamın ailesi) onun Allah’ın belası bir fahişe olduğunu ve bir adamla mı yatmış elli adamla mı yatmış fark etmediğini biliyorduk… Canınız biraz uyuşturucu ya da kaçamak tarafından düzüşmek istedi­ğinde, vermeye hep hazırdı. Mahkemede bakire olduğunu iddia etti, ama ben cinsel ilişki [tecavüz] sırasındaki tavrından çok tecrübeli olduğunu anladım.”

 

TECAVÜZDE MÜSAİT KADIN YALANI

 

Kadınların giyimi tecavüzü haklı göstermek için ileri sürülen gerekçeleri arasındadır.

 

Vücudunu saran dar elbise giymesi, sutyen takmaması ve tavırları kışkırtıcı nedenler olarak gösterilir. Yani bu kadınların tecavüzü hak eden “meşru” kurbanlar olduklarını kanıtlayarak cezayı hafifletmeye yönelik savunma mekanizmaları da söz konusudur.

 

Söz konusu araştırmada bir başka inkârcı, bütün kurbanlarının fahişe olduklarını söylerken, onlardan “pis orospular” diye söz edip, bu kadınlara yapılan her şeyin haklı olduğunu savunur.

 

Oysa mahkeme kayıtlarında bu kadınların gerçekte fahişe olmadıkları yazılıdır.

 

Başka bir olayda, sahilde yürürken 15 yaşındaki bir kızı bıçakla tehdit ederek kaçırmak ve tecavüz etmek­le suçlanan 34 yaşındaki bir adam, yaptığının tecavüz olmadığını iddia ederken, kadınların cinsel ilişki öncesinde ele geçirilmeyi arzuladıklarını, ama sonradan ilişkiye kendilerinin yön vermek iste­diklerini söylemiştir:

 

“Erkek bedeni bir Kola şişesi gibidir, şişeyi sallayın ve sonra gerilimi hissetmek için parmağınızı şişenin ağzına tıkayın. Bir kadını davet ettiğinizde ona kibarca davranırsınız, ama sonra size “ben namuslu bir kızım,” der, o zaman zorlamanız gerekir. Bütün erkekler aynı şeyi yapar. “Hayır”, dedi, ama bu kibarlık olsun diye söylenmiş bir “hayır”dı, aslında naz yapıyordu. Bütün kadınlar “hayır” derken aslında “evet” derler; “hayır”, kibar­lık olsun, sonradan kendilerini sorumlu hissetmesinler diye söylenmiş bir laftır.”

 

ERKEK TECAVÜZÜ DÜŞLEYİP SONRA EYLEME GEÇİYOR

 

Tutuklu tecavüzcülerle yapılan bu araştırmada; tecavüzün olaylarının ardında yatan asıl geçek ortaya çıkar: Tecavüzcülerin %58'i, başlangıçtan itibaren tecavüz etme niyetindedir.

 

Başka bir de­yişle, tecavüz kendiliğinden bir davranış değildir.

 

Tecavüzcü erkekler, tecavüz eyleminden saatler hatta bazı durumlarda günlerce önceden tecavüzü düşündüklerini söylemişler.

 

Çoğu olayda tecavüz ettikleri akşam, sokağa kafalarında tecavüz etmeyi planlamış olarak çıkmış ve tecavüz edilmeye uygun bir kurban ara­mışlar.

 

Kadı­nın kurban olarak seçilmesine yol açan şey neydi, görünüşü veya tavrı mıydı?

 

Bu soruya verilecek yanıt, kesinlikle, hayır’dır.

 

Söz konusu kadınların hepsi, günlük yaşamlarında olağan işlerini yapmaktaydı­lar. Ya evdeydiler ya işteydiler, ama daha çok da, eve, işe, alışverişe ya da okula gitmekteydiler.

 

Kurban, “herhangi bir kadın” olabilirdi.

 

Hatta hava karanlık olduğu için kurbanın nasıl biri olduğunu bile tam seçemeyenler dahi vardı.

 

Kurbanın o ol­ması gerekmiyordu, tek suçu, yanlış zamanda, orada bulunmuş olmasıydı.

 

Kurbanın evinde saldırıya uğramış olduğu durum­larda da, kurbanın kendisi değil, girilmesi nispeten kolay ve tehlike­siz göründüğü için evi ya da apartman dairesi seçilmişti; kurban ise “çaresiz”di, örneğin uyumaktaydı.

 

Bu örneklerden görüleceği gibi kadınların sordukları “neden ben?” sorusuna verilecek yanıt basittir: Rastlantı ve kolaylık.

 

Cinsel şiddete yatkın erkeklerin gözünde ka­dınlar, biri diğerinin yerini alabilecek nesnelerden ibarettir ve işleri­ni görecek olanın, şu ya da bu kadın olması hiç fark etmez...

 

Tecavüz suçunu işlediklerini kabul eden erkekler, tecavüzün ka­dınlar açısından ne anlama geldiğini iyi kavramış ve kurbanlarında uyandırdıkları korkunun hem farkında olan hem de bundan zevk alan adamlardır.

 

Tecavüzden bekledikleri ve kendi açılarından ge­nellikle elde ettikleri şey, isteklerine boyun eğen bir kurban bulmak­tır.

 

İfadelere göre, tecavüze uğrayan kadınların bazıları bağırmış veya mücadele et­miş, bazıları konuşarak adamı ikna etmeye çalışmış, ancak kurbanların çoğunluğu boyun eğmiş ve birçoğu da ağlamış…

HUKUKUN TECAVÜZE BAKIŞI: RIZA VAR MI YOK MU?

Eskiçağ ’da Assurlu ya da Hititli kadın tecavüz sırasında eğer bağırmazsa rıza gösterdi diye suçlu bulunup öldürülürdü. Aradan geçen 3.500 yılda değişen bir şey olmuş mu peki? Bafra Ağır Ceza Mahkemesince bir erkeğin bir kadına tecavüz etmesi nedeniyle verilen 15 yıl hapis cezasının 2007 yılında Yargıtay 5. Dairesi’nce tecavüze uğrayan kadın bağırmadı diye rıza göstermiş kabul edip kararı bozması geleneksel yapı göz önüne alındığında bugüne kadar değişen çok da bir şey olmadığının göstergesi değil midir?

Devirler değişse de ataerkil düşünce hep yerinde sayıyor.

Bizdeki tecavüz yargılamalarında çocuk yaştakiler bile “Rıza var mıydı yok muydu?” diye sorgulanmaktadır. Oysaki Türkiye’yi sarsan Münevver Karabulut cinayetinde Cem Garipoğlu, çocuk görülerek yaş indiriminden yararlanmıştı.

Aynı dönemde N.Ç çocuk olduğu halde “rızası var” diye tecavüzde ceza indirimine gidilmek istenmişti.

Türkiye’de yaşanan tecavüz davalarında İngiltere’deki gibi “Kadının beyanı esastır” prensibinin temel alınması hukukçuların ve ilgililerin en önemli isteğidir. Ancak, Türkiye’de yargı sistemi mağdurun beyanına itibar etmediğinden, birçok tecavüz davası, tecavüzcülerin lehine sonuçlanmaktadır.

Karaman’da 15 yaşındaki Z.C.'ye tecavüz ettiği iddia edilen 8 şüphelinin “İlişkide rıza olduğu” gerekçesiyle beraat etmesi buna örnek teşkil etmektedir. Mahkemede kendini ifade edemeyen Z.C., dava sonrası yazdığı mektupta hakime şöyle sesleniyordu:

“Hâkim amca ben yaşadıklarımı utandığım için bir de polisler ve siz bana inanmıyor gibi davrandığınız, alay ettiğiniz için anlatamıyorum. Her erkeğin bana tecavüz edeceğini sanıyor, korkuyorum. Hakimsin bir daha bana bağırma. Beni azarlamayın. 15 yaşında 38 kilo bir kızım. Benim gücüm bu adama yetmez ki karşı koyup onu yeneyim. Polisler de siz de beni suçladınız. 'Neden karşı koymadın' diye. Bu adamın benim üç katım kilosu ve gücü var. Bir erkekle benim gücümü nasıl bir tutuyorsunuz.”

Ancak, bunun tersi vakalar da söz konusudur. Kadının ya da 8 yaş üstü bir çocuğun da kurgu yapabileceği düşüldüğünde, bunların yargıyı yanlış yönlendirip kişilerin haksız yere cezalandırılmaları ihtimali de yüksektir.

Adana’da geçtiğimiz yıl kızı F.B.’ye (13) tecavüz edip hamile bıraktığı için babası tarafından öldürülen şahsın gerçekte suçlu olmadığı, DNA testiyle ceninin başka bir erkeğe ait olduğu sonradan anlaşılmıştı.

Görünen odur ki, yaşanan tecavüz davalarında tam anlamıyla önyargısız sağlıklı bir muhakeme yolu oluşturulamamıştır.

 

TECAVÜZCÜ HADIM MI EDİLSİN YOKSA İDAM MI?

Türkiye'de bırakın çocukları iki aylık bebeklerin dahi tecavüze uğraması cinsel kastrasyon yani kimyasal yöntemle hadım cezasını yeniden gündeme geldi.

Daha önce yönetmenlik çerçevesinde hazırlanış olan cinsel kastrasyon, Psikiyatri Derneğinin vücut bütünlüğüne yönelik düzenlemede yapılacak olan bir müdahalenin ancak kanunla düzenlenmesi gerektiği yönündeki itirazı üzerine Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

Erken seçim nedeniyle rafa kaldırılan bu cezalandırma yöntemi Ankara'nın Polatlı ilçesinde 8 yaşındaki Eylül Yağlıkara’nın tecavüz edilerek öldürülmesiyle tansiyonu yükseltti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 8 yaşındaki Eylül Yağlıkara cinayetine ilişkin, “Çocuk katilleriyle mücadele değil, savaşmak lazımdır. Ve bu savaş kazanılmalıdır, kazanılacaktır. İdamsa idam, cezaysa en ağır ceza, tecritse tecrit; gereği her neyse alçak barbarlara revadır, layık oldukları akıbet de bellidir” dedi.

Bunun üzerine toplumda gerek siyasiler, gerek sanatçılar, gerekse sosyal medyadaki insanlardan koro halinde “idamsa idam” çağrısı yapıldı.

Tecavüz olaylarının televizyon programlarında hadım mı edilsin yoksa idam mı edilsin tartışmaları yeniden nüksetti.

Oysaki Bahçeli, “idamsa idam, cezaysa en ağır ceza” diyerek ucu açık bir çağrı yapmıştı. Yani ille de idam dememişti.

“Kimyasal Hadım” ya da diğer bir ifadeyle “Cinsel Kastrasyon” cinsel istismara yönelik suçlarda kullanılması planlanan yöntemler arasında yer alıyor.

İngiltere, Polonya, Moldova, Estonya, ABD, Arjantin, Avustralya, Hindistan, İsrail, Rusya, Güney Kore gibi ülkelerde uygulanan bir yöntem.

Bilindiği üzere kimyasal hadım yöntemi ilaçlar ve iğnelerle suçlunun testosteron hormonu azaltılıyor ve cinsel isteği ortadan kaldırılıyor. Söz konusu ilacın etkisi bir ay sürüyor. Bu süreçte kişi cinsel arzu hissetmiyor.

Bu ilaç kişinin kendi davranışlarını kontrol edebilecek düzeye geldiğinde bırakılıyor.

İlaç kesildiği zaman testosteron hormonunda ciddi bir artış olduğu da gözlemlenmiş. Ayrıca bu uygulamanın tıbbi yan etkileri de söz konusu.

KİMYASAL HADIM CİNSEL İSTİSMARA DUR DİYEBİLİR Mİ?

Bir araştırmaya göre cinsel suçtan mahkûm olanların %40’ı hapisten çıktıktan sonra tekrar bu suçu işliyor. Bu nedenle kimyasal hadım uygulaması birçok tacizci ya da pedofilinin bu suçu işlemesinde caydırıcı unsur olarak tercih ediliyor.

Hatta bazı ülkelerde aynı suçu birden fazla işlemiş olanlara cerrahi hadım da uygulanıyor.

Herhangi bir suça karışmadan kendi iradeleriyle bu uygulamayı yaptıranların olduğu da biliniyor.

Kimyasal hadımın çözüm olmadığını savunanlar, bedeni bu şekilde cezalandırmanın insan haklarına ve günümüz modern hukukuna aykırı bir ceza olarak görenler de var. Hatta cinsel dürtülerde herhangi bir azalma olmadığını ileri sürenler de…

Rusya’da daha öncesinde bu suçu işleyenlerin %98’i cezaevinden çıktıklarında tekrar ayını suçu işledikleri, fakat bu düzenlemeden sonra suç oranının%3’e düştüğünü ileri sürenler de…

Bazı uzmanlara göre, kimyasal hadımın tek başına bu suçu önlemesi yani diğer bir ifadeyle sıfırlaması imkânsız. Çünkü daha sonrasında da bu suçu tekrar işleyenlerin olduğu biliniyor. Yani kimyasal hadımda cinsel isteğin azalacağı sanılıyorsa da bu durum her zaman öyle olmayabiliyor.

Üstelik kimyasal hadım sonrası bu suçluların testosteron artırıcı ilaçları alması da mümkün.

KİMYASAL HADIM NASIL UYGULANACAK?

Kimyasal hadım ilk kez bu suçu işleyenlere mi, yoksa tekrar tekrar yapanlara mı uygulanacağı ayrı bir tartışma konusu.

Yalnız suçu işleyen faillere değil, aynı zamanda bu suçu işleyenlere önayak olan ya da örtbas edenlere de caydırıcı cezalar verilmesi toplumsal vicdanı rahatlatacak bir önlem olarak ortaya çıkabilir.

Kendi rızasıyla kimyasal hadımı tercih ettiğinde, suçlunun cezasında indirime mi gidilecek, yoksa ceza almaksızın dışarıda dolaşmasına izin mi verilecek?

Tıbbi açıdan vücut bütünlüğüne yönelik bu uygulama bir cezalandırma yöntemi olarak mı yapılacağı, yoksa kişiye bir seçenek olarak mı sunulacağı tam olarak belli değil.

Özellikle kimyasal hadım yapıldıktan sonra bu kişilerin takibi nasıl sağlanacak?

Cinsel kastrasyon olsa bile, Devlet tarafından suçluların takibi konusunda nasıl bir organizasyon yapılacağı da belirsiz.

PEDOFİLİ OLANLAR NASIL TEŞHİS EDİLECEK?

Pedofili olan kişiler hasta mı?

Ya da yüzde kaçı hasta?

Uzmanlara göre bunların çok azı hasta. Diğerleri ya sapık ya da psikopat.

Pedofilinin tıbbi tanısı kimler tarafından ne şekilde konulacak? Çünkü bir kişiyi pedofil olarak tespit edebilmek için altı ay gibi uzun süreli bir inceleme gerekiyor.

KİMYASAL HADIM UYGULAMASINDAKİ KAYGILAR

Kimyasal hadım nasıl uygulanacak?

Etik bir yöntem mi?

Yasal olarak mümkün mü?

Öncelikle yönetmelik olarak hazırlanan vücut bütünlüğüne yönelik düzenlemenin kanunla yasallaşması gerekmektedir.

Cinsel kastrasyon kişinin cinsel isteğini tamamen yok eden değil azaltan bir yöntem. Dolayısıyla kişinin bir kısım cinsel aktivasyonlarını devam ettiriyor.

Cinsel saldırıda bulunan kişilerin, büyük çoğunlukla kendi çocukluk dönemlerinde de cinsel istismara uğradıkları biliniyor. Bu nedenle uzmanlar cinsel saldırıda bulunanları tek bir faktöre bağlamanın yanlış olacağı, başka faktörlerin de tedavi edilmesi gerektiği görüşündeler. Öncelikle psikoterapiler ve davranış bozukluklarının giderilmesi gerektiğini savunuyorlar.

Kimyasal hadım, ancak kişiyi bir daha bu suçu işlememesine yönelik bir tedbir olarak ortaya çıkıyor.

Peki, toplumda hadım edilmemiş zihniyetler ne olacak?

Asıl sorun bu zihniyetle nasıl başa çıkılacağı yönünde.

Suçluyu cezalandırmakla suç davranışını ortadan kaldıramadığımız gerçeği ile karşı karşıyayız.

İDAM CEZASI GELECEK Mİ?

TCK da cinsel istismar suçuna yönelik zaten yeterince ağır cezalar mevcut. Cezalandırmakla, hadım ya da idam etmekle bu sorunu tümüyle yok etmiş olmuyoruz. Bu tür olaylara başkalarının maruz kalmasını önleyemiyoruz.

İdam kararı ile ölen geri gelmediği gibi mağdur olan da yaşadığını hiçbir şekilde unutamıyor.

İdam edilenin ıslah edilmesi diye bir durum zaten mevzubahis bile değil. İdamdaki amaç mağdur olanların ve toplumun vicdanını kısmen de olsa rahatlatmaktır.

Ateş düştüğü yeri yakar. İdamla tecavüze uğramış kişilerin ve onların yakınlarının acısını dindirmek kolay değil. Ancak mağdur olanın kendisinin ya da ailesinin yüreğine bir nebze olsun su serpmiş olunuyor.

Öte yandan idamı, bu suçu işlemeye meyilli olanlar için caydırıcı bir cezalandırma eylemi olarak görenler de var.

Eğitimin uzun bir zaman alacağı bu nedenle idamın kısa sürede bu suçu işlemede caydırıcılık taşıyacağı görüşü de hakim.

Kimyasal hadım geri dönüşü mümkün bir uygulama, ancak idamda geri dönüş yok. Sonradan “pardon” biz yanlış karar vermişiz diyebilme şansımız da yok.

İdam konusu cinsel istismar dışında genel olarak adam öldürme boyutuna çıkılabilir sorusuyla da karşı karşıyayız.

Maksadını aşan bir uygulamaya geçilebilir mi bilemiyoruz.

Öte yandan, ABD, Çin, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Ortadoğu ve Arap Yarımadası ve Afrika ülkelerinde idam uygulaması da var. Ancak yapılan araştırmalar bu ülkelerin idamla cinsel istismarın önüne geçemediği gerçeğini de ortaya koyuyor. Bu nedenle idam çözüm olsaydı bu ülkelerde olurdu diyenler çoğunlukta.

AK Parti'nin verdiği idam ve hadım önergesi, CHP Kadın ve Çocuk Hakları İnceleme ve İzleme Komisyonu Başkanı ve Tekirdağ milletvekili Candan Yüceer'in “Bebeklere çocuklara tecavüz eden mahkumlar devletin namusudur hadım edilmemeli. Hadım ve idam insanlık onuruna aykırıdır" diyerek karşı çıkıp, eleştirmesi tecavüzcüleri savunduğu şeklinde değerlendirildi.

“Bebeklere çocuklara tecavüz eden mahkumlar devletin namusudur hadım edilmemeli” cümlesi de kafa karıştırıcı…

CHP’li Candan Yüceer’in “Devletin namusundan” neyi hedeflediğini pek anlamış değilim.

Zaten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya da, hükümetten gelen kastrasyon çağrılarının aksine “Bu çözüm değil” diyerek özellikle ailelerin, çocukların, öğretmenlerin bu konuda eğitilerek bilinçlendirilmesi gerektiğini, çocuk istismarın üzerinin örtülmesine asla izin verilmeyeceğini söyleyerek idam konusuna hiç girmedi.

Doğru olanı da buydu: Toplumun bu konuda eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılarak, kız ve erkek çocuk ayrımcılığının yok edilmesi.

Kız çocuklarının bir cinsel tema olarak gösterilmesinin önlenmesi.

En önemlisi ise Milli Eğitim Bakanlığınca toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyici müfredatın konulması ve bu yönde uygulamalı projelerin hayata geçirilmesiyle mümkün olabilecektir.

Bu arada bir kadın vatandaşın, hayvan hakları yasası ve idam cezası konusundaki beklentisine Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yavaş, yavaş… Hayvan hakları zaten gündemde de idam cezası tabii biraz daha zor. Anayasa kararı gerekiyor” diye karşılık vermesi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da bu konuya sıcak bakmadığının bir göstergesi.

 

Sonuç olarak; cinsel istismara idam ve kimyasal hadım cezasının TBMM’nde kabul edilmesi bu aşamada pek de mümkün gözükmese de, çağdaş Türkiye’nin; toplumdaki tüm fay hatlarını yerinden oynatacak kadar güçlü olan kadın, çocuk tecavüzleriyle cinsel istismar gerçeğine, toplumsal geleceğimiz için çok hızlı ve kararlı çözümler üretmesi bir zorunluluk olarak ortada durmaktadır.

 

En önemli aşamanın ise, toplumumuzda derin travmalar yaratan bu olayların artık sadece “kadın sorunu” olarak görülmemesi, kadın ve erkeğin yani tüm toplumun -siyasi istismarların dışına attığı- ortak bir derdi haline gelmesi olacaktır.

 

Dr. Binnur ÇELEBİ

siyasetcafe.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum